BİZ KİMİZ

Somuncu Baba

Milletlerin dünya arenasında huzur içinde yaşayabilmeleri¸ çağdaş uygarlık yolunda birbirleriyle yarışabilmeleri için bireylerine çok büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.


Milletlerin dünya arenasında huzur içinde yaşayabilmeleri¸ çağdaş uygarlık yolunda birbirleriyle yarışabilmeleri için bireylerine çok büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.


Menzili çok¸ geçidi az¸ derin sulu hendekleri geçip¸ ebediyet yolunda tökezlemeden yürüyüp hedefe varmanın anahtarı ise yüzlerini¸ gönüllerini ve idraklerini en büyük kitap Kur'an'ın nuru ile aydınlanıp¸ aydınlatmaları¸ ecdat ve vatan sevgisi ile hemhal olmaktan geçer.


Bütün bunların gerçekleşmesi için insanın kendisini tanıması¸ daha doğrusu aslının¸ esasının¸ cevherinin ne olduğunu bilmesi gerekir. Kendini bilmeden başkalarını tanıyamayacağı da bir gerçektir. O halde biz kimiz¸ esasımız¸ cevherimiz ne?


Biz¸ “Muhakkak biz insanı en güzel biçimde yarattık ve ona pek çok sorumluluklar verdik.” hitabına fazlasıyla mazhar olan ve Türk milletini dünyaya nizam vermek için gönderen Çaresizler Çaresi'nin en sevgili kullarıyız.


Biz¸ âlemlere rahmet olarak gönderilen mahşer günü herkesin “Nefsî¸ nefsî…” diye ne yapacağını şaşırıp çırpındığı bir sırada secdelere kapanıp “Ümmetimi isterim Ya Rabbi! Ümmetimi bana bağışlamadıkça kalkmam.” diye feryat ve şefaat edecek olan İki Cihan Güneşi'nin ümmetindeniz.


Biz¸ bütün servetini göz kırpmadan bağışlayan¸ Peygamberler Peygamberi'nin can yoldaşı¸ hicret arkadaşı¸ insanlığın mihenk taşı Hz. Ebu Bekir'in; devlet reisi olduğu halde sırtında un ve kerpiç taşıyan¸ “Dicle'de bir kurt koyunu parçalasa benden sorulur.” diyerek tir tir titreyen ve oğlunun niçin böyle yapıyorsun sorusuna; “Kendi nefsimi biraz beğenir gibi olduğum için zelil etmek¸ gururumu kırmak istiyorum.” diye karşılık veren adaletin kalesi Hz. Ömer'in izindeyiz.


Biz¸ gösteriş ve debdebeye zerre kadar yer vermeyen¸ kendini bir köle ile aynı ayarda gören¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in sevgisi ile yanıp tutuşan “Kapımın önündeki devlet bayrağını kaldırıp¸ onun yerine direğe kefenimi bayrak edinin ve ahaliye de Sultan Selahaddin (Eyyubî)'nin dünya saltanatından ve fetihlerinden ahirete götüreceği işte bu kefenden ibarettir.” diyerek son emrini veren Kudüs Fatihi'nin sevgi ve felsefesiyle yoğrulup¸ doğrulanız.


Biz¸ “Geri dön¸ bir daha gel¸ her kimsen gel¸ bundan evvel / Dinsiz¸ Mecusi¸ zındık¸ her ne isen yine gel.” diyen gönüllerin sultanı¸ gariplerin yoldaşı¸ insan sevgisinin mihenk taşı Hz. Mevlânâ'nın ve “Denizdeki canavarla ne uğraşıyorsun¸ içindeki canavarla uğraş.” diyen Ulu Hünkâr'ın hocası Seyyid Burhaneddin'in Konya ve Kayseri'de kardeşleriyiz.


Biz¸ “Bütün Müslümanların minberlerde zaferlerimiz için dua ettikleri şu anda kendimi düşman üzerine atacağım. Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım¸ ya şehit olur cennete giderim. Sizlerden beni takip etmeyi arzulayanlar takip etsinler¸ ayrılmayı tercih edenler ayrılsınlar.” diyen ve Malazgirt'te Bizans ordularını yenerek Anadolu'muzun kapılarını ardına kadar açan¸ adı gibi arslan¸ Alparslan'ın Alperenleriyiz.


Misafir kaldığı evde sabaha kadar ayakta duran¸ “Biz Kur'an'ın bulunduğu yerde ayaklarımızı uzatıp yatmaktan hayâ ederiz.” diyen Osman Gazi'nin ve ona her fırsatta yol gösterip¸ Osmanlı'yı manevî kuvvetiyle zirveye taşıyan¸ “Yüksekte yer tutanlar¸ aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma. Bilesin ki atın iyisine doru¸ yiğidin iyisine deli derler. İnsanı yaşat ki “Devlet” yaşasın.” diyen Şeyh Edebali'nin torunlarıyız.


Biz¸ “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden askerler ne güzel asker¸ komutanlar ne güzel komutandır.” diyen Rasûlullah'ın ve manevî Fatih Akşemseddin'in müjdesi ile zirveleşerek küffarın Doğu kalesi¸ dünyanın şahdamarı İstanbul'u alarak gül-i zâr (gül bahçesi) yapan ve yeni bir çağı insanlığın ışığı ve ümidi olarak sonuna kadar açan Fatih Sultan Mehmed'in fatihlerindeniz.


Biz¸ dünyayı bir elma gibi küçük görüp¸ iki hükümdara çok¸ bir hükümdara az diyen Türk ve İslâm dünyasının liderliğini ele geçirerek kutsal emanetleri ve hilafeti İstanbul'a getiren Cihangir Yavuzların¸ Salibi (Haçlıyı) üzengisinin önüne diz çöktürüp (etek) öptüren¸ “Türk Asrı”nın Sultanı Kanunilerin nesliyiz.


Yine biz¸ ilây-ı kelimetullah¸ gaza ve cihad ülküsü ile üç kıta yedi iklime yayılıp adalet ve irfan akıtan¸ Tuna'dan aldığımız abdestle namazımızı Belgrad'da¸ Estergon'da ve Viyana'da kılan Tuvana yiğitlerin evladıyız.


Çanakkale'de¸ Nusret mayın gemisinin süvarisi Nazmi Kaptan¸ şehadet şerbetini içen Hakkı Kaptan¸ 270 kg'lık mermiyi sırtında taşıyan Mehmet oğlu Seyitleriz.


Güzel Melike İzmir'de düşmana ilk kurşunu atıp şehit olan Hasan Tahsinler¸ Süleyman Fethi'leriz.


Sözün kısası; kıtalara¸ denizlere¸ çağlara sığmayan bir büyük neslin evladıyız. Bu mirası sonsuza kadar devam ettirip dünya arenasında yine yerimizi almalıyız.

Sayfayı Paylaş