ŞEMSEDDİN SİVASÎ'NİN PENDNAME'Sİ'NDE ÖĞÜT YOLUYLA EĞİTİM

Somuncu Baba

Öğüt yahut nasihat etmek¸ dostun dosta iyi niyetli sözleri gibidir. Söyleyen açısından bakıldığında¸ İbn Hazm'a göre “Kişinin dostunu üzen bir şey dolayısıyla üzülmesi; ona fayda sağlayan bir şey dolayısıyla da sevinmesi” demektir. Ona göre her dost¸ nasihatçi değildir¸ fakat her nasihatçi¸ nasihat ettiği hususta dosttur. Ayrıca bu¸ ona göre öğüt kabul edilmesi¸ icabet edilmesi şartıyla da değil¸ erdemli bir insan olmanın gereği olarak yapılmalıdır. Nitekim Şemseddin Sivasî de¸ erdemli bir insan olmanın gereği olarak¸ sadece dua b


Öğüt yahut nasihat etmek¸ dostun dosta iyi niyetli sözleri gibidir. Söyleyen açısından bakıldığında¸ İbn Hazm'a göre “Kişinin dostunu üzen bir şey dolayısıyla üzülmesi; ona fayda sağlayan bir şey dolayısıyla da sevinmesi” demektir. Ona göre her dost¸ nasihatçi değildir¸ fakat her nasihatçi¸ nasihat ettiği hususta dosttur. Ayrıca bu¸ ona göre öğüt kabul edilmesi¸ icabet edilmesi şartıyla da değil¸ erdemli bir insan olmanın gereği olarak yapılmalıdır. Nitekim Şemseddin Sivasî de¸ erdemli bir insan olmanın gereği olarak¸ sadece dua beklentisiyle öğütlerde bulunduğu “Pendname”sini kaleme almıştır. Nitekim dua davranışı da¸ kendine dönme¸ kendinle muhasebe etme ve arınma ibadetidir. İnsana güven ve huzur verir. Sevinç ve üzüntü anlarında¸ mutlak güven kaynağı olduğuna inanılan Yaradan'a sığınma¸ onunla paylaşma ve rahatlık sağlama işlevi görür. Bu vesile ile özellikle kişiyi hayatın riskleri karşısında güçlendirir ve destekler. Bu da ahlaki gelişimin bir destekleyicisi olup¸ insan böylece olgunlaşarak “kâmil” sıfatını elde eder. Bu sebeple Sivasî'nin ifadesiyle “Duâdan uzak olmak¸ kâmil insanlara yakışmaz.”


Dua etmek¸ aynı zamanda birliğin¸ muhabbetin¸ kardeşliğin de temelidir. İnsanlar arasında haset¸ ayrımcılık¸ kendini beğenme vb. davranışların oluşumuna engel olur. Nitekim Sivasî'ye göre¸ Nifak (ayrılık) çıkarmayıp¸ mutedil ve vasat olmak düşmanlara bile¸ düşmanlık etmeyip dostane davranmak erdemini gösterebilmek gerekir. Herkese âdil davranmak¸ dengeli ilişki kurmak tavsiye edilir. Çok keskin tavırlar yerine¸ daha orta yolu takip eden yaklaşımlarda bulunmak önerilir. Nitekim böyle davranmak¸ bir ölçü olarak dengeyi sağlayacaktır. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in: “İşlerin en hayırlısı¸ orta (vasat) olanıdır.” sözü de bu meyandadır. Eğer bu ölçü kaybedilirse¸ ortaya çıkan durum¸ olumlu yahut erdemli davranışlarda aşırıya kaçmayı getirir. Bu¸ ilk anda pozitif gözükse de¸ özünde sorunlara gebedir. Kınalızâde bu konu üzerinde genişçe durmuş ve Ahlâk-ı Alâî'sinde¸ erdeme benzeyen ama eksiklik ve fazlalığından dolayı rezîlete (olumsuzluklara) dönüşen davranışları açıklamıştır. Örneğin yer yer hikmetli zannedilen süslü sözler söylemek¸ iffet zannedilen itibarlı kimselere şirin gözükme davranışları¸ cömertlik zannedilen gösterişler¸ cesaret zannedilen korkaklığı örtme çabaları¸ adalet zannedilen ikiyüzlülükler vb. bu anlamda verilebilecek örnekler arasındadır. İşte bu nedenle Sivasî de “Vasat hali her şeyde makbuldur.” der. Ancak itidalli olmak ve ayrımcı olmamak¸ diğer ahlakî nitelikler ile de ilgilidir. Örneğin kişilik şekillenirken¸ özellikle karakter eğitimi son derece önemlidir. Ailede ve diğer sosyal çevrelerde iyi yetiştirilmeyen¸ itilip-kakılan azarlanan çocuklar olumsuz karakter özellikleri gösterir ve toplumdan dışlanırlar. Sivasî¸ yukarıda aktardığımız Pendnâme'sinde geçen beyitlerde buna imkân verilmemesi noktasında bizlere öğüt vermektedir. O¸ bu bağlamda¸ öğüt verme yoluyla¸ ahlak eğitiminde birer karakter özelliği olan cömertlik ve cimriliğe de yer verir.


Cimrilik¸ bir karakter özelliği olarak¸ sadece para biriktirmeyi ve başkalarına karşı maddi konularda verici olmamayı anlatmaz. Aynı zamanda başkalarına zaman ayırmak¸ sevgi ve iyi niyet göstermek¸ onların gönlünü hoş eylemek gibi konularda da¸ kendi dışındaki insanlara verici olmamayı¸ adeta duvar örmeyi anlatır. Bu yanıyla cimriliğin¸ bencillik kendini beğenmişlik ve kıskançlıkla yakın ilgisinden söz edilebilir. Nitekim kendini beğenmiş gözüken pek çok insan¸ özünde ya narsistik kişilik problemleri veya aşağılık duyguları yaşar. Nitekim narsist bir insan için¸ kendi dışındakiler bir anlam taşımadıklarından dolayı¸ onun duygu ve düşüncelerini pek etkilemezler. Aslında kendisi dışında bir dünya olmayıp¸ kendisi tek başına bir dünyadır. Bu duygu ve düşüncelerin gerisindeki bencillik¸ özünde insanın kendi benliği ile çatışmasının sonucudur. Sağlıklı bir benlik algısının olamaması sebebiyledir. Bu durumdaki bir bireyin özgüven ve öz-ilişki sorunu yaşaması kaçınılmazdır. Bu sorunu aşabilmenin yolu ise¸ kendine aşırı derecede yönelip¸ kendini olduğundan farklı görme eğilimi içinde olmaktır. Gerçekte kendini seviyor zannedilse de aslında Fromm'a göre sorun tam tersine kendini sevememesidir. Kendi kendisiyle barışık olamamasıdır. Bu nedenle¸ dış dünyayı kendi benliğine alet etmek ister. Dışarıya karşı kendini çok beğenmiş¸ başkalarını umursamaz gözükse bile özünde kendini değersiz gören yahut kendi kendisiyle çatışmalı ve kendi dışındakilere karşı kıskançlık ve cimrilik yönelimi içinde olan bir kimse söz konusudur. Çünkü insan¸ eğer kendine değer verebilmiş olsa başkalarına da değer verir. Böylece başkalarına karşı sevgide¸ diğer konulardaki vericilikte cömert olur ve kendini de değerli görür.


Gıybetten Sakınmayı Öğütlemek


Sivasî'nin üzerinde durduğu bir diğer konu da gıybettir. Bilindiği gibi ayet ve hadislerde açıkça yasaklanmış ve yapılan teşbihlerle uzak durulması istenilmiştir. Gıybet¸ çoğu kez öğrenilmiş bir davranış olarak ortaya çıkmakta olup¸ sakınılması öğütlenmektedir. Sivasî¸ günahı küçümsememek gerektiğini söyler. Ona göre¸ bu doğrultudaki tutum ve davranışlar¸ Allah'ın büyüklüğünü algılama ve O'na sevgide ve bağlılıktaki bir soruna işaret eder. Çünkü takva sahibi olmak¸ sorumluluk sahibi olmaktır. Yaratanla kurulan o içtenlikli ilişki¸ günah olarak bilinen her davranışı yapmayı engelleyicidir. Eğer hata ile günah işlenirse doğal olarak bunun rahatsızlık vermesi gerekir. Çünkü inanılan Yüce varlık ile inanan bireyin ilişkisi bu günah nedeniyle zarar görür. Bu nedenledir ki günahı küçük görme tutum ve düşüncesinin bizzat kendisi büyük bir günah olarak kabul edilir. İnancın samimi olmadığı¸ inanç-davranış arasında güçlü bir bağın oluşmadığı kabul edilir. Nitekim bir hadis-i şerifte bu durum şöyle ifade edilir: “Mümin¸ günahını¸ her an düşmesinden korktuğu bir dağ gibi¸ münafık ise günahını¸ burnuna konmuş ve bir hareketle uçacağı sinek gibi küçük görür.” Hadiste görüldüğü gibi¸ günahı küçük görmek insanı mümin olmaktan uzaklaştırıp münafık karakterine dönüşmesine yol açmaktadır. Bu vesile ile Sivasî de uyarıda bulunarak¸ günahların küçük diye nitelenmesini doğru bulmayıp¸ onları ciddiye alıp vazgeçmeyi öğütlemektedir. Günahı küçük görmek¸ aynı zamanda nimetlere nankörlük yönelimi olarak görülür. Nitekim bu bağlamda Kuran-ı Kerim'de de sıkça üzerinde durulan olumsuz ahlakî karakter özelliklerinden biri nankörlüktür. Allah'ın sayısız nimetlerine karşı¸ “Rabb'inizin hangi nimetini yalanlayacaksınız?” ayetiyle insanlardan kadirşinaslık ve vefa beklendiği ifade edilmektedir. Allah'ın kullarına dönük bu hitabında ifadesini bulan nankörlüğün olumsuz işlevi¸ insanlar arası ilişkilerde de önemli bir ahlakî sorundur. Sivasî de bu noktada kaleme aldığı beyitlerinde özellikle¸ rızık kazanmasına vesile olan kimselere teşekkür etmek yerine¸ nankörlük etmenin¸ aslında kendine zarar vermek olduğunu ifade etmektedir.


Ahlak psikolojisi ve eğitimi çerçevesinde Sivasî'nin eğitilmesi gereken bir tutum ve davranış olarak ele aldığı dünyaya meyletme de¸ mutasavvıflar tarafından yakînî imanın zayıflığı ile açıklanır. Eğer kişi dünyaya yakînî imanın kalbini ısıtmasıyla bakarsa¸ dünyayı geçici bir mekân olarak görür ve ahrete öncelik verir. Ama kim bu ışığı yakalayamaz¸ yakînî iman ile bir bilinç aydınlanması elde edemezse¸ dünyaya meyleder ve kıymet verir. Dünya ona daha çekici gelir. Böylece dünyanın çekici zevklerinden daha fazla istifade etmek için¸ daha uzun yaşama arzusu oluşur. Hevâ ve hevesinin ürünü olan bu arzu¸ ölümü uzak görmeyi¸ ona hazırlıksız yakalanmayı getirir. Sivasî beyitlerinde bize tam da bunu anlatmakta ve öğüt vererek sakındırmaya çalışmaktadır.


Öğüt Verenlere Kulak Vermek


Sivasî¸ öğüt verenlere kulak verilmesi gerektiğini söyler. Ona göre eğer bu öğüt¸ irfanla beslenmiş birinden gelirse¸ kemik arasına sıkışmış bir yaranın iyileştirilme çabası gibidir. Sadece¸ öğüt verilene yardım etme amacı taşır. İbn Hazm'a göre¸ bu kimseler ve öğütleri¸ çok nadir bulunan maddelerden daha değerlidirler. Sivasî'ye göre¸ iyi kimselerle sohbet etmek¸ sadece o sohbet ortamında bulunmak bile kişiyi rahatlatır¸ ona huzur verir. Fakat erdemsiz kimselerin sohbetinde bulunmak¸ onlara kulak vermek insanı felakete götürür. Bu bağlamda Sivasî'nin herkese¸ özellikle anlamayanlara laf anlatmaya çalışmanın çoğu kez boşuna bir çaba olduğunu söylemesi de önemli öğütlerinden biridir.


Yola çıkmadan önce yol arkadaşını ve bir evde oturmadan önce komşularını seçmek de Sivasî'nin öğütleri arasındadır. Hatta¸ sırf komşu hatırına daha fazla harcayarak ev almayı tavsiye eder. Dilimizde “Ev alma¸ komşu al.” ve “Yoldan kal¸ yoldaştan kalma.” atasözleri de¸ Sivasî'nin bu öğütleriyle aynı mahiyettedir. O¸ dostluğun önemine vurgu yaparak¸ küçük kırgınlıkların hemen düşmanlığa dönüşmemesi gerektiğini¸ bunun için geçmiş güzel hatıraların gündeme getirilmesinin önemini ifade eder.


Sivasî; âlimlerin¸ peygamberlerin varisleri olmalarına vurgu yaparak¸ onlara karşı mütevazı olmayı¸ onların ilimlerinden yararlanmayı ve hatta onlara hizmet etmeyi çok değerli ve güzel bir davranış olarak görür ve öğütler.


Bütün bu ahlak eğitiminin karakter ve kişilik oluşumundaki en önemli zeminlerinden ve desteklerinden biri de¸ olur olmaz işlere karşı kaygılı olamamaktır. Kaygılı olmak¸ inanan birey için çok anlamlı gözükmemektedir. Çünkü her şey mutlak güç¸ mutlak irade olan Yüce Allah'ın takdiri dâhilindedir. Ancak insan¸ zayıf ve çabuk nefsine yenilebilen bir varlık olması hasebiyle sık sık kaygılara düşebilmekte¸ iç huzurunu zedeleyerek sıkıntılı olabilmektedir. Bu durum¸ daha çok nedeni belli olan olaylarda da vuku bulmakta olup düzeltilebilmesi mümkün ve kolaydır. İşte öğütlerin en etkili olduğu noktalardan biri bu konudur. Burada şunu belirtmeliyiz ki¸ bahsi geçen kaygı ile nevrotik kaygı birebir aynı değildir. Nevrotik kaygılar dediğimiz¸ bazen daha zorlayıcı kaygılar da olabilir ve bu durum daha ciddi bir uzman desteğine ihtiyaç gösterebilir. Bahsi geçen kaygılar ise daha yalın olup¸ çevrenin desteği ve inancın kaynağıyla buluşturabilecek öğüt ve telkinlerle aşılabilir. Çünkü inanç ve din¸ özellikle inanan kimseler için esaslı bir güven kaynağıdır ve güven sorunu çözümlenip sağlıklı bir zemine oturduğunda kaygı yok olur.


Sivasî¸ başkalarının derdiyle dertlenmeyi¸ sevinçlerine ortak olmayı gözetleyerek¸ öğüt verdiği her hususta iyi niyetli bir dost tutumunu ortaya koymuştur. Öğütlerin içeriğine ve mahiyetine baktığımızda¸ genellikle Kur'an ve Sünnet çerçevesinde şekillenmiş¸ tecrübeyle zenginleşmiş ifadelerden oluştukları görülmektedir. Yer yer¸ diğer “pendname” vb. öğüt kitaplarındaki konularla benzeşmesi bu yüzden olmalıdır. Aradaki fark ise¸ genellikle aynı konuların farklı bir söyleyiş¸ farklı bir nazım şeklinde ifade edilmiş olmalarıdır.


 


Kaynakça



1. Şemseddin Sivasî¸ Pendnâme¸ Süleymaniye Kütüphanesi¸ H. Şemsi-F. Güneren Bl.¸ No: 2¸ yk. 23a-b.


2. Âlim Yıldız¸ Şemseddin Sivasî'nin Bilinmeyen Bir Eseri: Pendnâme¸ (Yayına hazır makale).


3. Erich Fromm¸ Sevme Sanatı¸ 7. Baskı¸ çev. Selçuk Budak¸ İstanbul¸ 2007.


4. Engin Geçtan¸ İnsan Olmak¸ 13. Baskı¸ İstanbul¸ 1993.


5. İbn Hazm¸ Ahlak¸ çev. Cemalettin Erdemci¸ Hasan Hüseyin Bircan¸ Van¸ 2005.


6. Yaşar Fersahoğlu¸ Din Eğitim ve Öğretiminde Duygu Eğitimi¸ İstanbul¸ 1998.


7. Recep Kaymakcan¸ Hasan Meydan¸ Ahlaki Karakter ve Eğitimi¸ II. Uluslararası Değerler ve Eğitimi Sempozyumu¸ İstanbul¸ 2012.


8. Gazali¸ İhyâu Ulûmi'd-Din¸ Kahire¸ trs¸ c. III.


9. Kınalızade Ali Efendi¸ Ahlak-ı Âlâi¸ Tercüman 1001 Temel eser.


10. M. Nuri Gömleksiz¸ A. Ülkü Kan¸ Eğitimde Duyuşsal Boyut ve Duyuşsal Öğrenme¸ İnternational Periodical For The Languages¸ Literatureand History of Turkishor Turkic¸ Vol. 7/1¸ 2012.

Sayfayı Paylaş