PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)'İN DUASI İLE İLİMDE BİR DERYA: HZ. ABDULLAH BİN ABBAS (R.A.)

Somuncu Baba

Kendi döneminde yaşayan sahâbîler ve tanıştığı ilim adamları¸ onu çok takdir ederlerdi. O¸ yetmiş sahâbînin üzerinde fikir beyan edip halledemediği bir meseleyi¸ kendi başına çözecek kadar ilim sahibi idi. Rivayet ettiği 1.660 hadisle en çok hadis rivayet eden yedi sahabiden beşincisiydi. Bir kısmını bizzat Peygamberimiz (s.a.v.)'den duydu; çoğunu ise Hz. Ömer¸ Hz. Ali¸ Hz. Muaz¸ babası Hz. Abbas ve Hz. Ebu Zer gibi büyük sahabilerden öğrendi.


Dinî ve Dünyevî İlimlerde Büyük Bir Âlim


Peygamberimiz (s.a.v.)'in amcasının oğlu ve daha çok İbn-i Abbas olarak bilinen Hz. Abdullah bin Abbas¸ Medine'ye hicretten dört-beş sene önce¸ Müslümanlar Kureyş'in ablukası altındayken Mekke'de dünyaya geldi. Doğduğu zaman babası¸ onu hemen Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)'e götürmüş ve ondan Abdullah için dua almıştı. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ nur topu gibi çocuğu kucağına aldı ve ona Abdullah ismini verdikten sonra ağzına biraz hurma ezmesi koydu ve şöyle bir duada bulundu: “Allah'ım! Ona Kitab'ı¸ Kitab'ın tefsirini ve hikmeti öğret. Allah'ım! Onu dinde ince anlayış sahibi kıl.”


Bu duanın bereketi ile büyüyen Hz. Abdullah¸ tefsir ve fıkıh ilimlerinde büyük bir âlim ve erken dönem Müslüman toplumunun en iyi Kur'an otoritelerinden oldu. Bu kutlu sahabinin ders halkaları ve sohbet meclisleri çok renkli geçerdi. O¸ büyük bir âlim olmanın ötesinde ihlâs ve takva sahibi birisi olduğu için¸ çok alçak gönüllü bir karaktere sahipti. Meseleleri herkesin anlayacağı¸ çok tatlı bir dille anlatırdı. Peygamberimiz (s.a.v.)'in güzel ahlâkı ile ahlâklanmış olan Hz. Abdullah¸ gurura kapılmadan: “Bu nimeti bana veren Yüce Allah'tır. Rasûlullah (s.a.v.) benim için ilim ve hikmet niyazında bulundu. Cenab-ı Hak da ihsan etti.” derdi.


Kendi döneminde yaşayan sahâbîler ve tanıştığı ilim adamları¸ onu çok takdir ederlerdi. O¸ yetmiş sahâbînin üzerinde fikir beyan edip halledemediği bir meseleyi¸ kendi başına çözecek kadar ilim sahibi idi. Rivayet ettiği 1.660 hadisle en çok hadis rivayet eden yedi sahabiden beşincisiydi. Bir kısmını bizzat Peygamberimiz (s.a.v.)'den duydu; çoğunu ise Hz. Ömer¸ Hz. Ali¸ Hz. Muaz¸ babası Hz. Abbas ve Hz. Ebu Zer gibi büyük sahabilerden öğrendi.


Hz. Abdullah¸ Halife Hz. Osman devrinden itibaren çeşitli vesilelerle Arap Yarımadası'nın dışına çıktı. Taberistan'a ve İstanbul'a kadar geldi. Hicretin yirmi yedinci senesinde Hz. Abdullah bin Sa'd ile Afrika fetihlerine katıldı. Karşılaştığı Kuzey Afrika Kralı Cercir (Cürcan)¸ kendisine değişik bilim dalları ile ilgili birçok soru yöneltti. Aldığı cevaplar karşısında tatmin olan Kral¸ Hz. Abdullah hakkında¸ “O¸ bir Arap dâhisidir.” demekten kendini alıkoyamadı. Dinî ilimlerin yanında savaş ve Arap tarihine ait bilgileri de takdire şayandı. Arap edebiyatı ve ensab ilmi (geneloji) alanlarında da derin bilgiye sahipti. Bu alanlarla ilgili olarak Hz. İbn-i Abbas¸ birçok eser yazmıştı.


Ünlü İslâm âlimi ve sahâbî Hz. Abdullah ibn-i Mesud'un Hz. İbn-i Abbas hakkında sarf ettiği cümleler¸ bu meyanda dikkat çekicidir: “Eğer Abbas'ın oğlu bizim yaşımıza varırsa¸ hiçbirimiz onun onda biri kadar olamayacağız.” Bilgisinin çokluğundan ve isabetli görüşlerinden dolayı ona artık herkes “Deniz” lakabı takmıştı. Halk¸ onun bilgisinden çok faydalanmıştı. Kimisi ona şiir ve edebiyattan¸ kimisi tarihten¸ kimisi fıkıhtan¸ kimisi kıraatten sorar ve ondan istediğini alırdı.


Artık Hz. İbn-i Abbas¸ ümmetin tartışılmaz ilim önderi durumuna gelmişti. Yanında oturup da ona boyun eğmeyen âlim ve ona soru sorup da onda aradığını bulamayan kimse yoktu. Keskin bir kavrayış ve büyük bir anlayış ile en zor ilmî meseleleri dahî kısa zamanda çözerdi. Hz. Ömer¸ onu bu yüzden herkesten üstün tutmuştu. Hz. Ömer¸ önemli ve çözümü zor bir meseleyle karşılaştığı zaman¸ Hz. İbn-i Abbas'a danışır ve ona: “Ey becerikli¸ çöz bakalım.” derdi. Bir gün Hz. İbn-i Abbas sıtmaya yakalandığında¸ Hz. Ömer¸ onun ziyaretine giderek: “Senin hastalığın bizi perişan etti. Allah bize yardım etsin.” dedi.


Bir gün Hz. İbn-i Abbas¸ daha çok yaşlılardan oluşan “Meşveret Meclisi”ne Halife Hz. Ömer tarafından çağrılmıştı. Yaşlı sahabiler genç yaşta bir delikanlının meclise çağrılmasını garip karşıladılar. Bunun üzerine Hz. Ömer¸ Nasr Sûresi'ni okudu ve ne manaya geldiğini oradakilere sordu. “Allah'ın nusret ve fethi gelince kitleler İslâm'a dehalet ederler. O zaman¸ Rabb'ine tespih¸ hamd ve istiğfarda bulun.” manasına gelir¸ dediler. Hz. Ömer bunu beğenmedi ve aynı soruyu genç Abdullah'a sordu. O da şu cevabı verdi: “Bu sûre¸ Allah Rasûlü'nün vefatını haber vermektedir. İnsanlar¸ fevc fevc İslâm'a girince¸ insanlara İslâm'ın mesajını getiren Peygamber'in (s.a.v.) vazifesi bitmiş demektir”. Bu cevap üzerine Hz. Ömer: “İşte ben¸ bunun için onu aranızda bulunduruyorum.” dedi.1



Rızık Konusunda İbn-i Abbas'tan Öğrenebileceklerimiz


Hz. İbn-i Abbas'ın rızka dair görüşünü öğrenmek için¸ sık sık yaptığı şu duanın içeriğine bakmakta fayda vardır. O¸ şu şekilde dua ederdi: “Allah'ım! Beni¸ rızkına kanaat edenlerden eyle; bana verdiğin rızkı bereketli kıl ve arkada bıraktığım her şeyimi gözet.”2 Rızkı veren sadece Allah'tır. Öyle ise Allah'tan rızık talep ederken¸ netice ne olursa olsun kanaatkâr olmak gerekmektedir. Allah¸ kuluna ne kadar rızık veriyorsa¸ kul onunla yetinebilmelidir. Elde edilen helal rızık¸ bir gün kulun elinden kaybolabilir. Onun için¸ Allah'tan bereketli rızık istenmelidir. Rızık¸ bereketli olursa¸ kulun maddî varlığı da sürdürebilir olur. Bereketsiz rızık ise kalıcı değildir. Geride bırakılan mal da salih kişilerin eline geçmeli ve hayırlı alanlarda kullanılmalıdır. Ölümden sonra kişinin malı¸ Allah tarafından gözetilirse¸ o mal¸ sadaka-i cariye hükmüne geçer ve kişi¸ ölümünden sonrada sevap kazanmaya devam eder. Böyle mal¸ hem dünyada¸ hem de ahirette bereketli olur ve kişiyi korur.


Hz. İbn-i Abbas'ın şu sözü de rızkın ilâhî boyutuna ışık tutmaktadır: “Hiçbir mü'min veya fasık kimse yoktur ki¸ Allah ona helalden rızık yazmış olmasın. Şayet sabreder¸ rızkını helalden beklerse; helal olan rızkını bulur. Yok¸ sabretmez de el uzatırsa; Allah onun helal olan rızkını azaltmış olur.” Kim olursa olsun¸ dünyada herkes helal rızık elde imkânına sahiptir. Yeter ki¸ o kişi¸ bunu talep etsin ve sabretsin. Aksi takdirde¸ rızkın bereketli olması mümkün değildir.



Misafirperverlik Konusunda İbn-i Abbas'tan Öğrenebileceklerimiz


Hz. Ebu Eyyub el-Ensarî¸ bir gün Basra'ya gittiğinde Hz. İbn-i Abbas'ı da görmek için evine kadar gitti. Hz. İbn-i Abbas¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'i Medine'deki evinde ilk ağırlama şerefine nail olmuş olan Hz. Ebu Eyyub'u görünce sevincinden âdeta uçuyordu. Onu ayrı bir özenle misafir etmek ve ağırlamak istiyordu. Misafirine hoş geldin dedikten sonra: “Sana¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'e yaptığını ben de yapacağım.” diyerek¸ hane halkının evi terk etmesini istedi. Aile fertleri¸ bunun üzerine evden ayrıldılar ve Hz. İbn-i Abbas¸ evde ne varsa hepsini Hz. Ebu Eyyub'a teslim etti. Varlıklı olan Hz. İbn-i Abbas¸ sürpriz misafirine: “Evde olan ne varsa hepsi senindir.” dedi ve bununla da yetinmeyerek kendisine ayrıca kırk bin (40.000) dirhem ile 20 (yirmi) hizmetçi verdi.


Kendisinden büyük sahabilere her zaman azamî saygı gösterirdi. Bir seferinde sahabilerden Hz. Zeyd bin Sabit ata binerken¸ Hz. Abdullah¸ atın üzengisini tuttu. Bunun üzerine Hz. Zeyd: “Ey Rasûlullah (s.a.v.)'in amcası oğlu¸ rica ediyorum bunu yapma. Beni mahcup ediyorsun.” dedi. Hz. Abdullah da boynunu bükerek: “Biz âlimlerimize ve büyüklerimize böyle davranmakla emrolunduk.” dedi. Hz. Zeyd dayanamayarak: “Bana elini göster.” dedi ve Hz. Abdullah'ın elini öperek: “Biz de Âl-i Beyt'e (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyuna) böyle davranmakla emrolunduk.” karşılığını verdi.


Hz. İbn Abbas¸ sadece ehl-i beyte veya diğer sahabilere cömert davranmadı. Onun cömertliği¸ ilmi kadar geniş ve anlamlı idi. Şu sözü¸ onun misafirperverliğini ve daha geniş bakışıyla sosyal duyarlılığını ne kadar güzel tasvir etmektedir: “Müslümanlardan bir ailenin bir aylık¸ bir cuma veya Allah'ın dilediği zamana kadar geçimini temin etmem¸ benim için ikinci kez hac yapmaktan daha iyidir.”3


 


Dipnot



1. Seyyar¸ Ali; Yıldızlar Engel Tanımaz: Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı; 4. Baskı; Rağbet Yayınları; İstanbul; 2012; ss. ss. 150-152.


2. Seyyar; 2012; s. 157.


3. Seyyar¸ 2012; ss. 148-157.

Sayfayı Paylaş