PEK ÇOK BAĞIŞLAYAN, BÜTÜN GÜNAHLARI ÖRTEN: EL-ĞAFÛR

Somuncu Baba

PEK ÇOK BAĞIŞLAYAN¸ BÜTÜN GÜNAHLARI ÖRTEN: EL-ĞAFÛR


Arapça'da el-Ğafûr “örtmek¸ gizlemek ve kirlenmekten korumak için bir şeyin üzerini örtmek” mânâsındaki gafr kökünden sıfat olup¸ “birinin kusurunu örten ve suçunu bağışlayıp affeden” anlamına gelir. Aynı kökten gelen “miğfer“¸ savaş esnasında savaşanın başının üzerine konulan ve kendisini oklardan koruyan özel bir kask türüne denir. Miğferin yararlarından birisi¸ başı örtmek¸ diğeri ise¸ kurşun ve oklardan başı korumaktır. “El-gafr” kökünden gelen ve mübâlağa kalıbında kullanılan el-Ğafûr¸ Yüce Allah tarafından bağışlanan insanların günahlarının çokluğunu ifade ettiği gibi¸ kulların günahlarının çokluğu nisbetinde Cenâb-ı Hakk'ın da bağışlamasının çok olduğunu ve bağışlamada herhangi bir sınırının bulunmadığını gösterir.1


Rabb'imizin en güzel isimleri arasında yer alan el-Ğafûr¸ inananlar için müjdeli anlamlar taşır. İnsana güven ve huzur verir. Kulun O'na olan sevgisi¸ ümidi¸ muhabbeti ve ihtirâmı daha çok artar. Çünkü Yüce Mevlâ'mız¸ Ğafûr'dur. Günahları bağışlar¸ kullarının kusurlarını ve hatâlarını örter¸ kuluna mağfiretle muâmele eder. Nitekim bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ kulların hatâ ve kusurlarının örtülmesini şöyle anlatır: “Şüphesiz Allah¸ âhiret gününde mü'mini kimsenin göremeyeceği biçimde kendisine yaklaştırır ve ‘Şu günahını biliyor musun¸ bu günahını biliyor musun?' diye sorar. O da ‘Evet biliyorum ey Rabb'im.' diyerek bunları kabul eder ve artık helâk olduğunu düşünmeye başlar. Bunun üzerine Allahu Teâl⠑Ben onları dünyada gizlediğim gibi bugün de bağışlıyorum.' der ve bu mü'mine sadece sevap defteri verilir.”2


Yüce Allah'ın el-Afüv isminde de günahları silip süpürmek gibi mânâları vardır. Ancak Ğafûr'la Afüv arasında ince bir farktan söz edilebilir. Şöyle ki¸ el-Afüv'de günahların bağışlanmasıyla birlikte günahların kulların yüzüne çarpılması ve kulun mahcup edilmesi vardır. El-Ğafûr'da ise¸ günahların affedilmesine rağmen¸ günahların kulun yüzüne çarpılması¸ rezil ve rüsvay edilmesi yoktur. Bu iki güzel isim arasındaki farkı en güzel bir şekilde şu âyet anlatır: “Ey Rabb'imiz! Bizi affet ve bizi bağışla.”3 Bu duâda¸ hem affedilmeyi ve hem de bağışlanmayı istemek vardır. Sadece affedilmek yetmiyor. Mahşerde günahların yüze vurulmak sûretiyle mahcup olunmak da istenmiyor.


Bağışlama Va'di¸ İnsana Ümit Verir.


Kur'an-ı Kerim'de birçok âyette Rabb'imizin en güzel isimleri arasında yer alan el-Ğafûr ismi âhirette¸ bağış ve acımayı sadece mü'minlere tahsis etme anlamlarını içeren er-Rahîm ismiyle birlikte kullanılmıştır: “(Ey Muhammed!) Kullarıma benim elbette çok bağışlayıcı¸ çok merhametli olduğumu haber ver.”4 El-Ğafûr ve er-Rahîm isminin birlikte kullanılmış olması¸ tekrar tekrar Rabb'imizin bağış ve merhametinin sonsuzluğunu gösterir. Bu da insanı sevgi temelli bir Allah inancına götürür. İnsanın ümitlerini yeşertir ve beklentilerini artırır. Mü'minle Yüce Allah arasındaki ilişki¸ korku merkezli değil¸ sevgi merkezli bir ilişki biçimidir. Bu sebeple bize düşen görev günah yükümüz ne kadar çok olursa olsun O'ndan irtibatı kesmemektir. Yüce Allah'ın elçiliğini yapan¸ yaşantılarıyla ümmetlerine önder ve örnek olan bütün peygamberler¸ içinde yaşadıkları toplumlarına “bağışlanma” dileğinde bulunmalarını tavsiye etmişlerdir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de tevhîd mücâdelesi anlatılan Hz. Nuh (a.s.)¸ bütün çağrılara kulak tıkayan kavmi hakkında bir baba şefkatiyle¸ getirdiği mesajı kabul etmemelerine rağmen son bir umutla yine de Rablerinden bağışlanma dileğinde bulunmalarını istemiştir: “Dedim ki: ‘Rabb'inize istiğfâr edin¸ çünkü O çokça affedicidir.”5


Hangi şart ve olağanüstü hallerde bulunursa bulunsun mü'min kimse¸ el-Ğafûr ve er-Rahîm olan Yüce Mevlâ'mızdan ümit kesmemelidir. Çünkü imanın sahih ve kabule şâyan olmasının şartlarından birincisi¸ yeis ve ümitsizlik halinde bulunmamaktır. Herhangi bir kimse durup durup da hakikatin ortaya çıkacağı ölüm halinde iman ederse¸ imanı makbul olmaz. Bu konuda Allahu Teâl⸠“Azabımızı gördükleri vakit¸ imanları kendilerine fayda vermez.”6 buyurmaktadır. Her ne kadar iman bir kalp ve vicdan işi ise de son nefeste bile olsa Yüce Allah'tan ümit kesilmemelidir. Bir başka âyette Rabb'imiz¸ kendi rahmetinden ümit kesilmemesi gerektiğini şöyle anlatıyor: “De ki: ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah¸ bütün günahları affeder. Çünkü O¸ çok bağışlayandır (el-Ğafûr)¸ çok merhamet (er-Rahîm) edendir.”7 Bunun tek istisnâsı Yüce Allah'a şirk koşmaktır. Şirk en büyük günahtır. Nitekim Kur'an'da en büyük günah olan şirkin bağışlanmayacağı¸ şirkten başka diğer bütün günahların bağışlanacağı haber verilmektedir.8


Yüce Allah'ın Mağfiret Kapısı Dâimâ Açıktır.


Yaşadığımız dünyada öyle korkunç zulümler devam ediyor ki¸ bu zâlimlerin zulümleri karşısında âdetâ arşı âlâ titriyor. Bütün bunlara rağmen bu imtihan dünyasında bu zâlimler kendilerine verilen nimetlerden yiyip-içiyorlar¸ sağlık-sıhhat¸ güç¸ iktidar ve kudret buluyorlar. Bu sebeple dünya hayatında yaptıkları küfür¸ zulüm ve mel'anetlerine karşılık nimetleri kesilmiyor. Elbette onlar¸ öte dünyada azaptan başka bir şey elde edemeyecekler. Çünkü onlar¸ hep küfür ve ma'siyetlerini artırmışlar olarak İlâhî huzûra çıkacaklar¸ sonuçlarına da katlanacaklardır. Mü'minlerin bunların işlerinin dünya hayatında iyi gitmesinden ve varlıklı bir hayat yaşamalarından dolayı karamsarlığa düşmemeleri gerekir. Zâlimlerin refah içinde yaşamaları¸ dünyevî işlerinin iyi gitmesi Cenâb-ı Hakk'ın onlar hakkındaki bir istidrâcı olabilir.


Öte yandan günahkâr mü'minler için af ve bağışlanma kapısı sonuna kadar açıktır. Yüce Allah'ın rahmeti ve şefkati her şeyi kuşatmıştır. Nitekim bir âyette şöyle buyrulur: “Kim bir kötülük yapar yahut kendine zulmeder¸ sonra da Allah'tan bağışlama dilerse¸ Allah'ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.”9 Bir başka âyet de: “O¸ çok bağışlayandır¸ çok sevendir”10 Bu son âyette Yüce Allah'ın el-Ğafûr isminin el-Vedûd ismiyle birlikte zikredilmesi çok anlamlıdır. Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Vedûd¸ Allah ile kulları arasındaki sevgiyi ifade eder. Sevgi¸ varoluşsal bir mânâdır. Çünkü O'nun el-Vedûd ismi¸ yaratıklarına karşı sonsuz sevgisinin varlığına işaret eder. Bu sevgiyle Rabb'imiz¸ kullarına sayısız nimetler verir. Kendisine yöneleni aslâ geri çevirmez ve günahlarından pişmanlık duyanı da bu sevginin bir gereği olarak bağışlar. İşte Allah'ın bu sevgisinin temelini¸ O'nun el-Ğafûr ve el-Vedûd ismiyle varlık âlemine tecellîsi oluşturur. Şöyle bir örnek vermek gerekirse¸ herhangi bir insan¸ kendisine karşı suç işleyen bir kimseyi affedebilir ama o kimseyi sevmez. Yine insan¸ sevmediği kimseye merhametle muâmele edebilir. Ancak Yüce Allah öyle değildir. Ma'siyet ve günah¸ Allah'a karşı işlenen suçlardır¸ cürümlerdir. İşte bütün bunlara rağmen O¸ günahlarından dolayı¸ bağışlanma dileyen kullarını affetmekle birlikte onları hem sever ve hem de onlara merhametiyle muâmele eder: “Çünkü Allah¸ tevbe edenleri sever.”11


Netice-i kelâm¸ biz insanız; insan hatâ ile ma'lül bir varlıktır. “Bitkinin kökü suda ise yeşerir.” sözünden hareketle¸ bizler de ne kadar günahkâr olursak olalım¸ Rabb'imizin el-Ğafûr isminin yüzü suyu hürmetine O'ndan ümit kesmemeliyiz. Mü'min dâimâ kalbinde ümit duyguları beslemelidir. Rabb'imize olan ümidimiz bizim en önemli sığınağımızdır. O'nun engin rahmetinden ümit kesilmez. Mü'mine düşen görev¸ Rabb'imizden bıkmadan usanmadan bağışlanma talebinde bulunmayı sürdürmektir.



Dipnot


1. Gazâlî¸ Kitâbu'l-Esn⸠s. 53.


2. Buhârî¸ “Mezâlim”¸ 2; “Edeb”¸ 60; Müslim¸ “Tevbe”¸ 52.


3. 2/Bakara¸ 286.


4. 15/Hicr¸ 49.


5. 71/Nuh¸ 10.


6. 40/Mü'min¸ 85.


7. 39/Zümer¸ 53.


8. 4/Nis⸠48.


9. 4/Nis⸠110.


10. 85/Burûc¸ 14.


11. 2/Bakara¸ 222.

Sayfayı Paylaş