BOSNA VELİLERİ

Somuncu Baba

Alperenlerin Bosna Hersek'e geldiğinde takvimler 1300'lü yılları göstermektedir. Yani Osmanlılardan yaklaşık 100 yıl önce… O dönemde de bu bölgede üç millet yaşamaktadır: Sırp¸ Hırvat ve Boşnaklar. Sırplar Ortodoks¸ Hırvatlar Katolik ve Boşnaklar da Hz. İsa'yı ilah değil peygamber olarak sayan ve tek bir ilaha imanı esas alan bir Hristiyan mezhebi olan Bogomili mezhebine bağlılardır.


Sarı Saltuk Hazretleri


Ahmed Yesevî Hazretleri'nin müritlerinden ve aynı zamanda soyundan olan Sarı Saltuk Hazretleri¸ 770 Alperenle ile birlikte yola çıkar ve önce Anadolu'ya oradan da Balkanlar'a gelir. Sarı Saltuk Hazretleri ve bu 770 Alperen hem Anadolu'nun hem de Balkanlar'ın İslâmlaşmasında büyük rol oynar.


Alperenlerin Bosna Hersek'e geldiğinde takvimler 1300'lü yılları göstermektedir. Yani Osmanlılardan yaklaşık 100 yıl önce… O dönemde de bu bölgede üç millet yaşamaktadır: Sırp¸ Hırvat ve Boşnaklar. Sırplar Ortodoks¸ Hırvatlar Katolik ve Boşnaklar da Hz. İsa'yı ilah değil peygamber olarak sayan ve tek bir ilaha imanı esas alan bir Hristiyan mezhebi olan Bogomili mezhebine bağlılardır.


Bileği sağlam¸ yüreği sağlam Alperenler manevî bir yönlendirme ile geldikleri Bune Nehri'nin çıktığı yere bir tekke yaparlar. O zaman için halkın yerleşim yerlerine biraz uzak olan bu dağ yamacında vahşi hayvanlardan başka kimse yaşamıyormuş. Daha sonra halk Alperenlerin bu vahşi hayvanlarla sanki evcil hayvanmışçasına ilgilendiklerini gördüğünde şaşkına dönerler. Bu mübarek insanlar Avrupa'nın debisi en yüksek nehri olan Bune Nehri'nin sularını da tıpkı nefislerini terbiye ettikleri gibi terbiye etmişlerdir. Yaklaşık 7 km'lik örülen duvarlar¸ üzerine kurulan değirmenler nehri sakinleştirmiştir. Fatih Sultan Mehmed'in bu topraklara gelmeden 100 sene kadar önce Alperenlerin bu hizmetlerinin karşılığında yaklaşık 800 Boşnak İslâm'la şereflenmiştir.


Fatih Bosna'yı fethederken Osmanlı ordusundan görevli bir kişi karşı orduya giderek kendilerine Alperenleri hatırlatır. Boşnaklar da bir asır önce kendilerine güzelliği gösteren Alperenleri unutmadıklarını ve onların müjdesi olan Osmanlı'nın geldiğini anlayınca Fatih'in önünde topluca Müslüman olurlar. Bugünkü arşiv kayıtlarında o gün 4685 hanenin Müslüman olduğu yazılıdır.


Önce nefis muhasebesi¸ dünya muhasebesi¸ ahiret muhasebesi yaptıktan sonra gönüllere giren Alperenlerin Bosna'da yaptıkları bu ilk tekkenin ilk şeyhi¸ Ahmet Yesevi Hazretleri'nin müridi ve torunu Sarı Saltuk Hazretleri'dir. İçeride sandukası durmaktadır. Şimdilerde Nakşilerin kullandığı tekkeyi Kadiriler ve ardından Halvetiler zikir mekânı olarak kullanmışlar.


Ali Dede Bosnevî


Halvetiyye tarikatı şeyhlerinden olan Ali Dede Bosna'nın Mostar kasabasında doğdu. Küçük yaşta başladığı ilim tahsiline İstanbul'da devam etti ve hem dini ilimlerde hem de fen ilimlerinde kemal dereceye ulaştı. Tasavvufî olarak da Bosnalı Bâlî Efendi'nin halifesi Nureddinzade'ye bağlanarak kendisinin uzun yıllar hizmetinde bulundu.


1566 yılında Kanuni Sultan Süleyman Han'ın son seferi Sigetvar Seferi'ne katıldı. Uzun süre kuşatmanın devam ettirilmesine rağmen kalenin alınamaması hasta olan padişahı çok üzüyordu. Padişah bu üzüntüsünü de Sokullu Mehmed Paşa'ya gönderdiği hatt-ı hümayunda açıkça belirtmişti. Ertesi gün Ali Dede Bosnevî Hazretleri'nin¸ askeri dualarla teşyi edip cesaretlendirmesi sonucu kale zabt edilmişti fakat bu sırada Kanuni Sultan Süleyman Han da vefat etmişti.


Fethedilen Sigetvar Kalesi civarında Kanuni Sultan Süleyman Han için bir türbe inşa edildi ve Ali Dede Bosnevî Hazretleri de türbedarlığa getirildi. Sonraları türbenin yanına bir de zaviye yaptıran Ali Dede¸ böylece Osmanlı Devleti'nin bu serhat boyunda İslâm'ı yaymaya¸ dinin emir ve yasaklarını öğretmeye başladı. Bundan sonra “Türbe Şeyhi” unvanıyla tanınan Ali Dede Bosnevî Hazretleri'nin sohbet halkası kısa sürede genişledi. Yaşayışını¸ davranışlarını¸ iyi hallerini¸ cömertliğini kısaca tam uygulamaya çalıştığı Rasûlullah Efendimiz'in ahlâkını gören gayr-i müslimler de onun bu hâline imrenerek seve seve Müslüman oldular.


Ali Dede Bosnevî Hazretleri sohbet ve derslerinde hep İslâmiyet'e uyulması¸ dinin emirlerinin yerine getirilip yasaklarından kaçınılması üzerinde konuşurdu. Bir seferinde şöyle buyurdu:


“İnsanlar dört kısımdır. Birincisi bilir¸ fakat bildiğini bilmez. Bu kimse uykudadır¸ onu uyandırmak lâzımdır. İkincisi bilir¸ bildiğini de bilir. Bu âlimdir ona uyunuz. Üçüncüsü bilmez¸ fakat bilmediğini bilir. Bunun irşada¸ yetiştirilmeye ihtiyacı vardır. Buna bilmediğini öğretiniz. Dördüncüsü bilmez¸ bilmediğini de bilmez. Bu cahildir¸ onu terk ediniz.”


Kendisine uykuda nasıl yatılacağı hakkında bir sual sorulunca şöyle buyurdu:


“Evlatlarım! Dört çeşit uyku şekli vardır. Birincisi kafa üzere uyumak yâni sırtüstü yatmak. Bu peygamberlerin uyumasıdır. Böyle yatarken göklerin ve yerlerin yaratılışı ve dolayısıyla Allahu Teâlâ'nın büyüklüğünü düşünürler. İkincisi¸ sağ taraf üzerine yatmak. Bu¸ âlimlerin ve âbidlerin¸ çok ibadet edenlerin uykusudur. Üçüncüsü sol tarafa yatmak. Bu¸ meliklerin¸ hükümdarların uyuma şeklidir. Bunların mideleri dolu olduğu için daha kolay hazmedilmesi maksadıyla böyle uyurlar. Dördüncüsü¸ yüzükoyun uyumak. Bu da şeytanların uyuma şeklidir. Siz her zaman birinci ve ikinci şekli tercih ediniz.”


Yine taat ve ibadet hakkında soru soranlara da şu cevabı verdiler: “Dört şey ibadettendir. Abdestsiz yürümemek¸ bir adım dahi atmamak. Çok secde etmek. Mescidlere bağlı olmak ve çok Kur'an-ı Kerim okumak.”


Ali Dede Bosnevî Hazretleri'nin kaleme aldığı pek çok eseri olup bazıları şunlardır:


1) Muhâdârâtü'l-Evâil ve Müsâmerâtü'l-Evâhir¸ 2) Temkînü'l-Makâm fî Mescidi'l-Harâm¸ 3) Havâtimü'l-Hikem ve Hallü'r-Rumûz ve Keşfü'l-Künûz¸ 4) Tercüme-i Kasîde-i Rûhâniyye¸ 5) Risâle fî Beyânî Ricâli'l-Gayb ve Terbiyeü'l-Merâtib ve'l-Usûl.


Ali Dede Bosnevî Hazretleri uzun yıllar dergâhında insanları irşat ederek onlara Allahu Teâlâ'ya giden hak yolu gösterdi. 1593 yılında Sultan Üçüncü Murad tarafından Makâm-ı İbrahim'i yenilemek göreviyle Mekke'ye gönderildi.


1597 senesinde Serdar-ı Ekrem Satırcı Mehmed Paşanın daveti üzerine Varat Seferi'ne katıldı. Avusturya ordusuna karşı askeri teşyi ederek zaferin kazanılmasını sağladı. Sefer dönüşü 1598'de Sigetvar Kalesi yakınlarında ikindi namazını eda ederlerken Hakk'ın rahmetine kavuştu. Sigetvar'daki makamına defnedildi.

Sayfayı Paylaş