HZ. ALİ'NİN (R.A.) SOSYAL DUYARLILIĞI VE CÖMERTLİĞİ

Somuncu Baba

Hz. Ali (r.a.)¸ iman ve güzel ahlâkıyla yoksulluk dönemlerinde iffet ve haysiyetini koruyabildiği gibi refah dönemlerinde de şükür ve tasaddukta bulunarak¸ zenginliğin hakkını verebilmiştir. Ona ait aşağıdaki sözler¸ sosyal hayata nasıl baktığının ve sosyal sorumluluk bilincini nasıl geliştirdiğinin bir göstergesidir:


Darlık Zamanında


Bile Cömertliğini Kimseden Esirgemeyen İslâm'ın 4. Halifesi


Hz. Ali (r.a.)¸ gerek yoksulluk¸ gerekse refah dönemlerinde son derece kanaatkâr ve zâhid bir hayatı benimsemiştir. Bununla birlikte toplumsal sorunlara karşı her zaman sosyal duyarlı davranmış ve yoksulların hamiliğini seve seve üstlenmiştir. Yoksulluğun da zenginliğin de birer imtihan vesilesi olduğunu ancak zenginlik imtihanının daha zor olacağının şuurunda olan Hz. Ali (r.a.)¸ ömrü boyunca takva ile birlikte cömertliğini de hep koruyabilmiş nadir şahsiyetlerden birisiydi. Geçmiş zor dönemleri hatırlayan Hz. Ali (r.a.) bir gün şöyle bir tespitte bulunur:


“Rasûlullah Efendimiz ile birlikte olduğumuz günleri hatırlıyorum da o günlerde açlıktan karnımıza taş bağladığımız olurdu. Bugün ise malımın zekâtı kırk bin dinara ulaşıyor.”1


Peygamberimiz (s.a.v.)'in vefatından hemen sonra sahabiler¸ yepyeni imtihanlara tâbi olurlar. Bir taraftan ticaret artar¸ diğer taraftan da yeni fetihlerle birlikte çok kısa zamanda çok fazla ganimetler elde edilir. Hz. Ali'nin yukarıdaki sözleri de herhalde ganimetten kendisine çokça hisse düştüğü bir döneme ait olacak ki¸ maddî durumunu geçmişin sıkıntılı dönemleriyle mukayese etme ihtiyacı duyar. Başta Hz. Ali olmak üzere mümtaz sahabiler¸ Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde sergiledikleri onurlu duruşlarını Efendimiz (s.a.v.)'in vefatından sonra da koruyabilmişler ve zenginliklerinde de dünyevî ve uhrevî sorumluluklarını layıkıyla yerine getirebilmişlerdir. Hz. Ali'nin şu sözleri¸ onun sosyal duyarlı ve cömert olmayı ne kadar önemsediğini gösterir:


“İki nimet vardır ki¸ beni hangisinin daha çok sevindirdiğini bilemiyorum. Birincisi¸ bir kimsenin¸ ihtiyacını karşılayacağımı ümit ederek¸ bana gelmesi ve bütün samimiyetiyle benden yardım istemesidir. İkincisi ise¸ Allah'ın¸ o kimsenin arzusunu benim vasıtamla yerine getirmesi veya kolaylaştırmasıdır. Bir Müslümanın sıkıntısını gidermeyi¸ dünya dolusu altın ve gümüşe sahip olmaya tercih ederim.”2


Sosyal Duyarlılığın Bereketini Hemen Görmesi


Hz. Ali (r.a.)¸ iman ve güzel ahlâkıyla yoksulluk dönemlerinde iffet ve haysiyetini koruyabildiği gibi refah dönemlerinde de şükür ve tasaddukta bulunarak¸ zenginliğin hakkını verebilmiştir. Ona ait aşağıdaki sözler¸ sosyal hayata nasıl baktığının ve sosyal sorumluluk bilincini nasıl geliştirdiğinin bir göstergesidir:


“Kimin üzerinde Allah'ın nimetleri artarsa insanların ona ihtiyaçları da artar. Allah için bu ihtiyaçları karşılayan kişi¸ nimetlerin devam ve bekâsını sağlamış olur. Böyle yapmayan ise o nimetleri zevâl ve fenâya maruz bırakmış olur.”3


Hakikaten Hz. Ali¸ ihtiyaç sahiplerini hiçbir zaman ihmal etmemiş ve onlara yaptığı yardımların karşılığını Cenab-ı Hak'tan fazlasıyla görmüştür. İşte aşağıdaki Hz. Ali'ye ait şu örnek¸ artan bereketin sosyal duyarlı davranma ile ne kadar ilişkili olduğunu açıkça göstermektedir.


Bir gün yoksulun biri¸ Hz. Ali (r.a.)'nin önünde durur ve bir şeyler ister. Hz. Ali¸ yoksulu geri çevirmez ve hemen evlatları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'e eve gitmelerini ve annelerine bıraktığı altı (6) dirhemden birini getirmelerini ister. Annelerinin¸ o altı (6) dirhemi un almak için ayırdığını söylediklerinde Hz. Ali¸ evlatlarına şu nasihatte bulunur:


“Bir kul¸ Allah'ın katındakine kendi elindekinden daha fazla güvenmedikçe imanı kâmil olmaz. Gidiniz ve annenize söyleyiniz. Altı (6) dirhemin hepsini göndersin.”


Bunun üzerine evlatları altı (6) dirhemi getirip babalarına teslim ederler. Hz. Ali de hepsini o yoksula tasaddukta bulunur. Tam evine gitmek üzereyken devesini satmak isteyen bir kişi Hz. Ali'nin yanına yaklaşır ve yüz kırk (140) dirheme devesini satabileceğini söyler. Hz. Ali¸ bu fiyat üzerinden deveyi satın alır ve parasını bir müddet sonra vermek üzere deve kapıya bağlanır. Satıcı gider ve birkaç saniye sonra başka bir şahıs o deveyi görür¸ merak eder¸ devenin sahibinin Hz. Ali'nin olduğunu öğrenir ve satılık olup olmadığını sorar. Hz. Ali¸ devenin iki yüz (200) dirheme satılık olduğunu söyler. Fiyatı beğenen o şahıs hemen deveyi satın alır ve peşin öder. Biraz sonra Hz. Ali¸ deveyi satın aldığı kişiye yüz kırk (140) dirhemi verir ve arta kalan altmış (60) dirhemi de eşine¸ Hz. Fatıma'ya¸ teslim eder. Hz. Fatıma şaşırır ve “bu nedir?” der. Hz. Ali¸ şöyle cevap verir:


“Bu Allah'ın ‘Kim bir iyilikle gelirse¸ ona o yaptığı iyiliğin on mislisi vardır…'4 buyurarak¸ Peygamberimizin vasıtasıyla bize vaat ettiği mükafâttır.”


Kur'an-ı Kerim'in Sosyal Duyarlılık Konusunda Hz. Ali (r.a.)'yi Örnek Göstermesi


Çevresindeki insanlara özel ilgi ve sevgi gösteren¸ kişilere karşı anlayışlı ve sabırlı olan¸ sosyal sorumluluk ve duyarlılık açısından azamî hassasiyet gösteren Hz. Ali (r.a.)¸ bu güzel yönleriyle Allah tarafından da övülmüştür.


Şöyle ki Hz. Ali¸ bir gün bir miktar arpa karşılığında yevmiyeci olarak çalıştıktan sonra arpayı evine getirir ve arpanın üçte birinden bir yemek hazırlanır. Yemek tam piştiğinde bir yoksul kapılarını çalar ve bir şey ister. Hz. Ali ve ailesi¸ pişen yemeği o yoksula verir. Sonra ikinci üçte birini öğütüp yemek yaparlar. Yemek pişince bu sefer bir yetim gelir ve bir şey ister. Bu yemeği de o yetime verirler. Kalan arpanın son üçte birinden yeni yemek yapılır fakat o da kapılarına gelen bir esire nasip olur. O gün Hz. Ali ve ailesi günlerini aç olarak geçirirler. Başkalarının ihtiyaçlarını kıt ve zor dönemlerde dahî göz önünde bulundurarak¸ fedakârlıkta bulunan Hz. Ali ve aile fertlerinin bu isâr ahlâkı karşısında şu âyet-i kerimeler nâzil olur:5


“Kendileri¸ ona duydukları sevgiye rağmen (muhtaç oldukları halde) yemeği¸ yoksula¸ yetime ve esire yedirirler. ‘Biz size yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden karşılık veya teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz¸ asık suratlı¸ zorlu bir gün sebebiyle Rabbimizden korkuyoruz.' (derler). Allah da onları¸ o günün azabından korur ve kendilerine güzel bir yüz ve sevinç verir.”6


Allah¸ örnek teşkil etmesi bakımından özelde Hz. Ali ve ailesini¸ genelde ise bu sosyal duyarlılığı sırf Allah rızası için sergileyen herkesi methetmekte ve uhrevî mükâfatlarla müjdelemektedir. İnsanların¸ hiçbir karşılık beklemeden malından¸ parasından veya yiyeceğinden başkalarına ve özellikle muhtaçlara cömertçe ve içlerinden “Bunu biz sadece Allah rızası için yapıyoruz.” diyerek gönülden vermeleri¸ Allah'ın çok hoşlandığı bir sosyal davranış biçimi olacak ki¸ âyetlerle de bu özellik teyit edilmektedir.


Kur'an-ı Kerim'in Rükûda İken İnfakta Bulunan Hz. Ali (r.a.)'yi Methetmesi


Hz. Ebu Zer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre bir gün Allah Rasûlü'nün ve Hz. Ali'nin de bulunduğu bir ortamda Mescid-i Nebevî'de öğle namazı kılınır. O esnada bir yoksul mescide gelir ve cemaatten sadaka ister. Herkes namazda olduğundan dolayı olacak ki kimse sadaka vermez. Yoksul¸ bu duruma tepki olsun diye ellerini semaya kaldırıp haykırır:


“Allah'ım¸ Peygamber Efendimiz'in mescidinde sadaka istedim ama kimse bana sadaka vermedi.”


Hz. Ali (r.a.)¸ o esnada rükûdadır. Buna rağmen yoksula sağ elinin küçük parmağındaki yüzüğünü işaret ederek¸ alması yönünde bir mesaj verir. Bunun üzerine yoksul¸ Hz. Ali'nin parmağındaki yüzüğünü alır ve oradan memnuniyetle ayrılır. Bu sahneyi gören Peygamberimiz (s.a.v.)¸ Hz. Musa (a.s.)'nın sırtının kuvvetlenmesi için¸ Cenab-ı Hak'tan ailesinden kardeşi Harun'u yardımcı olarak istediğini hatırlar ve buna benzer şöyle bir duada bulunur:


Allah'ım; Ben de senin Peygamberin ve seçkin kulun Muhammed'im. Benim sadrıma da inşirah ver. İşimi kolaylaştır. Ailemden bana bir vezir ver. Ali'yi ver¸ onunla benim sırtımı kuvvetlendir.”7


Bunun üzerine aşağıdaki âyet iner:


“Sizin dostunuz (veliniz)¸ ancak Allah'tır ve Peygamberidir ve iman edenler¸ namaz kılanlar ve rükû ederken zekât verenlerdir. Kim Allah'ı¸ Rasûlü'nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse¸ hiç şüphe yok¸ galip gelecek olanlar¸ Allah'ın taraftarlarıdır.”8


Bu âyet-i kerimenin hükmüne şüphesiz Hz. Ali (r.a.) dâhil olmaktadır. Bununla birlikte namaz kılmayı ve tasaddukta bulunmayı seven her mü'min¸ Allah'ın dostu ve Allah'ın tarafını tutanlardandır.


Hz. Ali (r.a.)¸ hayatı boyunca kanaatkâr kişiliğini koruyabildiği gibi cömertlik konusunda da öncü sahabilerdendi. O¸ en hayırlı azığı takvada¸ en hayırlı ticaret malını ibadetlerde¸ en hayırlı zenginliği ise kanaatte bulmuştur. Hz. Ali'nin sosyal hayata bakışından bugünün Müslümanları çok şey öğrenebilir.


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin Hutbeleri ve Hz. Ali'ye Duyduğu Muhabbet


Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz'e ulaşan nesebiyle 36. kuşaktan Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan olan Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi de Hz. Ali'nin söz ve nasihatlerine önem vererek¸ Şeyh Hamid-i Veli Camii›nde imam ve hatiplik yaptığı dönemlerde hutbelerinde en az iki kez Hz. Ali'nin hutbe ve nasihatlerine yer vermiştir.9


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Hutbeler adlı eserinin yüz kırk beşinci hutbesinde “Cemâat-i Müslimîn! Tercüme edilmiş¸ Türkçesini okuyacağım bu hutbe¸ emirü'l-müminînin¸ İmam Ali (kerrema'lâhuvechehû ve radiya'llâhu Teâlâ anhu) Hazretleri'nin¸ dehân-ı hikmet-nisârlarından sâdır olmuş bir hutbeleridir” demek suretiyle Hz. Ali'nin bugünün Müslümanlarının da istifade edebileceği hutbesini irad etmiştir:


“Amel icrâ etmeden âhiret sultanlığı istemeye kalkışma. Ve tûl-i emel sâikasıyla tevbeyi bugünden yarına atma. Sözün¸ dünyadan el çekenlerin sözü¸ işin ise dünyaya tapanların işi olmasın. Ne kadar verilirse doymak bilmeyen ve elindekilerle kanâat etmeyenlerden olma. Verilmiş olan nîmetlerin şükründen âciz iken ziyâdesini arama. Halka öğüt veren¸ kendisi öğütlerle âmil olmayanlardan ve sâlihleri sevip¸ onların amellerini işlemeyenlerden ve günahkârlara buğz edip kendisi onlardan biri olanlardan olma. Günahının çokluğundan dolayı ölümden ürkmekte iken bu ürküntüye sebep olan şeyleri bırakmayan kimselere şaşılmaz mı? Hasta olduğu vakit işlediği günahlara nâdim olur. Fakat iyi olunca yine aynı yoldan gitmekte tereddüt etmez. Âfiyet içinde iken gururlanır¸ bir musibete giriftar olunca ızdırâra düşer¸ kıvranır. Gaflet sâikasıyla iyi zannettiği dünya heveslerinde nefsi ona galebe eder. Kendisi ise yakinen bildiği işlerde nefsine galebe edemez. Başkasının ufak bir günahından dolayı ona hayıflanır. Kendisinin ufak bir ameline ise büyük mükâfat bekler. Biraz sürüp kesbedecek olursa kibirlenir¸ böbürlenir. Fakir olacak olursa ye'se düşer¸ ümitsizlenir. Amelleri kısa ve güdüktür. Fakat bunlara mukâbil istekleri çok büyüktür. Kendisine bir şehvet kapısı açılacak olursa hemen peşin peşin günahı yapar. Tevbeyi ise savsaklar. Bir mihnet ve felakete giriftar olacak olursa¸ dinin îcâblarına göre hareket etmeyip yoldan çıkar. İbret alınacak şeyleri başkalarına tavsiye ve tavsîf eder de kendisi bunlardan ibret almaz. Öğüt vermekte mübâlağa ederse de¸ bu öğütten en az nasîbi olan yine kendisidir. Sözü çok¸ ameli yoktur. Fâni olan nesnelere sarılır¸ bâkîlere göz yumar. Zenginlerle lehv-i lu'bda bulunmak ona göre fakirlerle Allâh'ı (c.c) zikretmekten daha hoş gelir. Kendi menfaati namına başkasının mazarratına hüküm verir. Fakat başkasının menfaati için hiçbir vakit kendisinin aleyhinde hüküm vermez. Âsi olduğu hâlde kendisine itâat olunmasını ister. Alacaklarını tamam alır da¸ kendi vereceklerini tamam vermez. Rabbini koyup halka tapar da halkı koyup Rabbe tapmak bilmez.”


Es-Seyyid Osman Hulusî Efendi¸ aynı eserin yüz ellinci hutbesinde cemaate “Bu hutbemiz; İmam Ali (r.a.) mahdûmmükerremleri İmam Hasan'a (radiyallâhuanh) nasihatleridir” diyerek¸ Hz. Ali'nin herkesin nasiplenebileceği nasihatlerini aktarma ihtiyacı duymuş ve bu vesile ile Hz. Ali'ye karşı duyduğu derin muhabbetini yansıtmıştır. Hz. Ali¸ oğlu Hz. Hasan'a yaptığı şümullü tavsiyelerinin bir kısmı şu şekildedir:


“Oğlum! Sana Tanrı korkusu gütmekle¸ emrinden dışarı çıkmamakla¸ Tanrı zikriyle kalbini îmar etmekle¸ Kur'ân-ı Kerîm'e sarılmakla öğüt veririm. Kalbini öğütle dirilt¸ perhizkârlıkla onun şımarıklığını gider. Yakîn-i kat'î kanâat edilmekle onu sağlamlaştır. Hikmetle aydınlat¸ ölümü yâd ederek yola getir. Dünyanın acıları ile gözünü aç. Zamanın hücûmundan¸ gecelerin kötü değişikliğinden uyanık bulundur. Ona geçmişlerin haberlerini bildir. Senden öncekilerin uğradığı hâlleri birer birer anlat. Bilmediğin bir şey hakkında¸ söze karışma. Mükellef olmadığın husûsu konuşma. Sapa olmasından korktuğun yoldan geri dön¸ çünkü isabetini kestiremeyince geri dönmek¸ korkunç hâllere uğramaktan hayırlıdır. İyi şeylerle emret ve iyi şeylerle ehil ol. Kötü şeylere meydan verme onları elinle dilinle geri bırak. Onları işlemekten var kuvvetinle uzak ol. Nerede olursa olsun müşkül işlere hakkı bulmak için gir. Bütün işlerde nefsine cebret ki onu emin bir mevkie¸ koyu bir amana getiresin.”


“Oğlum! Kendini seninle başkaları arasında ölçü addet de¸ başkaları için de kendi için istemediğin şeyleri isteme. Kendin için arzu etmediğin şeyi başkası için de isteme. Kimseye haksızlık etme; nasıl ki haksızlığa uğramayı istemezsin. İyilik et; nasıl ki iyilik görmeyi istersin. Başkaları için hoşlanmadığın şeyi kendin için de çirkin gör. Başkalarından senin görmeğe razı olduğun muâmeleye ancak başkalarının da senden görmesine razı ol. Sana söylenmesi hoşuna gitmeyen sözü kimseye söyleme.”


 


Dipnot


 


1 Ahmed bin Hanbel; Müsned; I; İstanbul; 1992: 159.


2 Ali el-Müttakî; Kenzü'l-ummal; VI; Beyrut; 1985: 598/17049.


3 Neysaburî; el-Müstedrekale's-Sahihayn; II: Darul-Kütübi'l-İlmiyye; Beyrut; 1990: 454.


4 6/En'âm¸ 160.


5 Vâhidî¸ İmam Ebu'l Hasan Ali bin Ahmed; EsbabuNüzuli'l-Kuran; (thk: Kemâl BesyunîZağlul); Beyrut; 1990:470.


6 76/İnsan¸ 8-11.


7 Taberî; Ebu Cafer; Câmiu'l-Beyân an te'viliâyı'l-Kuran; VI; Beyrut; 1995: 186.


8 5/Maide¸ 55-56.


9 Es-Seyyid Osman Hulusî Efendi; Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler; 2. Baskı Nasihat Yayınları Ağustos 2006; İstanbul.

Sayfayı Paylaş