DÎVÂN-I HULÛSÎ-İ DÂRENDEVÎ'DE HZ. PEYGAMBER'İN (S.A.V.) BUYRUKLARINDAN ÖRNEKLER

Somuncu Baba

Hulûsi Efendi (k.s.)'nin Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı eserini¸ Kur'an ve sünnet ışığında analiz ettiğinizde¸ her bir kelamın telmîh ettiği bir ayet veya bir hadis bulursunuz. Bunun nedeni¸ onun hayata bakışını ve söylemini Kur'an ve sünnetin şekillendirmiş olmasıdır. Bu ikisinin biçimlendirdiği bir yaşam ve söylem sonucunda ortaya çıkacak eylem ve söylemler elbette bu ikisiyle uyumlu olacak ve oradan beslenecekti. Çünkü Hulûsi Efendi hayatını Kur'an ve sünnete göre biçimlendirmeyi hayatının en büyük ideali yapmıştı. Bu nedenle onun Dîvân'ına göz attığın


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı eserini¸ Kur'an ve sünnet ışığında analiz ettiğinizde¸ her bir kelamın telmîh ettiği bir ayet veya bir hadis bulursunuz. Bunun nedeni¸ onun hayata bakışını ve söylemini Kur'an ve sünnetin şekillendirmiş olmasıdır. Bu ikisinin biçimlendirdiği bir yaşam ve söylem sonucunda ortaya çıkacak eylem ve söylemler elbette bu ikisiyle uyumlu olacak ve oradan beslenecekti. Çünkü Hulûsi Efendi hayatını Kur'an ve sünnete göre biçimlendirmeyi hayatının en büyük ideali yapmıştı. Bu nedenle onun Dîvân'ına göz attığınızda şiirlerinin neredeyse tamamının gerek Kur'an tefsiri ve gerekse hadislerin günümüz insanına anlatılması ve açıklanması sadedinde ne kadar uygun metinler olduğunu görürüsünüz. Bunlar vasıtasıyla insan Kur'an ve hadisleri günümüz insanına çok daha güzel açıklayabilir. Şiirin insanı kalbinden yakalayan dikkat çekici boyutu da düşünülecek olursa bunun ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır.


Hulûsî âşıksan eğer dur yatma gel vakt-i seher


Bak gör ki âlem ser-te-ser feryâd eder vakt-i seher1


Gecenin sabaha yakın kısmında duaların kabul olunduğu ve Rahman'ın merhametiyle tecelli ettiği hadiste zikredilmektedir: “Gecenin son üçte biri kalınca Rabbimiz dünya semasına iner ve şöyle der: Bana duâ eden var mı duâsını kabul edeyim. Benden isteyen var mı? Kendisini bağışlayayım.”2


Hulûsî ismini yâd etmeğe ihvân u yârânın


Fenâ dârında et sen kudretince bir eser peydâ3


Eseri olanların amel defterinin kapanmayacağı hususunda Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Mü'min kişinin öldükten sonra kendisine ulaşan amelinden ve hayratından birkaç tanesi: Öğrettiği ve yayınladığı ilim¸ geride bıraktığı Salih evlat¸ miras olarak bıraktığı Mushaf¸ yaptırdığı mescid¸ yolcular için inşa ettirdiği ev¸ akıttığı su¸ sağlığı tam yerinde iken malından çıkardığı sadakadır. Bunlardan hangisini işlemiş ise ölümünden sonra kendisine ‘onun sevabı' ulaşır.”4


Hulûsî nefsini râm eyle nefsin râmî olmazdan


Anı bas pehlivân ol başka bir mağlûb arama5


Nefis mücadelesi pek çok hadiste Allah Rasûlü tarafından dile getirilmiş ve insanın esas mücadelesinin nefisle olduğu belirtilmiştir. Bir hadiste bu husus şöyle dile getirilir:


“Mûcâhid nefsinin isteklerine karşı cihâd ederek günahlardan uzak durmak için mücadele eden kimsedir.”6


Sana cân u dil verüben ismini Âdem koydu


Nefsini katl eyleyüben kurb-ı levlâk olagör7


Bu beyitte nefisle mücadelenin bir başka boyutu dile getirilerek¸ nefsi haram işleyemeyecek noktaya getirmenin adeta öldürmenin önemine dikkat çekilmektedir. Zaten Hz. Peygamber (s.a.v.) de nefse asla tabi olunmamasını istemekte ve şöyle dua etmekteydi: “Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden¸ kabul edilmeyen duadan¸ korkmayan kalpten ve (dünyadan) doymayan nefisten şüphesiz sana sığınırım.”8


Cenneti Kazanmak İçin


Bir diğer hadislerinde de cennetin nasıl kazanılacağına dikkat çekilir ve nefse tabi olmamak temel şart olarak zikredilir:


“Cennet¸ dünyada nefsin sevmediği şeylerle¸ Cehennem de nefsin arzu ettikleriyle bezenip süslenmiştir.”9


Bu nefsi katl edip ey cân selâmet ber-kenâra çık


Anın katline tevhîd gibi bir keskin sinân olmaz10


Bu beyitte de nefisle mücadelenin bir başka boyutuna dikkat çekilmektedir. İnsanın nefsiyle gerçek anlamda mücadele edebilmesi için Allah inancını gönlüne hâkim kılması gerektiği¸ şirkten korunması icap ettiği¸ kalbine Allah'ın hükümranlığını yerleştirenin kulluğu içten ve istekli yapmasının daha rahat olacağına işaret edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de dualarında tevhid inancına vurgu yapmışlardır:


“Gaybı bilen ve gücünle her şeyi yaratan sensin. Yaşamamın hayırlı olduğunu bildiğin sürece beni yaşat ölümüm benim için hayırlı ise beni vefat ettir¸ gizli ve açık her anımda senden korkmamı isterim. Sakin halimde ve kızgın halimde kelime-i tevhid üzere olmayı isterim. Senden bitmeyen nimet¸ kesintisiz göz aydınlığı¸ senin hükmüne razı olmayı isterim¸ öldükten sonra rahat bir yaşayış isterim. Cemaline bakma lezzeti ve Sana kavuşma arzusu isterim¸ sıkıntı veren felaketlerden Sana sığınırım. Saptırıcı fitnelere düşmekten de yine Sana sığınırım. Allah'ım! Bizi iman nimetiyle süsle ve doğru yola kavuşanlara rehber kıl.”11


“Her kim Allah'dan başka ilâh olmadığını bilerek ölürse cennete girecektir.”12


Ey dil vefâsız olma terk eyleyip de yârı


Yârın cefâsı bir gün ihsân olur olur yâ13


Vefalı olmak Hz. Peygamber (s.a.v.)'in en önem verdiği hususlardan birisidir. Müslüman diğer Müslüman kardeşi asla yalnız bırakmaz¸ sıkıntılı anlarında onu terk etmez. Ona destek olur. Problemini aşmasına yardımcı olur. Bir hadiste Allah'ın Elçisi şöyle buyurmaktadır: “Müslüman¸ kardeşini yalnız bırakmaz.”14 Başka hadislerinde de küserek Müslüman kardeşi yalnız bırakmanın hiç doğru bir eylem olmadığına değinerek dayanışmanın önemine dikkat çeker. Şöyle buyurur: “Bir Müslümanın¸ din kardeşini üç günden fazla terk etmesi helâl değildir.”15


Bu beyitte şer görülen bazı şeylerin hayır olabileceği¸ bu nedenle gerekli çabayı gösterdikten sonra gerçekleşene sabretmek gerektiği belirtilmektedir. Bu husus Allah Rasûlü'nün de istediği bir husustur: “Bir kişi¸ kaderin¸ hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmadıkça¸ mümin sayılmaz.”16 Bir başka hadiste de Allah Rasûlü'nün şu duayı çokça okuduğu geçer: “Ey Allah'ım! Senden sıhhat¸ iffet¸ emanet¸ güzel ahlâk ve kadere rıza isterim.”17


Sabr edip Hak'dan gelen cümle belâya râzı ol


Dostdan ihsândır deyüben ehl-i idrâk olagör18


Bu beyitte de sabrın önemine dikkat çekilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) de sabrın önemine¸ sıkıntılara tahammül etmenin faziletine dikkat çekmişlerdir:


“Namaz bir nurdur. Sadaka bir burhandır. Sabır bir ziyadır. Kur'an da senin ya lehine¸ ya aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabahleyin kalkarlar¸ kimisi nefsini satar¸ kimisi de onu ya azad eder¸ yahut helak!..”19


“Kim sabretmek isterse¸ Allah ona sabır ihsan eder. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş hiçbir nimet verilmemiştir.”20


“İffetli davranmayı isterse Allah onu iffetli kılar¸ sabır isteyene de Allah dayanma gücü verir. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir şey verilmedi.”21


Hulûsî bâbında gedâ ihsânını ister şehâ


Sensin kerem-kân-ı sehâ yâ Rabbenâ va'ğfir lenâ22


Dua Dolu Beyitler


Hulûsi Efendi her vesileyle kulun Rabb'ine karşı olan hatalarını dile getirerek Rabb'imizin geniş rahmetinden mağfiretini diler. Tıpkı Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yaptığı gibi:


“Allah'ım! Benimle¸ günahlarımın arasını mağrible maşrık arası gibi ırak eyle! Yâ Rabb! Beni günahlarımdan beyaz elbisenin¸ kirden temizlendiği gibi temiz pâk eyle! Yâ Rabb! Beni günahlarımdan kar ile su ile ve dolu ile yıka; derim”23 “Sen Rabbimsin¸ ben de senin kulunum. Ben nefsime zulmettim; fakat günahımı itiraf ederim. Bütün günahlarımı affet. Çünkü günahları Senden başka affedecek yoktur. Beni ahlâkın en güzeline yönelt. Ahlâkın en güzeline yönelten ancak sensin. O kötü ahlâkı benden uzaklaştır. Onu senden başka benden uzaklaştıracak kimse yoktur.”24


Rabbenâ ahkar kulun Hulûsî'nin maksûdu bu


Bir nefes kılma anı sen yâr-ı gârından cüdâ25


Hulûsi Efendi bu beytinde Allah'a niyaz ederek kendisini bir an nefsimle baş başa bırakmamasını dilerken Allah Rasûlü de aynı şeyi dilemişti: “Ey Allah'ım! Senin rahmetini umuyorum¸ beni göz açıp kapayıncaya kadar (bile olsa) nefsime bırakma. Halimi tümüyle düzelt¸ senden başka ilâh yoktur.”26


Zikr eylesen de şükr eylesen de


Fikr eylesen de yârın unutma


Bir başka ilahide ise:


Dâr-ı dünyâda vü ukbâda dahi zikr-i Hudâ


Etmeğe ihsân ede Mevlâ vere tâkat sana27


Allah'ı sürekli anmak ve ona şükretmek İslâm'ın talep ettiği kulluğun esasıdır. Hulûsi Efendi bu beytinde buna dikkat çekmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şu hadislerinde yaptığı zikir vurgusu buna işaret etmektedir:


“Ben kulumun Beni zikrettiği gibiyim. Kulum Beni zikrederse onunla beraber olurum. Kulum Beni içinden ve gizlice zikrederse Ben de onu içimden ve gizlice zikrederim. Kulum Beni halk ve topluluk içinde zikrederse Ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Kulum Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana bir kulaç yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona koşarak giderim.”28


Yine “İnsanlardan bazısı şükrederek¸ bir takımı da küfrederek sabahlar.”29 buyuran Hz. Peygamber (s.a.v.) şu hadislerinde de Allah'a şükretmenin ne kadar gerekli ve güzel bir amel olduğuna kendisi üzerinden dikkat çekmektedir. Peygamber Efendimiz¸ namaz kılmaya kalkar ve ayakları (ya da bacakları) şişene kadar namaz kılardı. Ona “Kendinizi bu kadar yormayın” denildiğinde¸ Efendimiz:


“Şükreden bir kul olmayayım mı?' diye söylerdi.”30 “Allah'ım! Seni zikretmekte¸ sana şükretmekte ve sana güzelce ibâdet etmekte bana yardım et.”31


Sana ayb olmuş iken gayrının aybın görmeklik


Gör ayb-ı nefsini gayra bakıp ma'yûb arama32


Hulûsi Efendi'nin bu beyitlerinde dile getirdiği gibi insanın kendi günahlarına dönmesi¸ başkalarının hatalarıyla uğraşmaması gerekir. Zaten kendisiyle meşgul olan insan başkalarının yanlışlarını görmeye zaman bulamaz. Hz. Peygamber (s.a.v.) pek çok hadislerinde böylesi Müslümanın özelliklerine dikkat çekmektedir:


“Müslüman dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimsedir.”33


“İnsanlardaki ayıpları araştırırsan onları ifsad eder¸ bozarsın.”34


“Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını örterse¸ Allahu Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter.”35


“Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse¸ Allah da onun ayıplarını¸ kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder.”36


“Müslüman kardeşinin ayıplarını örten¸ bir ölüyü diriltmiş gibidir.”37


“Başkasının ayıplarını¸ kusurlarını anlatmak istediğinde¸ hemen kendi kusurlarını hatırla.”38


“Kendi kusurlarıyla uğraşıp başkalarının kusurlarını kurcalamaktan kendisini alıkoyan kimseye müjdeler olsun.”39

Sayfayı Paylaş