CİHAN SULTANLARI DÜNYAYA VEDA EDERKEN

Somuncu Baba

Fanilik vasfını taşıyan bütün varlıklar için “ölüm gerçeği” kaçınılmaz bir sondur. Hele de yeryüzünün halifesi ve mahlûkatın en şereflisi olan insan topluluğu için küçük kıyamettir. Bu ilahî hükümden¸ peygamberler¸ sahabeler¸ evliyalar¸ salih kimseler ve tabii ki dünyaya hükmeden hükümdarlar dahi kendilerini uzak tutamamıştır. Kâinatta ezelden ebede kadar var olacak olan yalnızca Yüce Yaratıcı'dır: “Biz senden önce hiçbir insana ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedî mi kalacaklar?” (21/Enbiya¸ 34) “Nerede olursanız olunuz ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde¸ sağlamlaştırılmış kal


Fanilik vasfını taşıyan bütün varlıklar için “ölüm gerçeği” kaçınılmaz bir sondur. Hele de yeryüzünün halifesi ve mahlûkatın en şereflisi olan insan topluluğu için küçük kıyamettir. Bu ilahî hükümden¸ peygamberler¸ sahabeler¸ evliyalar¸ salih kimseler ve tabii ki dünyaya hükmeden hükümdarlar dahi kendilerini uzak tutamamıştır. Kâinatta ezelden ebede kadar var olacak olan yalnızca Yüce Yaratıcı'dır: “Biz senden önce hiçbir insana ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedî mi kalacaklar?” (21/Enbiya¸ 34) “Nerede olursanız olunuz ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde¸ sağlamlaştırılmış kalelerde olsanız bile ölüm sizi yine de bulur.” (4/Nisa¸ 78)


Ölüm kavramı¸ insanoğlu açısından hayatına ilahî anlam ve yön veren başlı başına bir ibret ve nasihat kaynağıdır. Burada¸ âlemde belli bir dönem kudret ve azamet ile saltanat süren cihan sultanlarının ölümü söz konusu olunca¸ elbette ki ölüm hadisesi daha derin bir mana kazanmakta ve tam bir ibret manzarası haline gelmektedir.


Anadolu Fatihi Alparslan'ın İbretli Son Sözleri


1072'de Maveraünnehir'de¸ Alparslan'a karşı isyan eden Melik Tekin'in¸ en yakın adamlarından ve bir kale komutanı olan Yusuf Harezmî yakalanarak huzura getirilmişti. Alparslan¸ serbest bırakılmasını istemiş; fakat Harezmî¸ Sultan'ın bir boşluğundan istifadeyle bir anda saldırıp onu bıçaklamaya başlamıştı. Aldığı ağır yaranın etkisiyle bir müddet sonra vefat edecek olan Sultan Alparslan¸ bıçaklanmanın ardından etrafındaki adamlarına¸ ibret ve nasihat dolu şu son sözleri söylemişti:


“Her ne zaman düşman üzerine azmetsem Allahu Teâlâ Hazretleri'nden yardım isterdim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda askerimin çokluğundan¸ ordumun ağırlığından bana¸ ayağımın altındaki dağ çalkalanıyor gibi geldi. Kuvvetimle mağrur oldum. Kendi kendime “Ben dünyanın padişahıyım. Bana kim galebe edebilir (üstün gelebilir)!” dedim. Bugün¸ Cenab-ı Hak en âciz bir kulu ile beni aciz kıldı!..”


Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubî'nin Ölümü ve Vasiyeti


1187'deki Hıttin Zaferi'nde Haçlıları mağlup edip Kudüs'ü yeniden fetheden¸ Şark'ın “en sevgili” Sultanı Selahaddin Eyyubî¸ 1193'te 56 yaşında iken Şam'da vefat etmişti. Ölüm döşeğindeyken¸ emri gereğince şehre dağılan münadiler (çığırtkanlar)¸ mızrağa geçirilmiş kefenini göstererek şu ibret yüklü sözü haykırmışlardı: “Ey ahali!.. Bilin ki¸ şarkın hâkimi Sultan Selahaddin ölmek üzeredir. Ahirete ancak şu bez parçasını götürebilecektir. Öyleyse¸ Allah'a kullukta gevşeklik göstermeyin!..” Vasiyeti sorulduğunda da¸ kelimesi kelimesine şu kısa beyanda bulunmuştu: “Vasiyetim¸ ümmetin saadet ve huzurunu dilemekten başka bir şey değildir.”


Osmanlı'nın Kurucusu Osman Gazi'nin Muhteşem Vasiyeti


Ömrünü¸ kurucusu olduğu Osmanlı Devleti'nin temellerini sağlamlaştırmak ve onu parlak bir geleceğe kavuşturmak uğruna adayan Osman Gazi¸ 1326'da Söğüt'te vefat etmeden önce oğlu Orhan Gazi'ye yaptığı şu vasiyet¸ tam bir siyasetname niteliğindeydi:


“Allahu Teâlâ'nın emirlerine muhalif bir iş işlemeyesin! Bilmediğini şeriat ulemasından sorup anlayasın. İyice bilmeyince bir işe başlamayasın! Sana itaat edenleri hoş tutasın! Askerine inamı (nimeti)¸ ihsanı (ikramı) eksik etmeyesin ki insan ihsanın kulcağızıdır. Zalim olma! Âlemi adaletle şenlendir ve cihadı terk etmeyerek beni şad et. Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet¸ ikbal (ilgi) ve yumuşaklık göster. Askerine ve malına gurur getirip mü'minlerden uzaklaşma. Bizim mesleğimiz Allah yolu ve maksadımız Allah'ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Sana da bunlar yaraşır. Daima herkese ihsanda bulun. Memleket işlerini noksansız gör! Hepinizi Allahu Teâlâ'ya emanet ediyorum!”


Balkan Fatihi Murad Hüdavendigâr'ın Son Duası ve Şahadeti


Murad Hüdavendigâr¸ Osmanlı'nın Balkanlar'daki varlığını koruması ve devam ettirmesi noktasında çok mühim bir kader mücadelesi olan 1389'daki Kosova Savaşı'nda¸ harpten bir gün önce gece kalkıp iki rekât hacet (ihtiyaç) namazı kılmış ve ellerini duaya kaldırarak yaşlı gözlerle Yüce Allah'a¸ zafer ihsanı ve şehitlik niyazında bulunduğu şu son duayı seslendirmişti:


“İlâhî¸ bunca kere duamı kabul edip beni mahcup etmedin. Bir yağmur ver¸ şu tozu-toprağı def edip dünyayı aydınlığa boğ; ta ki kâfir leşlerini gözümüzle görüp yüz yüze cenk edelim. Ya İlâhî¸ mülk ve kul senindir¸ sen kime istersen verirsin. Benim fikrimi ve sırlarımı sen bilirsin; istediğim mülk ve mal değildir. Temiz kalbimle senin rızanı isterim. Ya Rab¸ beni bu Müslümanlara kurban eyle! Tek mü'minleri küffar elinde mağlup edip helâk eyleme! Bunları mansur (galip) ve muzaffer eyle! İlâhî¸ beni yanına alıp¸ mü'minlere ruhumu feda kıl!.. Şimdiye dek beni gazi kıldın¸ sonunda da şahadeti göster!..”


Hüdavendigâr¸ zafer nasip olduktan sonra savaş meydanını dolaşırken Sırp Kralı Lazar'ın damadı Miloş Obiliç tarafından sinesine saplanan bir hançerle arzu ettiği şehitliğe kavuşmuş ve dudaklarından son olarak şu söz dökülmüştü: “Attan inmeyesiniz!”


Yıldırım Beyazıd'ın Acı Vasiyeti


1402'deki Ankara Savaşı'nda Timur'a talihsiz bir şekilde mağlup olan ve hiç beklemediği bu yenilginin etkisiyle ağır bir ruhî ve psikolojik sarsıntı geçirip kederinden vefat eden Yıldırım Beyazıd¸ savaş sonrasında oğlu Çelebi Mehmed için şu vasiyette bulunmuştu:


“Berhudar olsun! Kader hükmünü nasıl olsa icra edecek¸ benim tahtım ona yadigâr olsun! Onda¸ parçalanacak Osmanlı ülkesini birleştirecek cevheri görüyorum.”


Çelebi Mehmed'in Son Sözleri ve Vasiyeti


Sultan Çelebi Mehmed¸ çocuk denecek yaştan beri üzerine almak mecburiyetinde kaldığı ağır mesuliyetlerden son derece yıpranmıştı. Osmanlı'yı¸ yıkılma tehlikesi geçirdiği fetret döneminden kazasız belasız çıkarmayı başarmıştı. O kadar ki¸ vücudunda 40-50 muharebe yarası vardı. Son derece ağır ve karmaşık problemler yumağıyla boğuşmuş; fakat hepsinin de hakkıyla üstesinden gelmeyi bilmişti.


Tarihçiler¸ devletin en kritik anındaki fevkalade hayatî hizmetlerinden dolayı¸ ona devletin “ikinci kurucusu” unvanını layık görmüşlerdi. Sultanın şu sözü¸ tamamen zorlu tecrübelerin imbiğinden geçirilerek elde edilmiş som bir hakikatin ifadesiydi: “Çocuk yaşımda bunca belaları herhalde benden başka kimse çekmiş değildir!.”


Ölüm döşeğinde ifade ettiği şu vasiyeti ise¸ ne denli takat yetmez sıkıntılar yaşadığının ve verilen unvanı fazlasıyla hak ettiğinin bir alametiydi: “Tez¸ ulu oğlum Murad'ı getirin! Ben bu döşekten herhalde kurtulamayacağım. Eğer Murad gelmeden ölürsem; korkarım ki memleket yine birbirine karışır. Onun için Murad gelinceye kadar¸ aman benim vefatımı duyurmayasınız!..” Bu vasiyet gereğince vefatı¸ Şehzade Murad Bursa'dan gelinceye dek¸ 40-42 gün kadar büyük bir özenle gizlendi ve cesedi tahnit edilerek (ilaçlanarak) sarayda muhafaza edildi.


Sultan Fatih'in Eşsiz Vasiyetnamesi


Fatih'in aşağıdaki tek kelimeyle eşsiz ve muhteşem vasiyeti¸ Osmanlı'nın hangi insanî anlayışlar ve gayretler neticesinde saadet ve selamet cenneti haline geldiğinin en parlak bir nişanıydı:


“Ben ki İstanbul Fatihi abd-i aciz (aciz kulu) Fatih Sultan Mehmed¸ bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul'un Taşlık mevkiinde kaim (bulunan) ve mâlumu'l-hudut olan 136 bap (parça) dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde (doğrultusunda) vakfı sahih eylerim: Bu gayri menkulâtımdan (taşınmaz mal) elde olunacak nemalarla (gelirlerle) İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki ellerindeki bir kap içinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezerler. Sokaklara tükürenlerin¸ tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye 20'şer akçe alsınlar¸ ayrıca 10 cerrah¸ 10 tabip ve 3 yara sarıcı tayin ve nasp eyledim (görevlendirdim). Bunlar ki ayın belli günlerinde İstanbul'a çıkalar¸ bilâistisna (istisnasız) her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar; var ise şifası ya da mümkünse şifâyap olalar (şifa vereler). Değilse¸ kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Dârülaceze'ye (huzurevine) kaldırılarak orada salâh (ferah) bulduralar. Ayrıca külliyemde inşa eylediğim imarethanede (aşevi) şehit ve şühedanın harimleri (aileleri) ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. Ancak¸ yemek yemeye veya almaya bizatihi kendileri gelmeyenlerin yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle.”


Beyazıd-ı Veli'nin İlginç Vasiyeti


Rivayete göre II. Beyazıd¸ çıktığı seferlerde üstüne bulaşan tozları yok etmeyip biriktirerek bir tuğla döktürmüştü. Hatta bu tuğlayı ömrünün sonuna kadar yanında taşıdığı ve üstelik kabrine konulmasını dahi vasiyet ettiği nakledilir. Böyle bir vasiyette bulunabileceğini¸ Kırım Hanı Mengi Giray'a gönderdiği şu mektuptaki ifadelerden de anlamak mümkündür: “Cihat ve gaza emri¸ İslâm dininin en baş yoludur. Sultanlara düşen de bu yolda bulunmaktır. Fakat geniş topraklarımız üzerindeki reayanın (halkın) hâllerinden yalnız ben sorumluyum. Yarın Allah'ın huzuruna vardığım zaman¸ ‘Beyazıd! Sana bunca iklimleri ihsan edip cümle ibâddan (kullardan) seni seçtim ve birkaç günlük saltanatı ve hilâfeti sana lâyık gördüm. Kullarım arasında nice benim emrimi icra eyledin ve ne tarik (yol) ile adalet eyledin?' diye buyurduğunda hâlim ne ola ve ne hâl ile cevap vereyim diye düşünür dururum.”


Yavuz Sultan Selim'in Ölüm Anı ve Son Sözleri


Yavuz Sultan Selim¸ gecelerini ibadet ve kitap okumakla geçiren¸ birçok kerametleri olan velî padişahlardandı. Sırtında çıkan bir sivilcenin azıp kötüleşmesiyle gelişen “Şirpençe” denilen hastalıktan vefat ettiği söylense de¸ tarihî kaynaklara göre¸ dedesi Fatih gibi doktorlar tarafından yarasına sürülen zehirle öldüğü kuvvetle muhtemeldir.


Yavuz Selim¸ ölüm döşeğinde son dakikalarını yaşarken hizmetkârı Hasan Can'a¸ Yasin Suresi'ni okumasını söylemeden önce “Hasan Can bu ne hâldir?” diye sormuştu. Hasan Can da: “Allah ile beraber olma zamanıdır Sultanım!..” şeklinde karşılık vermişti. Bu söz üzerine Sultan Selim ise: “Bre bizi bu zamana kadar kiminle bilirdin sen!..” demiş ve Yasin Suresi okunurken¸ “selam” ayetine gelindiğinde ruhunu Rahman'a teslim etmişti.


Kanunî Sultan Süleyman'ın Son Seferde Son Vasiyeti


Kanuni Sultan Süleyman¸ 72 yaşında 13. ve son seferi olan Zigetvar Kalesi'ne 1566'da hareket etmeden önce¸ oğlu II. Selim'e şu vasiyette bulunmuştu:


“Benim canımdan sevgili¸ iki gözümün nuru Selim Hanım! Bu iki bazubendi (kola takılan muska) ve bir mücevherli el sandığını vakfeylemişimdir (bağışlamışımdır). Fahr-i Cihan (âlemin övüncü) olan Muhammed Mustafa'nın pâk ruhu içindir. Bunları satıp Cidde-i Mamureye su getirtesin. Oğulluk edip bu vasiyeti yerine getiresin. Saraydaki cümle ağalar ve cümle oda oğlanları şahittir. Sen benim el yazım bilirsin. Bu esbab (elbise) Fahr-i Âlemin'dir benim değildir. Göreyim nice yerine koyarsınız. Dünya kimseye pâyidar (kalıcı) değildir. Umut edilir ki¸ bahasıyla (değerinde) satarsınız. Hak Teâlâ bu seferi mübarek edip gönül hoşluğuyla gelmek müyesser (kısmet) ede¸ Habibi (Sevgilisi Hz. Muhammed) hürmetine aleyhisselam.”


Cihan Sultanı¸ Zigetvar'da ruhunu teslim etmeden önce de şu anlam ve ibret yüklü veciz duayı yapmıştı: “Bütün ömrümce¸ yeryüzünü zaferlerime eşik ettin. Yerine gelmedik ricam ve gerçekleşmedik arzum kalmadı. Şimdi¸ artık Sevgili Peygamber'inin yüzü suyu hürmetine¸ şehitlik saadetini nasip eyle ve sonra bana mübarek yüzünü göster!..”


II. (Genç) Osman'ın Son Acı Sözleri


1622'de isyancı yeniçeriler tarafından¸ Yedi Kule Zindanları'nda yay kirişiyle boğulmak suretiyle çok feci ve talihsiz bir şekilde şehit edilen II. (Genç) Osman'ın¸ ölmeden evvel şu acı ve ibret dolu sözler dudaklarından dökülmüştü:


“Hey ağalar!.. Görün şu dünyanın hâlini; daha sabahleyin Padişah iken¸ mal ve mülkümün had ve hesabı yokken¸ şimdi on akçelik bir servete sahip değilim!..”


Son Sultan II. Abdülhamid'in Kutsal Vasiyeti


II. Abdülhamid Han¸ vefat günü olan 10 Şubat 1918 sabahı kalkmış ve abdest alıp son namazını kılmıştı. Son dakikalara kadar kendini kaybetmemiş¸ hatta vasiyetini bile yapmıştı: “Göğsüne ‘Ahidnâme Duası' konacak¸ yüzüne ‘Hırka-i Saadet Destmali (Bezi)' ve üstüne de siyah ‘Kâbe Örtüsü' örtülecekti.”


Aynı gün akşama doğru ruhunu Rahman'a teslim eden “Son Sultan”ın vasiyeti harfiyen yerine getirildi. Büyük babası Sultan II. Mahmud'un türbesine defnedildi. Görgü şahidi Tarihçi Ahmed Refik'in anlattığına göre¸ Abdülhamid Han'ın tabut içinde beyaz kefenler arasında¸ kemikleri sayılan çıplak göğsünde ahidnâme duası¸ yüzünde siyah bir Kâbe örtüsüyle¸ aksakalıyla ve ebediyete doğru kapanmış gözleriyle Hırka-i Saadet Dairesi'nde yatışı cidden elim ve son derece ibret vericiydi.


Son Padişah Vahdeddin'in Talihsiz Vasiyeti


Osmanlı'nın en talihsiz padişahlarından olan Sultan Vahdeddin¸ büyük sıkıntı ve zorluklar içerisinde geçen acı kader çizgisinin adeta finalini yaparak ömrünü tamamladığı (16 Mayıs 1926) İtalya'nın San Remo şehrinde şu hazin vasiyette bulunmuştu:


“Ben¸ Hanedan-ı Âli Osman'ı ve kendimi tarihe terk eyledim! Elbette namuslu tarihşinaslar (tarih sevenler) çıkacak ve kendilerini hiçbir vesaikten (belgeden) mahrum etmediğimi görerek hakkımda hükme varacaklardır.”1


 


Kaynaklar


1) Aşıkpaşazâde¸ Âşıkpaşazâde Tarihi¸ c.1¸ Yayına Hazırlayan: Nihal Atsız¸ Ankara¸ 1985;Mehmed Neşrî¸ Neşrî Tarihi¸ c.1¸ Yayına Hazırlayan: M. Altay Köymen¸ Ankara¸ 1983; Hoca Sadeddin Efendi¸ Tâcü't-Tevârih¸ Hazırlayan: İsmet Parmaksızoğlu¸ c.5¸ Ankara¸ 1992; Mustafa Nuri Paşa¸ Netâic'ül-Vuku'ât¸ Hazırlayan: N. Çağatay¸ Ankara¸ 1987; Solakzâde Mehmed Hemdemi Çelebi¸ Solakzâde Tarihi¸ c.2¸ Ankara¸ 1989; Peçevî İbrahim Efendi¸ Peçevî Tarihi¸ Hazırlayan: Bekir Sıtkı Baykal¸ c.1¸ Ankara¸ 1992; Joseph vonHammer¸ Osmanlı Tarihi¸ Çev: Mehmet Ata¸ İstanbul¸ 1997; İ. Hakkı Uzunçarşılı¸ Osmanlı Tarihi¸ Ankara¸ 1982; İ. Hami Danişmend¸ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi¸ İstanbul¸ 1972; İsmail Çolak¸ Osmanlı'nın Gizli Tarihi¸ Yenilenmiş 12. Baskı¸ İstanbul¸ 2013¸ Nesil Yayınları; Son İmparator: Abdülhamid Han'ın Gizemli Dünyası¸ 8. Baskı¸ İstanbul¸ 2015¸ Nesil Yayınları; Son Osmanlı Vahdeddin¸ 5. Baskı¸ İstanbul¸ 2011¸ Nesil Yayınları.

Sayfayı Paylaş