KUŞAK KUŞATILMADAN

Somuncu Baba

"Millî olmadan evrensel olmak kum havuzunda çakıl taşı hükmündedir. Günümüzde küreselleşme süreci ile başlayan türdeşlik¸ millî kültürü zayıf milletleri şeref ve haysiyetinden uzaklaştırıp¸ sürü ve yığınlara dönüştürecektir. Küresel kültür hâkim unsur olarak¸ zayıf kültürleri eritip yok edecek ve kendi mutluluğunu onların mutsuzluğu üzerine kuracaktır."


Miniler¸


Minnacıklar¸


Ama büyüyecekler…


Çocuklar geleceğimizdir. Onların nitelikli yetişmesi¸ şimdiki eğitim yöneticileri ve eğitim kurmayları olan öğretmenlerin omuzlarındadır.


İncitilen¸ aşağılanan¸ sıradan gibi görülen öğretmenlerin bütün bunları hak etmediği açıktır. Değerin cüzdanla tartıldığı bir ortamda onurlarıyla ayakta kalan¸ meslek tarihleri şereflerle dolu meslek insanlarıdır. Onlar¸ devletin bekasını¸ Cumhuriyet'in geleceğini tayin eden¸ Türk milletinin ufku açık insanlarıdır. Milletlerin hayatında çok önemli dönüm noktaları vardır. Bizim tarihimizde ise yaşadığımız coğrafyadan kaynaklanan birçok dönüm noktası iç içe ve eş zamanlı yaşanmaktadır. Çanakkale bunlardan biridir ve gerçek bir destandır. En son mekteplerdeki çocuklarımız savaşa katılmış¸ tarihe “Çanakkale Geçilmez!” ifadesini yazdırmıştır. Onlara bu kahramanlık ruhunu kazandıran öğretmenler¸ Türk milletinin ‘makûs talihini' değiştirmiştir. Çanakkale'deki vatanseverlerin milletin yok edilmesi tehlikesi ile yüz yüze geldiği anlarda yapmış olduğu mücadele ve bunların sonuçları¸ bizim ve bizden sonrakiler için ibret ve örneklerle doludur. Buna benzer birçok tarihî hadisede Türk milleti zaman zaman yok olma ile karşı karşıya kalmış¸ asla hürriyetinden vazgeçmemiş¸ ölmeyi esarete tercih etmiştir. Bu aydın sınıfın savaşlarda yok olması¸ Türk milletinin elit grup yetiştirmesinin önünü kesmiş¸ derlenip toparlanma uzun bir zaman almıştır.


Şimdi¸ o yıllardaki okullar ile günümüzün okulları elbette farklı olacaktır; bir mühür ve bir müdür devri kapanmış¸ teknoloji ile barışık¸ bilime uzak olmayan ve bütün dallarda iddialı bir eğitim ordusu ortaya çıkmıştır. Çağımızda okulların ana tema olarak misyonları¸ iki ana kavram üzerinde şekillenmiştir. Bunlardan birincisi¸ öğrencileri bir üst öğrenime hazırlamak¸ ikincisi de hayata hazırlamak… Esefle belirtmeliyim ki¸ bu iki misyon da tam anlamıyla başarılamamıştır. Moral¸ motivasyon ve ekonomik yönden desteklenmeyen öğretmenlerimizde entropi (güç kaybı) yaratmıştır. Okullar¸ üst öğrenime hazırlama faaliyetini maalesef dershanelere devretmiştir. Hayata hazırlama konusu ise¸ beceriyi ve mesleki eğitimi fonksiyonel kılamayan ortaöğretim kurumlarını tartışmaya açmıştır. Bu okullardan mezun öğrencilerin gelir getiren ve aileye katkı sağlayacak bir işe yerleşmelerini sağlayacak donanıma sahip oldukları da söylenemez. Bu sebepten¸ hayata hazırlama işlevini de yerine getirdiği söylemek oldukça zordur. Bu işlevi dershaneler değil¸ mutlaka okullar yapmalı¸ motivasyon ve hayata hazırlık safhaları okullarda gerçekleştirilmelidir. 20. yy. eğitiminde ülke olarak çok da başarılı olduğumuz söylenemez. 21.yy. ise eskisinden daha acımasız¸ daha merhametsiz ve sıkıntılarla dolu olacak. Bu yüzyıl; kuraklık¸ kıtlık¸ salgın hastalıklar¸ nükleer tehlikeler¸ sınırı aşan sular meselesi¸ yaşlanan nüfus¸ küresel ısınma vb. sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Çok uzak değil¸ bu problemlerle mücadele edecek olan kuşak¸ şu anda okullarımızdaki minicik öğrencilerimizdir.


Bu kuşak özellik bakımından teknolojinin içinde doğmuş¸ hayata parmaklarıyla dokunan bir kuşaktır. Ellerindeki oyuncakları olan internet¸ her ne kadar sayısal alanda beyin gelişmesine katkı sağlasa da sözel alandaki daralma sosyolojik bir vak'a olarak karşımızda durmaktadır. Bu¸ sosyal hadiseleri fen bilimlerinin yöntemlerini kullanarak çözmenin zor olacağını¸ fen bilimlerindeki problemleri de sosyal bilimlerin metotlarıyla aşmanın kolay olmayacağını göstermektedir. Kaldı ki bu internet kuşağı; bencil¸ yardımlaşma¸ paylaşma¸ dayanışma¸ sabır gösterme hususlarında duyarsız; kültür¸ zaman ve mekân hususunda kaygı taşımayan¸ mahrem konularda ise¸ bizim söylemeye utandığımız hususları¸ uluorta konuşan bir kuşak… Bu kuşak mini mini hâlleriyle şu anda okullarda… Birileri bu kuşağı köleleştirip kuşatmadan¸ eğitime yeniden bakmak gerekiyor. Eğitim olgusu insanoğlunun var olması ile başlamıştır. İnsanlık tarihi boyunca eğitimdeki esas unsur öğretmen¸ ders kitabı ve tahta olmuştur. Çok sonraki yıllarda eğitim teknolojisindeki gelişmeler¸ müfredat dâhil birçok alanı etkilemiştir.


Günümüzde¸ eleştirel düşünceye sahip olmak¸ problem çözme yol ve yöntemlerini bilmek ve kullanmak¸ medya okuryazarlığı becerisine sahip olmak önemli üstünlükler sağlamaktadır. Bütün bu faydalı gelişmeler¸ insanoğlu için araç özelliğini kaybeder de amaca dönüşürse¸ işte o zaman insanlık¸ kendi kıyametini hazırlamış olur. Araç amaç olursa kişilik de eşya olmaktan öteye geçemez. Aklı başında olan herkes gayet iyi bilmektedir ki¸ araç eşya hükmündedir ve eşyanın bilgisi ile insanın kişiliği değerlendirmeye tâbi tutulamaz.


Rahmetli Peyami Safa: “Milliyet olmayan yerde şahsiyet¸ şahsiyet olmayan yerde insan yoktur.” demektedir.


Gerçekten de insan¸ içinde bulunduğu toplumun diğer unsurlarının benimsediği değerleri kabul etmezse¸ kendini yabancı hissettiği gibi¸ ‘yabandan' gelmiş biri olarak da görülebilir. Bu durumda hiç kimse kendisinin¸ kendi toplumu içinde bir yabancı gibi görülmesini istemez. Objektif bakıldığında¸ kişi hangi toplum ve hangi kültür içinde toplumsallaşmışsa¸ o kültürün insanıdır denilebilir. Yani Türk¸ Rus¸ Arap olman önemlidir ama asıl önemli olan¸ hangi milletin kültürüne mensup olduğundur. O kültürün inançlarından¸ sanatından¸ ahlakından ve insanın toplumda yaşayan bir varlık olması nedeniyle edindiği başka yetenekler ne kadar etkilenmiş ise millî şahsiyete o kadar sahiptir. Bu durumu günümüzde görmek mümkündür. Türk bir ana babadan meydana gelmiş biri¸ bir Fransız¸ bir Alman ya da bir Arap kültürü mensubu olarak yetişmiş olabilir. Beklenen doğal durumu dışında¸ sonradan kazanılmış yahut da öğrenilmiş davranışların payı büyüktür.


Millî olmadan evrensel olmak kum havuzunda çakıl taşı hükmündedir. Günümüzde küreselleşme süreci ile başlayan türdeşlik¸ millî kültürü zayıf milletleri şeref ve haysiyetinden uzaklaştırıp¸ sürü ve yığınlara dönüştürecektir. Küresel kültür hâkim unsur olarak¸ zayıf kültürleri eritip yok edecek ve kendi mutluluğunu onların mutsuzluğu üzerine kuracaktır. Elbette küresel işbirliği yapılabilecek alanlarda Türk insanının olması önemli ve gereklidir. Ancak şahsiyet ve kimliğini muhafaza etmek¸ başkalarının haklarına saygı göstererek kendi haklarını savunabilmek¸ görevlerini yaparken millî kimliğini oluşturan davranışları sergileyebilmek de önemli bir şahsiyet belirtisidir. İnsanın kendini tanıması¸ duygularının farkına varması¸ duygu¸ düşünce ve davranışlarını kontrol edebilmesi de yüksek şahsiyet örneğidir. Küresel işbirliğine giden yolda¸ bilgi kaynaklarına erişebilmenin kaçınılmaz sonucu olan becerilere sahip olması¸ bunu mensup olduğu milletin faydasına kullanması da yüksek şahsiyet örneğidir. Bilgi teknolojileri konusunda donanımlı olması¸ yeni teknolojileri ülkesine taşıması da yüksek şahsiyet örneğidir. Değişmeyi dejenere olmaktan ayıracak kadar idrake sahip olması da yüksek şahsiyet örneğidir. Kendisini sürekli öğrenmeye odaklamış¸ sürekli öğrenmenin felsefesini benimsemiş olması¸ elde ettiği bilgileri hür bir vicdanla milletinin faydasına sunması da yüksek şahsiyet örneğidir. Başkalarının gözetimi ve denetimi olmaksızın¸ sorumluluk bilinci içinde¸ üzerine düşeni fazlasıyla yapması da yüksek şahsiyet örneğidir. Aydın olmanın gereği olarak¸ milletine karşı görevlerini tanımlamak¸ onları önem sırasına göre sıralamak ve yarına ertelemeden yapmak da yüksek şahsiyet örneğidir. Sadece kendisinin öğrenmesini yeterli görmemesi¸ başkalarının öğrenmesine fırsat tanıması da yüksek şahsiyet örneğidir. Bilim toplumuna doğru hızla yol alınan bu süreçte¸ bilgi tabanlı değişim hareketleri kişilerin eğitimden beklentilerini de değiştirmiştir. Bu sebeple¸ insanların düşüncelerini¸ zihin atlasını¸ bilgilerini¸ değerlerini¸ tahmin ve beklentilerini dikkate almamak ve onları eşya gibi görmek de bunalımlı kişilikler yaratır. Eğitim kişilik gelişmesini desteklemeli¸ değerleri önemsemelidir. Tarihin sosyal bünyesinde bir ‘şahsiyet' olduğu bilincini taşıyanlara selam olsun…

Sayfayı Paylaş