HULÛSİ EFENDİ (K.S.)'NİN ÖNGÖRDÜĞÜ HOŞGÖRÜ İKLİMİ

Somuncu Baba

"Müslümanların kardeşliğine ve kardeşlik hukukuna sık sık vurgu yapan Hulûsi Efendi (k.s.) kardeşler arası ilişkilerde asıl olanın rahmet¸ hoşgörü¸ iyi niyet¸ yumuşaklık ve tatlılık olduğunu söylemektedir. Müslümanlar arasında yumuşaklık beyan ve ifadelerde¸ hoşgörü ise ictihad farklılıklarında kendini göstermektedir."


Darendeli Osman Hulûsi Efendi (k.s)¸ Dîvânı'nda muhabbet ve saygı merkezli bir dünya inşa etmeyi hedeflemekte ve şöyle seslenmektedir:


Sakın nefsine uyup bir cân incitmeyesin


Hüsn ü edebi koyup bir cân incitmeyesin



El ile döğseler de dil ile söğseler de


Bin kez incitseler de bir cân incitmeyesin



Hepsi kardeşlerindir yolda yoldaşlarındır


Hâlde hâldaşlarındır bir cân incitmeyesin



Beyhûde cânın sıkıp insanlığından çıkıp


Dil Kâ'be'sini yıkıp bir cân incitmeyesin.2


Hulûsi Efendi bu feryadıyla bizleri İslâm'ın incitmeme ve mü'min kardeşlerimizden incinmeme ilkesine davet etmektedir. O nebevî ahlâkın gereğine sarılmaktadır. Zira gâye insan ve ufuk peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) ölümcül hastalığına yakalandığında mescide gitmiş ve Müslümanların toplanmasını istemiştir. Herkesin üzerinde herkesten daha çok hakkı bulunan bir insan olarak o¸ öte dünyaya göçerken¸ üzerinde kul hakkı kalmaması hususunda gösterdiği titizliğin keskinliğini vurgulamak için minbere çıkmış ve helalleşme bâbında onlara şöyle seslenmiştir:


“Ey insanlar! Her kimin sırtına vurduysam işte sırtım¸ gelsin vursun¸ kısas uygulasın. Kimin malını almış isem¸ işte malım gelsin alsın. Sizden herhangi birinizin ırzına sövmüş isem¸ işte ırzım gelsin intikamını alsın.”3


Hoşgörü ve İyi Niyet


Müslümanların kardeşliğine ve kardeşlik hukukuna sık sık vurgu yapan Hulûsi Efendi kardeşler arası ilişkilerde asıl olanın rahmet¸ hoşgörü¸ iyi niyet¸ yumuşaklık ve tatlılık olduğunu söylemektedir. Müslümanlar arasında yumuşaklık beyan ve ifadelerde¸ hoşgörü ise ictihad farklılıklarında kendini göstermektedir. Herkesin kendi din anlayışını İslâm'la eşdeğerde sayması ve hakikati¸ kendi kanâatinin tekeline alması¸ Müslümanca bir yaklaşım ve davranış biçimi değildir. Dolayısıyla Müslümanlar arasındaki ilişki “kardeşlik¸ velâyet¸ birlik ve dayanışma”dır. Bu ilişkiyi bozacak davranışlarda bulunmak câiz değildir.4


İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy bu gerçeği şöyle dile getirmektedir:


Girmeden tefrika bir millete¸ düşman giremez;


Toplu vurdukça yürekler¸ onu top sindiremez.



Bırakın eski hükümetleri meydandakiler


Yetişir¸ şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.


Hiç sıkılmaz mısınız Hazret-i Peygamber'den¸


Ki uzaklardaki bir mü'mini incitse diken¸



Kalb-i pâkinde duyarmış o musîbetten acı?


Sizden elbette olur rûh-i Nebî da'vâcı



Ey cemâat¸ uyanın! Yoksa hemen gün batacak;


Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedâmet çatacak!5


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in öngördüğü can¸ mal¸ din¸ akıl ve ırz ilkelerinin korunması için bazı söz¸ eylem ve davranışlar haram kılınmış¸ insan haklarına saygı gösterilmesi emredilmiştir. Bu ilkeler¸ aynı zamanda bir toplumda birlikte yaşamanın hukukî ve ahlâkî temel unsurlarını da ortaya koymaktadır. Farklı ırk¸ inanç¸ düşünce ve davranışa sahip olan insanların bir toplumda güven¸ huzur ve barış içinde yaşayabilmeleri için karşılıklı hak¸ görev ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir.6 Allahu Teâlâ bu sorumluluk ve görevleri Nisâ Suresi'nin 36. âyet-i kerîmesinde özlü bir şekilde şöyle bildirmektedir: “Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya¸ akrabâya¸ yetimlere¸ yoksullara¸ yakın komşuya¸ uzak komşuya¸ yakın arkadaşa¸ yolcuya¸ ellerinizin altında bulunanlar (köle¸ câriye¸ hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve dâimâ böbürlenip duran kimseyi sevmez.”


Âyette insanların birlikte olduğu ve özel ilgi gösterilmesi gereken kimseler zikredilmiştir. Bunlar; anne¸ baba¸ akrab⸠yetimler¸ yoksullar¸ komşular¸ eş ve arkadaşlar¸ yolcular¸ hizmetliler ve işçilerdir. Birlikte olmanın ve sosyal ilişkiler içerisinde bulunmanın getirdiği görev ve sorumluluklar¸ “ihsan” kelimesi ile yerine getirilmesi istenmiştir. Âyetin sonundaki “Allah kendini beğenen ve dâimâa böbürlenip duran kimseyi sevmez.” cümlesi¸ Allah'a ve Allah'ın kullarına karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen kimselerin Allah katındaki değersizliğini ve böyle olunmaması gerektiğini vurgulu bir şekilde ifade etmektedir.7 Halbuki Peygamber Efendimiz bizlere benimsememiz gereken ölçüyü şu şekilde ortaya koymaktadır: “Sizden biriniz kendi nefsi için arzuladığı bir şeyi mü'min kardeşi için de istemedikçe¸ kâmil mânâda iman etmiş sayılmaz.”8


Gönül kazanmaya¸ insana saygıya¸ kardeşlik hukukuna¸ sevgi medeniyetine dikkat çeken Hulûsi Efendi¸ rubâisinde¸ bizleri gönül yıkmaktan¸ kardeşlerimizi dışlamaktan kaçınmaya davet etektedir:


Bir gönüle ele almaya değmez


Bütün dünyaları tapu etsen de


Bir mü'minin gönlüne sığmaya değmez


Kâ'be'ye altundan kapu etsen de


“Mü'min Mü'minin Aynasıdır.”


Hulûsi Efendi bu içli ve hisli yaklaşımlarıyla ezberleri bozmaktadır. Şiddet¸ saldırı ve yağma kültürünün egemen olduğu günümüzdeki çatışma kültürü yerine cana¸ mala¸ onura ve insanlığa saygıyı telkin etmektedir. O¸ İslâm'ın dini¸ inancı¸ ırkı ve cinsiyeti ne olursa olsun suçsuz yere bir insanı öldüren kişinin bütün insanlığı öldürmüş gibi günah kazanacağı ilkesini¸9 Peygamber Efendimizin; “Mü'min mü'minin aynasıdır. Mü'min mü'minin kardeşidir. Onun malını ve mülkünü yokluğunda saldırıya karşı korur ve onu gıyâbında savunur.”10 hadisini hayatı boyunca hayat felsefesi haline getirmiştir.


Onur ve haysiyete saygı¸ ırz ve namusu muhâfaza¸ güven ve itimat duygusunu ikâme etmeyi¸ şeref ve haysiyet arayışını gaye haline getiren Osman Hulûsi Efendi aklımızı başımıza toplamayı¸ âlemi kendimize kul köle edinmekten kaçınmamızı şu şekilde öğütlemektedir:


Âlemi sen kendinin kölesi kulu sanma


Sen Hak için âlemin kölesi ol kulu ol



Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma


Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol



Garazsız hem ivazsız hizmet et her canlıya


Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol


Allâh için herkese hürmet et de sev sevil


Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol



İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem


Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol



Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi


İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol



Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzulu


Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol



Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya


Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol



Varlığından boşal kim yokluğa erişesin


Sözünü gerçek söyle Hulûsî'nin dili ol11


Hulûsi Efendi müsâmaha kültürünün öncelikle yakın akrabâlar arasında tesisini hedeflemektedir. Çünkü yakın akrabâyı koruyup gözetmek¸ onları himâye etmek¸ kendileri ile ilişkiyi kesmemek¸ akrabâlık bağlarını koparmamak¸ dinimizin önem verdiği temel prensiptir. Bir adam Rasûl-i Ekrem'in huzuruna gelip;


“Ey Allah'ın elçisi! Benim akrabâlarım var¸ ben onlara sıla-i rahimde bulunuyor¸ kendilerini ziyâret ediyorum¸ onlar ise benimle ilişkiyi kesiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum¸ onlarsa bana kötülük. Ben onlara yumuşak davranıyorum¸ onlar bana karşı câhillik yapıyorlar.” diye şikâyette bulunur.


Peygamberimiz (s.a.v) o kişiye;


Eğer sen dediğin gibi isen¸ sanki onlara sıcak kül yediriyor gibisin. Sen bu hâl üzere devam ettiğin müddetçe Allah tarafından onlara karşı senin yanında dâimâ bir yardımcı bulunacaktır.” buyurur.12 En yakınlarımızdan başlamak üzere hısım akrabâyı koruyup gözetmek¸ onlarla ilişkileri kesmemek¸ iyilik ve ihsana yakınlarımızdan başlamak ve bu halkayı mümkün olduğunca genişletmek dinimizin bize tavsiye ettiği¸ hatta bazı konularda mükellefiyet yüklediği hususlardır.13


Hulûsi Efendi'nin yukarıdaki manzûmesinde hoşgörü gösterilmesini arzuladığı bir diğer kesim komşularımızdır. Kur'an¸ “Allah'a ibadet edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya¸ akrabâya¸ öksüzlere¸ yoksullara¸ yakın komşuya¸ uzak komşuya¸ yanında bulunan arkadaşa¸ yolcuya¸ ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin.”14 âyetiyle komşularla iyi ve samimi ilişkiler kurulmasını emrederken¸ Peygamberimiz de bizzat komşularına çok yakın davranır¸ sık sık hâllerini¸ hatırlarını¸ sağlıklarını sorardı. Yardıma muhtaç olanlarla herkesten önce o ilgilenirdi. Sahâbeyi dâimâ komşularıyla iyi geçinmeye¸ onlara nasîhat edip kendilerini koruyup gözetmeye¸ imkânları ölçüsünde komşularına yardımcı olmaya¸ hediye vermeye teşvik ederdi. “Cebrail bana komşuluk hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki¸ neredeyse komşuyu komşuya mîrâsçı kılacağını zannettim.”15 hadisi ile de biz ümmetini komşuların haklarını korumaya ve hukukuna riâyet etmeye davet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'e namazı¸ orucu¸ zekâtı ve sadakası çok olan¸ ancak diliyle komşularını rahatsız edip onlara ezâ cefâ çektiren birinin durumunu sordular. Peygamberimiz bu kişinin cehennemlik olduğunu; bunun aksine namazı¸ orucu ve sadakası az ve fakat diliyle komşularına eziyeti dokunmayan birinin de cennetlik olduğunu haber verdi.16


Yukarıdaki manzûmesinde Hulûsi Efendi Müslümanlar arasındaki hoşgörü kültürü gereği dayanışma rûhunun ve paylaşma kültürünün ikâmesine de vurgu yapmaktadır. Kardeşlik atmosferinin oluşması¸ fertler arasında ülfet duygusunun pekişmesi ve onların barış içinde bir arada yaşamaları için ihtiyaç duyulan en önemli şartlarından biri de dayanışma ve paylaşmadır. Bu sebeple İslâm kaynaklarında dayanışma ve paylaşmanın sosyal¸ insânî ve ahlâkî değeri üzerinde ısrarla durulmuştur. Birçok âyet ve hadiste buyurulan veya tavsiye edilen zekât¸ sadaka¸ infâk ve ihsângibi erdemli faâliyetlerin amacı¸ mü'minlerin birbirlerine maddî yardımda bulunmasını teşvik etmek suretiyle toplumda dayanışma ve paylaşma ruhunu diri tutmaktır. Aslında maddî paylaşımın en önemli amacı ve işlevi¸ muhtaçların maddî hayatlarını rahatlatma yoluyla bireyler ve zümreler arasında bir duygu paylaşımı da geliştirmek ve sonuçta birlikte yaşama irâdesini güçlendirmektir.17


Vakıf Medeniyeti


İslâm kaynaklarındaki îsar¸ diğerkâmlık¸ dayanışma ve paylaşma rûhuna yönelik teşvikler¸ bencillik¸ hoyratlık¸ ayrışma ve çatışma gibi yıkıcı eğilimlerin hâkim olduğu câhiliye kültüründen sür'atle İslâm'ın birlik¸ kardeşlik ve dayanışma kültürüne geçişi sağlamış¸ bir ahlak ve erdem medeniyetinin temellerini hazırlamıştır. Bu medeniyetin “vakıf medeniyeti” şeklinde tanımlanması¸ hem vakıfların İslâm medeniyeti içindeki belirleyici rolünü hem de “îsar” adı verilen Müslümanlardaki hayır yapma aşkının insanlık vicdanında bıraktığı takdir ve hayranlık duygusunu gösterir. Vakıflar¸ ilk örneğini Hz. Peygamber (s.a.v.)'in gerçekleştirdiği¸ sonraki dönemlerde hem sayısı hem de hizmet çeşitleri hızla genişleyen hayır kurumlandır. Kur'ân-ı Kerim'in talimi ve Rasûl-i Ekrem'in örnekliğiyle gelişip güçlenen bu kurumlar¸ tarih boyunca birlikte yaşama irâdesinin¸ farklı toplumsal kesimler arasında iletişim ve dayanışmayı sağlayan sevgi¸ saygı¸ şefkat ve ferâgat gibi ahlâkî erdemlerin ve sonuçta sosyal barışın sembolleri olmuştur.18


Peygamber Efendimiz'in kardeşlik mesajını ve kardeş olma çağrısını bütün hutbelerinde yenileyen Hulûsi Efendi¸ bizleri kardeşlerimizin kusurlarıyla uğraşmamaya davet etmekte¸ kardeşlerimizi kendi kaderine terk etmememizi istemekte¸ kardeşlerimizle selamlaşmamızı¸ kaynaşmamızı¸ hediyeleşmemizi¸ kardeşlerimizin kusurlarını affetmemizi¸ kardeşlerimize yardımcı olmamızı istemektedir. Ona göre Müslümanlar arasındaki evrensel sevginin¸ kardeşliğin ve İslâmî birliğin esası istişâre ve şûrâdır. O¸ Kur'an'daki¸ “Onların işleri aralarında istişâre iledir.”19 âyetini sık sık hatırlatarak istişâreyi¸ Müslümanların özelliklerinden biri olarak zikreder. İslâm'ın kişisel kusur ve hatâların araştırılmamasını¸ kişilerin arkadan çekiştirilmemesini emrettiğini¸ onur ve haysiyete saldırıdan kaçınılmasını öngördüğünü¸ iftirâ ve gıybeti haram kıldığını her defasında tekrar etmiştir. Gerek hutbelerinde¸ gerekse şiirlerinde şu hadîs-i şeriflerin yaşam ilkesi haline getirilmesine çağrıda bulunmuştur:


Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona hâinlik etmez. Onu yalanlamaz. Onu yardımsız ve yüz üstü bırakmaz. Her Müslümanın diğer Müslümana ırzı¸ malı ve kanı haramdır.”20


Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.”21


Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi mü'min kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamaz.”22


Mü'min başkaları ile hoş geçinir ve kendisi ile hoş geçinilir. Başkaları ile hoş geçinmeyen ve kendisi ile hoş geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.”23


“(Ey mü'minler!) Birbirinizle ilgiyi kesmeyin¸ birbirinize sırt çevirmeyen¸ birbirinize kin tutmayın¸ haset etmeyin¸ kardeşler olun. Bir Müslümanın üç günden fazla kardeşine dargın durup onu terk etmesi helal olmaz.”24


Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayın¸ birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın.”25


İnsanların kusurlarını araştırıp ortaya çıkarırsan onları fesâda sürüklemiş olursun.”26


 


Dipnot


1 Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi¸ SİVAS


2 Osman Hulusi Darendevî¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ haz.: Mehmet Akkuş¸ Ali Yılmaz¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul 2006¸ s. 161.


3 Ahmet Ağırakça¸ Hz. Ebu Bekir Devri İslâm Tarihi¸Buruc Yayınları¸ İstanbul 1998¸ s. 22; Rasim Özdenören¸ “O. İnsanlığın Ekmel Noktası”¸ Yenidünya Aylık¸ İlmî¸ Fikrî¸ Aktüel Dergi¸ Yıl: 15¸ Sayı: 173¸ Nisan 2008¸ s. 7.


4 Hayreddin Karaman¸ Laik Düzende Dini Yaşamak¸ İz Yayıncılık¸ III.Baskı¸ İstanbul 1998¸ s. 246¸ 251.


5 Mehmet Akif Ersoy¸ Safahat -Orijinal Metin¸ Sadeleştirilmiş Metin¸ Notlar-¸ haz. Ömer Faruk Huyugüzel¸ Rıza Bağcı ve Fazıl Gökçek¸ Feza Gazetecilik A.Ş.¸ İstanbul¸ ts.¸ c. I¸ s. 350-352.


6 İsmail Karagöz¸ “Birlikte Yaşamanın Getirdiği Görev ve Sorumluluklar”¸ Diyanet Aylık Dergi¸ Nisan 2008¸ Sayı: 208¸ s. 36.


7 Karagöz¸ “Birlikte Yaşamanın Getirdiği Görev ve Sorumluluklar”¸ s. 36-38.


8 Buhârî¸ İman¸ 7; Müslim¸ İman¸ 71-72.


9 5/Mâide¸ 32.


10 EbûDâvûd¸ Edeb¸ 57.


11 Darendevî¸ Dîvân¸s. 179.


12 Müslim¸ Kitâbu'l-birrve's-sıle 22.


13 Raşit Küçük¸ “Asr-ı Saadette Birlikte Yaşama Ahlâkî Bazı Tespitler ve Örnekler”¸ Hz Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlâkî¸ tsh. Mustafa Yeşilyurt¸ Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları¸ Ankara 2015¸ s. 48-49.


14 4/Nis⸠36.


15 Buhârî¸ Kitâbu'l-edeb 28; Müslim¸ Kitâbu'l-birrve's-sıle 140; EbûDâvûd¸ Kitâbu'l-edeb 123


16 Ahmed İbniHanbel¸ Müsned¸ II¸ 440.


17 Mustafa Çağrıcı¸ “İslam'da Birlikte Yaşamanın Ahlâkî Temelleri”¸ Hz Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlâkî¸ tsh. Mustafa Yeşilyurt¸ Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları¸ Ankara 2015¸ s. 31-32.


18 Çağrıcı¸ “İslam'da Birlikte Yaşamanın Ahlâkî Temelleri”¸ Hz Peygamber ve Birlikte Yaşama Ahlâkî¸ s. 33.


19 42/Şûr⸠38.


20 Müslim¸ Birr¸ 32.


21 Müslim¸ İman¸ 93.


22 Buhari¸ İman¸ 7.


23 Ahmed¸ II¸ 400; V¸ 225.


24 Tirmizi¸ Birr¸ 24.


25 Müslim¸ Birr¸ 28.


26 Ebû Dâvûd¸ 44.

Sayfayı Paylaş