ERMENİ MESELESİ NASIL ÇIKTI?

Somuncu Baba

"Ermenilere karşı Türk hoşgörüsü ve himayesi¸ Osmanlı Devleti zamanında artarak devam etmiştir. Osmanlı Devleti'nin adalet şemsiyesi ve huzur atmosferi altında etnik¸ dinî¸ kültürel ve sosyal kimliklerini koruyarak asırlardır en imtiyazlı mevkide asude bir hayat süren azınlıkların başında daima Ermeniler gelmiştir."


Tarih boyunca Müslüman ve Türk düşmanlığıyla beslenen Haçlı ruhunun¸ milletimizi yeryüzünden silip Anadolu coğrafyasına gömmek için 19. yüzyılın son çeyreğinde başımıza açtığı yeni gaile “Ermeni Meselesi” olmuştur. Dün Osmanlı'nın başına musallat edilerek mevcudiyetini sarsan bu bel⸠onun bakiyesini devralan yeni Türk Devleti'nin kuruluş safhasında ilk tanıştığı ve cedelleştiği mesele olmaktan da geri kalmamıştır. O günden bugüne uzanan süreçte toprak bütünlüğümüzü¸ mevcudiyet ve bekamızı tehdit etme özelliğini korumuştur.


Amerikan Kongresi'nde ses bulmasına alıştığımız sözde “Ermeni Soykırımı Tasarısı”¸ 2001'de Fransa'nın da kabul etmesiyle Türkiye'nin Osmanlı'dan bu yana ilk kez zorunlu gündemini teşkil etmiştir. Ermeni lobisi ABD ve Avrupa'da¸ 24 Nisan'ın “soykırım günü” ilan edilmesi için var gücüyle uğraşmaktadır. Gerçekten de ileri sürülen ithamları Osmanlı'nın şahsında hak ediyor muyuz? Bunu¸ tarihin şahitliği dâhilinde sorgulayalım ve aklanma beratımızı almaya çalışalım.


İmtiyazlı ve Mutlu Azınlık


Osmanlıların güvenini kazanan Ermenilere Fatih Sultan Mehmed¸ hiçbir Hıristiyan devletin veremeyeceği imtiyazları bahşetmiştir. Diğer azınlıkları Ermeni Patrikliği'ne bağlayarak itibarının artmasına ön ayak olmuştur. Bu yüzdendir ki Ermeniler¸ gerçek tarihlerinin İstanbul'un alınmasıyla başladığını kabul etmişlerdir.1


Ermenilere karşı Türk hoşgörüsü ve himayesi¸ Osmanlı Devleti zamanında artarak devam etmiştir. Osmanlı Devleti'nin adalet şemsiyesi ve huzur atmosferi altında etnik¸ dinî¸ kültürel ve sosyal kimliklerini koruyarak asırlardır en imtiyazlı mevkide asude bir hayat süren azınlıkların başında daima Ermeniler gelmiştir. Ermeniler; çiftçilik¸ zanaat¸ ticaret ve sanayi ile meşgul olmuşlar¸ askerlikten muaf tutulmaları sebebiyle nüfusları artmış ve zenginleşmişlerdir. İçlerinden¸ çok sayıda edebiyatçı¸ müzisyen¸ mimar¸ bürokrat ve tıp adamı çıkmış; Osmanlı toplum dokusunda hâkim renklerden biri seviyesine gelmişlerdir.2


Osmanlı'nın son dönemlerinde¸ vezirlik dâhil¸ devlet bürokrasisinde en yüksek makamlara kadar gelerek¸ memuriyetin üçte birini işgal etme mazhariyetine yine Ermeniler kavuşmuştur. Hatta bu mevzuda¸ kendilerini kışkırtan Rusya ve İngiltere'deki azınlıkların bile erişemeyeceği ölçüde¸ gıpta edici hak ve özgürlüklere onlar malik olmuştur. Osmanlı tarihi boyunca Ermeniler içerisinden 29 paşa¸ 22 bakan¸ 33 milletvekili¸ 7 büyükelçi¸ 11 başkonsolos ve konsolos¸ 11 üniversite öğretim üyesi ve 41 yüksek rütbeli memur çıkmış ve bakanlık yapanlar; dışişleri¸ maliye¸ ticaret ve posta bakanlığı gibi kilit mevkilerde görev üstlenmiştir.3


İngilizlerin Trabzon Konsolosu Palgrave¸ 1868'de bizzat yerinde yaptığı tetkik¸ teşhis ve müşahedeler neticesinde¸ Ermenilerin “mutlu azınlık” statüsünde hayat süren¸ seçkin bir topluluk olduğu hakikatini rapor etmekten geri duramamıştır.4 A. J. Arbery de Osmanlı Devleti'nin Ermeniler açısından bir saadet ülkesi olduğuna şöyle açıklık getirmiştir: “Ermeniler¸ devlet hayatında çok mutlu¸ üstün derecede rahat¸ hayatlarından memnun bir statü içinde bulunuyorlardı.”5 Ermenilerin huzurunu bizzat kışkırtıcılar ve komitecilerin bozduğuna William L. Langer ise şu şekilde parmak basmıştır: “Ermeni komitacıların katliamları başlamadan önce¸ Doğu Anadolu Ermenileri¸ Osmanlı Devleti idaresinde sulh ve sükûn içinde bulunduklarını açıkça itiraf ediyorlardı.”6


Bu noktada¸ Ermenilere toplum hayatında ve devlet kademelerinde bu imkânları tanıyan ve “Millet-i Sâdıka” unvanını layık gören Osmanlı için¸ Ermenilere zulmettiğini¸ baskıda bulunduğunu¸ onları haksızlığa uğrattığını¸ hele de katliama maruz bıraktığını iddia etmek gülünçtür.


Sadık Milletten Sabıkalı Millete


Ermeniler¸ hâllerinden o kadar memnunlardı ki¸ yabancı devletlerin ve Ermeni komitacıların tahrik ve tazyiklerine uzun bir süre karşılık vermemişlerdi. Osmanlı'dan ayrılıp bağımsızlığa kavuşmanın yolunu Batı kamuoyunu Osmanlı aleyhine döndürme ve iknada bulan komitacılar¸ bunun için kan dökmek¸ can almak ve ayaklanmalar tertiplemekten başka çare olmadığı inancındaydılar.


1893-1896 yıllarında Van ve Bitlis'te Rus Konsolosluğu yapan General Maywesky hazırladığı raporda¸ millet-i sâdıkayı yoldan çıkaranları şöyle ele vermişti: “Türkiye'deki Hıristiyanların¸ -bu sefer de Ermeniler- Türklerin zulüm ve gasbına maruz bulunduklarını Avrupa'ya göstermek icap ediyordu. Program şu şekildeydi: Ancak kan dökmek lazımdır ki¸ Ermeniler serbestî kazansın! Kan dökünüz! Avrupa sizi himaye eder!”7


Ermenileri buna ortak edemeyince de¸ belgelerle sabittir ki¸ Müslüman kılığına bürünerek kendi halklarını katletmekte bile fütur göstermeyeceklerdi. Rusya'nın Osmanlı Büyükelçisi Zinovyev'in 6 Mart 1909'a ait “Osmanlı İmparatorluğu'nda Durum” başlıklı gizli raporundaki şu ifadeler bunun en büyük delillerindendir: “Bitlis'teki Ermenilerin¸ ne Türklerden ne de Kürtlerden şikâyetleri varken; Ermeni komitacı dernekleri kurulmakta ve dernekler geniş faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Çoğu Ermeni'nin bu tür eylemlerin Ermenilere zarardan başka bir şey getirmeyeceğini ve silah için para vermeyeceklerini söyledikleri¸ bunun üzerine Ermeni ihtilâl komitelerinin şiddet kullanma ve karşı çıkanları kılıçtan geçirme tehdidiyle bu tür grupları sindirdikleri öğrenilmiştir.”8


Bu yüzden¸ 24 Nisan 1877'de verilen harp notasında Rusya¸ bütün Osmanlı Hıristiyanlarının himayesini istediğini bildirdiğinde¸ buna Osmanlı Mebusan Meclisi'nde ilk sert tepkiyi gösterenler Ermeni mebuslar olmuştu.9 Ermeni olaylarının en hararetli zamanında Doğu Anadolu'yu gezen Amerikalı Gazeteci George H. Hepwort¸ Ermenilerin şu serzeniş ve dert yanmalarına şahit olmuştu: “Biz önceleri çok mutlu bir halktık. Vergilerimizi öder¸ işimizle gücümüzle ilgilenir¸ huzur ve refah içerisinde yaşardık. Avrupa bizi kendi hâlimize bırakmayı isterse¸ iyi bir geleceğe sahip olabiliriz. Avrupalılar bizi Türklere karşı kötü bir hırsla tahrik ettiler! Yazık¸ memleketimiz harap oldu!”10


Ermeni Patriği Nerses Varjabendanyan'ın 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi'nden galip çıkıp Yeşilköy'e kadar gelen Başkomutan Grandük Nikola'nın karargâhına giderek; “Doğu'da Rusların himayesinde Ermeni Devleti kurulmasını talep etmesi”¸ Ermeni Meselesi'nin gelişiminde mühim bir dönüm noktası olmuştur. 1878'deki Berlin Antlaşması (61. Madde) ile “Ermeni Meselesi”¸ tarihte ilk kez bir uluslararası belgeye yansımış ve “Ermenistan” adı verilen bir bölgenin varlığından söz edilmeye başlanmıştır. Böylece Ermeni Meselesi¸ Avrupa ülkelerinin gündeminin bu sayede önemli bir meselesi hâline gelmiş ve onlar da bunu kullanarak Ermenilerin koruyuculuğuna soyunmaya başlamışlardır.11


20 Haziran 1890'daki Erzurum Olayı'nı¸ 1890'da Kumkapı Gösterisi¸ 1892-93'de Kayseri¸ Yozgat ve Merzifon Olayları¸ 1894'de Sason ve Zeytun İsyanı¸ 1895'de Bab-ı Âli Gösterisi¸ 1896'da Van İsyanı ve Osmanlı Bankası'nın İşgali¸ 1897'de İkinci Sason İsyanı¸ 1905'te Sultan II. Abdülhamid'e Suikast Girişimi ve 1909'da Adana İsyanı izleyecekti. 1882'den 1909'a kadar yaklaşık 39 irili ufaklı isyan tertiplenmiştir. Ermeni isyanlarının ve propagandasının doruğa çıkması¸ Sultan II. Abdülhamid ve İttihat Terakki döneminde olacak¸ özellikle Birinci Dünya Savaşı'na tekabül eden 1914-1915'de yoğun bir şekilde tırmanacaktı. Yalnızca bu tarihler arasında baş gösteren isyan sayısı 22'dir.12


Meseleyi ve Olayları Kimler Alevlendirdi?


Ermeni Meselesi'nin ve olayların patlak vermesinde¸ Ermeni tebaanın bunlara alet edilmesinde en büyük pay¸ Avrupalı devletler tarafından kurulup desteklenen Ermeni ihtilâl komitaları olan Hınçak ve Taşnak cemiyetlerine aitti. Taşnakların Doğu'da ve İstanbul'da meydana getirdikleri olayların yanında kuşkusuz en fazla ses getireni¸ 21 Temmuz 1905'te¸ Ermeni isteklerinin önünde heykel gibi dikilen Sultan II. Abdülhamid'e suikasta cüret etmeleriydi. Hadisenin ardından açılan tahkikat sonucunda komitacıların¸ bütün kiliseleri birer cephanelik hâline getirdikleri tespit edilmişti.13


Rus Generali Mayewski¸ hükûmetine gönderdiği “Bitlis ve Van Vilâyetleri İstatistiği” başlıklı mahrem raporda¸ komitacıların kanlı parmağını şöyle teyit etmişti: “Ermeniler tarafından Türkiye'de yapılan fecâyiin mesuliyeti¸ evvela ihtilâl komiteleriyle müştereken hareket eden Ermeni İhtilâlcilerine¸ saniyen bunları teşcî ve teşvik eden bazı ecnebî hükûmetlerine râcidir. Türkiye'de Komitacıların girmediği yerlerde¸ Ermeniler rahattırlar! Türk vahşiliği bir gerçek olmayıp¸ isteyerek uydurulmuş siyasî bir hikâyedir. Gerçeği olduğu gibi söylemek icap ediyorsa¸ Doğu'da vahşî olanlar Müslümanlar değildir; tersine¸ vahşiliği Doğulu Hıristiyanlar yapmışlar¸ sonra bunları himayesiz Müslümanlara yüklemişlerdir.”14


New York Herald Gazetesi Muhabiri Sidney Whitmann'ın¸ “Turkish Memories” 1914 basımlı eserinde geçen; İngiltere'nin Erzurum Konsolosu Mr. Graves'e: “Eğer memlekette (Türkiye) hiçbir Ermeni Komitacısı gelmemiş olsaydı ve Ermenileri tahrik ve teşvik etmeseydi¸ bu mukâtele (karşılıklı çatışma) olur muydu?” sualine cevaben aldığı; “Elbette ki hayır! Zannetmem ki bir tek Ermeni öldürülmüş olsun!”15 itirafı¸ Osmanlı'nın masumiyetini tescile yetmektedir.


Ermeni Meselesi'nin alevlenmesinde¸ Ermeni kiliseleri ve dinî liderler de büyük rol oynamıştı. 1917 yılında neşredilen Fransızca “A Qui La Faute? Aux Partis Revolutionnaires Armeniens” (Hata Kimde? Ermeni İhtilâl Partilerinde) adlı kitapta bu gerçek şöyle ortaya konmuştur: “Dinî merkezler¸ silâh depoları ve komplo ocakları olmuştu. Dinî liderler¸ söz ve yazı ile kendilerine güvenmiş olan halkı isyana teşvik ediyordu. Sadakat¸ doğruluk yerine isyan; insanlık yerine kin¸ intikam; ahlâk yerine alçaklık ve rezillik vaaz ediliyordu. Dinî liderler¸ komitalar tarafından organize edilmiş bayramlara¸ toplantılara¸ törenlere başkanlık ediyorlardı; halktan¸ partilerin emirlerine ve eğitimlerine uymalarını istiyorlardı.”16


Ermenilerin kontrolden çıkmasında misyonerlik faaliyetlerinin tesiri yabana atılamaz boyutlardaydı. Özellikle Amerikan (ABCFM) misyonerleri¸ Ermenilerin ezildiğini propaganda ederek Kilise'nin desteğini arkalarına almış ve Batıda bir “Türk düşmanlığı”nın uyanmasını sağlamışlardı. Fransa¸ Rusya ve İngiltere de aynı anlayışı benimsemişti. Bu ülkeler¸ Hıristiyanlığı gündeme getirerek¸ Müslümanların hâmisi Türkleri saf dışı bırakmadan başarılı olamayacaklarını; bunun en etkili yolunun da Ermenileri örgütleyip Türklere karşı ayaklandırmaktan geçtiğini çok iyi kavramışlardı. Bu uğurda Ermeni komitalar ve Hıristiyan misyonerler¸ İstanbul'daki büyükelçilikler ve Anadolu'daki konsolosluklar aracılığıyla¸ Ermeni cemaatinin ve Batı kamuoyunun desteğini kazanabilmek maksadıyla¸ yerli ve yabancı basında yoğun bir “Barbar/Vahşi Osmanlı” kampanyası başlatılarak; Osmanlı'nın her isyanı bastırma harekâtı “Vahşi Müslümanlar¸ masum Hıristiyanları katlediyor!” propagandasına dönüştürülerek takdim edilmişti.17


 


Kaynaklar


1. Abdurrahman Küçük¸ Ermeni Kilisesi ve Türkler¸ Ankara 1997¸ s. 86-87.


2. Nejat Göyünç¸ Osmanlı İdaresinde Ermeniler¸ İstanbul 1983¸ s. 31-35¸ 49; Küçük¸ age.¸ s. 88-90.


3. Başbakanlık Osmanlı Arşivi¸ Devlet Salnamesi¸ 1912¸ s. 96-391; 1917-1918¸ s. 100-471; Komidos Çarkçıyan¸ Türk Devleti Hizmetinde Ermeniler (1453-1953)¸ İstanbul 1953; Küçük¸ age.¸ s. 88-89; Şenol Kantarcı¸ “Tarihî Boyutuyla Ermeni Sorunu”¸ Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi¸ Nisan 2003¸ Sayı: 38¸ s. 21; Yusuf Sarınay¸ “Ermeni Sorunu ve Türk Arşivleri”¸ Bilim ve Aklın Aydınlığında¸ s. 118.


4. Bilâl N.Şimşir¸ Osmanlı Ermenileri¸ İstanbul 1986¸ s. 13-14.


5. A. J. Arbery (Editör)¸ Religion in Middle East¸ Vol:1¸ Camdriage Universty Press¸ Cambridge¸ s. 969¸ 6-498; Süleyman Kocabaş¸ Türkiye ve İngiltere¸ İstanbul 1985¸ s. 211.


6. William L. Langer¸ The Diplomacy of İmperialism (1890-1902)¸ Alfred A.Konpf¸ New York 1972¸ s. 148; M. Sadi Koçaş¸ Tarihte Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri¸ İstanbul 1990¸ s. 80¸ 211.


7. General Maywesk¸ Van ve Bitlis Vilâyetleri Askerî İstatistiği¸ Matbaa-i Askeriye¸ Çev: Mehmet Sadık¸ İstanbul 1330¸ s. 134.


8. Rusya Dış Politika Arşivi¸ Siyasî Kısım¸ No: 37¸ s. 252.


9. Hakkı Tarık Us¸ Meclis-i Mebusan 1293 (1877) Zabıt Ceridesi¸ c. 1¸ İstanbul 1939¸ s. 172¸ 175.


10. George H. Hepwort¸ Through Armenia on Horsback¸ E. P. Dutton¸ New York 1898¸ s. 332; Kocabaş¸ age.¸ s. 212.


11. Berlin Kongresi¸ İstanbul Matbaa-yı Amire¸ H. 1298¸ s. 271¸ 282; Ali Karaca¸ “1915 Ermeni Tehcirine Giden Yolda Gözden Kaçan İki Nokta: Projeler ve Müfettişlikler”¸ Eğitim Dergisi¸ Nisan 2003¸ Sayı: 38¸ s. 105-106; Küçük¸ age.¸ s. 110-111.


12. Hüseyin Nâzım Paşa¸ Ermeni Olayları Tarihi¸ c. 1-2¸ Ankara 1994¸ s. 3-4; Esat Uras¸ Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi¸ İstanbul 1987¸ s. 463¸ 471-472¸ Mehmed Hocaoğlu¸ Arşiv Vesikalarıyla Tarihte Ermeni Mezalimi ve Ermeniler¸ İstanbul 1976¸ s. 200-205¸ 215-230; Kamuran Gürün¸ Ermeni Dosyası¸ Ankara¸ 1985¸ s. 142-143¸ 159-160¸ 173-176; Kantarcı¸ agm.¸ s. 23-26.


13. Hüseyin Nâzım Paşa¸ age¸ s. 120-125; Uras¸ age.¸ s. 432-447¸ 458-463¸ 471-477¸ 509-511; Göyünç¸ age.¸ s. 64-65; Öke¸ Ermeni Meselesi¸ İstanbul 1986¸ s. 95; Cevdet Küçük¸ Osmanlı Diplomasisinde Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı¸ İstanbul 1984¸ s. 100¸ Koçaş¸ age.¸ s. 153.


14. Maywesky¸ age.¸ s. 116¸ 134¸ 146.


15. Gürün¸ age.¸ s. 46.


16. A Qui la Faute? Aux Partis Revolutionnaires Armeniens¸ 1917¸ s. 40-41¸ 70; Küçük¸ age.¸ s. 115-116.


17. Osmanlı Belgelerinde Ermeniler¸ C. 11¸ Belge No: 34¸ İstanbul 1988¸ Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yay.; Kantarcı¸ agm.¸ s. 24.

Sayfayı Paylaş