EBU TALİB EL-MEKKÎ DÜŞÜNCESİNDE TEVEKKÜL PSİKOLOJİSİ

Somuncu Baba

Tevekkül¸ Allah'a teslim olmak¸ O'na güvenip elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah'tan beklemek demektir. Kur'an-ı Kerim'de konuyla ilgili çok sayıda ayet vardır. İşte bu ayetlerden birinde Yüce Yaradan mü'minleri tarif ederken şöyle buyurur: “Mü'minler ancak o kimselerdir ki¸ Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.”(8/Enfal¸ 2). Yine konuyla ilgili hadislerde¸ yalnızca Allah'a güvenilmesi¸ gayretin sonucunun ondan be


Tevekkül¸ Allah'a teslim olmak¸ O'na güvenip elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra sonucu Allah'tan beklemek demektir. Kur'an-ı Kerim'de konuyla ilgili çok sayıda ayet vardır. İşte bu ayetlerden birinde Yüce Yaradan mü'minleri tarif ederken şöyle buyurur: “Mü'minler ancak o kimselerdir ki¸ Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.”(8/Enfal¸ 2). Yine konuyla ilgili hadislerde¸ yalnızca Allah'a güvenilmesi¸ gayretin sonucunun ondan beklenmesi sıklıkla tavsiye edilmiştir.


Tasavvufun öncü isimlerinden kabul edilen Ebu Talib El-Mekkî de¸ “Kûtu'l-Kulûb” adlı eserinde¸ tevekkülü Allah'a yakinen inanan kimselerin en üstün makamı olarak belirtir. Çünkü bu kimselerin psikolojilerine baktığımızda¸ her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğuna¸ tüm olup bitenlerin O'nun kudreti çerçevesinde gerçekleştiğine yakînen¸ sanki görmüş gibi¸ inandıklarını görürüz. Böyle olduğu içindir ki¸ Allah'a yakın olan kimseler¸ sahip olma¸ egemen olma tutkusuna kapılmazlar. Aza kanaat eder¸ olumsuzluklarla karşılaştıklarında Allah'a dayanarak ve sığınarak sabrederler. Başkalarına ümit beslemez ve bel bağlamazlar.


Tevekkülü kişiliğinin parçası hâline getirmiş kimseler¸ Allah'tan başkasından bir şey beklemedikleri gibi¸ Allah'tan başkalarına hamd etmeyi¸ başkalarına gelen iyi şeyleri onlardan bilmeyi de doğru bulmazlar. Kendilerine iyilik edenlere iyilikle ve teşekkürle karşılıkta bulunmayı da ihmal etmezler. Her şeyin gerisinde Allah'ın olduğuna dair bilgi ve imanları onları hem güzel davranmaya hem de sabırlı¸ kanaatkâr ve huzurlu olmaya götürür.


El-Mekkî'ye göre¸ manevî gelişim ilerledikçe¸ tevekkül de daha kuşatıcı ve kişinin dünya ile ilişkilerini sınırlayıcı bir hâl alır. Böyle olunca¸ tedbir almak ve ondan sonra Allah'a dayanmak şeklindeki tevekkül psikolojisinin başlangıç aşaması¸ ileri bir aşamaya taşınmış olur. Bu ileri evrede¸ artık tedbiri de terk etmek tevekkülün gereği hâline gelir. Çünkü El-Mekkî'ye göre¸ bütün tedbirlerin arkasında dünyaya karşı bir istek ve arzu vardır. Arzu ve isteklerin gerisinde ise tûl-i emel yatar. Tûl-i emel¸ dünyada ebedî kalma veya uzun yaşama arzusudur. Peki¸ bu durumda insan¸ dünyada yapması gereken işleri¸ çalışmayı¸ tasarruf etmeyi vb. terk mi edecektir? El-Mekkî bu soruyu cevaplarken¸ “Tedbirin terk edilmesinden maksat¸ boş temenniyi terk etmektir.” ifadesini kullanır. Çünkü ona göre insanlar¸ zamanından çok önce¸ daha sonra yapacakları işlerin telaşına düşerek¸ onlara dair planlar ve tedbirlerle meşgul olmaktadırlar. Daha sonrasında da “Bu niye böyle oldu da¸ şöyle olmadı?” gibi sözlere sarılmaktadırlar. Oysa bunların her ikisi de¸ tevekkül sahibi bir insanın davranışları olamaz. El-Mekkî'ye göre¸ ilahi takdire itiraz içeren bu yaklaşımlar¸ tevekküle aykırı olduğu gibi¸ tedbir kaygısıyla gerçekleşmeleri sebebiyle tevekkül yaşantısına ilişkin psikolojik süreci de olumsuz etkilemektedir. O'na göre¸ gerçek tevekkülün tedbiri¸ bir nevi koruyucu hekimlik gibidir. Nasıl ki sağlıklı bir insan¸ hastalık gelmeden önce¸ hastalığa düşmemek için ilaçların derdine düşmek yerine kendine dikkat etmeliyse¸ gerçek tevekkül sahibi insan da sıkıntı gelmeden önce Allah'a yakın ve güven içinde olursa¸ işlerini bu duygularla yaparsa gerçekten tevekkül etmiş olur.


El-Mekkî düşüncesinde¸ tevekkül psikolojisi açısından bazı dünyevi bağlılıklar insanları tevekkülden uzaklaştırır. Örneğin ilmine¸ malına makamına¸ sağlığına¸ itibarına vb. güvenmek insanı tevekkülden uzaklaştırır. Bunlara önem verilince¸ bunlar elde edildiklerinde insanın güvende olma duygusunu güçlendirirken¸ kaybedildiklerinde insanı sıkıntıya düşürür ve kişiliğini zayıflatır. Bu nedenle¸ tevekkül sahibi olmak isteyenler bu yönelimlerden uzak durmalı ve sadece Allah'a güvenip O'na sığınmalıdırlar.


Sonuç olarak¸ yazımızda özetle yer verdiğimiz El-Mekkî düşüncesindeki tevekkül anlayışının¸ psikolojik boyutları itibarıyla¸ insanın iç huzuru ve ruh sağlığı açısından en temel yaşantılarından biri olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. O hâlde¸ el-Mekkî'nin de ifade ettiği gibi¸ Allah'a inanan gerçek mü'minler¸ olgun ve iç huzuruna sahip insanlar olarak tevekkülü kişiliklerinin bir parçası hâline getirip¸ olması gerektiği gibi yaşamalıdırlar.

Sayfayı Paylaş