DARENDE VELİLERİ

Somuncu Baba

Bazı şehirler¸ bizim için¸ herhangi bir şehir olmanın ötesinde anlamlar taşır. Bu şehirlere duyulan sevgi¸ onların doğal güzelliklerinden ya da tarihî zenginliklerinden değil üzerlerinde yaşamış olan büyük şahsiyetlerden dolayıdır. Bu zatların etkileri sadece yaşadıkları¸ eserler inşa ettikleri veya kabirlerinin bulunduğu yerlerle sınırlı kalmamış; geçmişte bütün Osmanlı coğrafyasında günümüzde ise yurdumuzun her sathında hatta bütün İslâm âleminde silinmez izler bırakmışlardır. Bu manada¸ ülkemizde akla ilk gelen yerlerden biri de Darende'dir.


Bazı şehirler¸ bizim için¸ herhangi bir şehir olmanın ötesinde anlamlar taşır. Bu şehirlere duyulan sevgi¸ onların doğal güzelliklerinden ya da tarihî zenginliklerinden değil üzerlerinde yaşamış olan büyük şahsiyetlerden dolayıdır. Bu zatların etkileri sadece yaşadıkları¸ eserler inşa ettikleri veya kabirlerinin bulunduğu yerlerle sınırlı kalmamış; geçmişte bütün Osmanlı coğrafyasında günümüzde ise yurdumuzun her sathında hatta bütün İslâm âleminde silinmez izler bırakmışlardır. Bu manada¸ ülkemizde akla ilk gelen yerlerden biri de Darende'dir.


Darende¸ hem zahirî hem batınî ilimlerde Somuncu Baba gibi¸ Abdurrahman-ı Erzincanî gibi¸ Hulûsi Efendi Hazretleri gibi yol gösterici büyük âlimler¸ mutasavvıflar yetiştirmiştir. Onlar hayatlarıyla¸ yapmış oldukları hizmetlerle insanlara örnek ve önder olmuş ve hâlen de olmaya devam etmektedirler. İnşaallah kıyamete kadar da devam edecektir.


Hacı Aziz Baba


Aziz Baba Darendeli olup¸ aslen Hulûsi Efendi Hazretleri'nin dünyayı teşrif ettikleri Hacılar Mahallesi'ndendir. Kendisi Sivas'a gitmiş¸ oraya yerleşerek ticaretle meşgul olmuştur. Hatırı sayılır bir ticarî hayatı olan Aziz Baba mütedeyyin bir kişidir.


Kendisini ticarete çok kaptırdığı bir gün Aziz Baba bir de bakar ki güneş batmak üzeredir. Oysa o daha ikindi namazını kılmamıştır. Hemen toparlanarak¸ bari ikindinin farzını olsun yetiştireyim düşüncesiyle¸ namaza durur. Selamını verdikten sonra karşısında meczup kılıklı bir kişinin kendisini izlemekte olduğunu görür. Hiçbir şey söylemez. Seccadesini toplamak üzereyken o kişi “Ya!” der¸ “Güya Aziz Baba da Allah yolunda çalışıyorum der¸ o da ikindinin sünnetini terk etti¸ sadece farzını kıldı.” der ve ortadan kaybolur. O andan itibaren Aziz Baba'nın aklı başına gelir ve hemen ticarethanesine giderek dükkânının önünde¸ “Aziz Baba'nın malları yağma!” diye bağırır. Bunu duyan halk¸ Aziz Baba'nın dükkânına hücum eder ve ne var ne yok gerçekten yağmalamaya başlar. Hatta Aziz Baba'nın çocukları da bu sırada ne kadar mal alabildilerse kendilerine baba malı olarak o kalır.


Daha sonra Aziz Baba yine kendi köyüne¸ Darende Hacılar Mahallesi'ne gelerek münzevi bir hayat yaşamaya¸ bütün gününü ibadet ve taat ile geçirmeye başlar. Aradan uzun bir süre geçtikten sonra Aziz Baba'nın evine bir seyyah misafir olur. Yemek vakti Aziz Baba¸ misafire ikram olarak¸ evde bulunan bir parça kuru ekmekle bir kap suyu getirir. Misafir¸ kuru ekmeği suya batırarak karnını doyurmaya çalışır. Daha sonra Aziz Baba'ya¸ “Bu hayat böyle bir parça kuru ekmek ve bir kap suyla geçmez baba. Ben simya ilmini çok iyi bilirim¸ sana da öğreteyim de biraz malın olsun.” der. Ve cebinden çıkardığı bazı maddeleri birbirine usulüne uygun şekilde karıştırarak bir miktar altın elde eder. “Haydi¸ şimdi bunu kuyumcuya götürelim de evine birkaç parça bir şeyler alalım.” der.


Seyyahla Aziz Baba¸ Darende'deki Yusuf Paşa Bedesteni'ne doğru yola çıkarlar. Hava yağmurludur¸ etraf da çamur olmuştur. Bedestene gelince kapıdan girerken Aziz Baba yere eğilir ve bir parça çamuru avucunun içinde sıkıştırır. Seyyah bunu görür fakat bir anlam veremez. Aziz Baba elini arkasına saklar ve kuyumcuya varırlar. Seyyah simya ilmiyle oluşturduğu altını uzatarak “Şunu mihenge vur bakalım.” der. Kuyumcu altının on dört ayar bir altın olduğunu söyler. O sırada Aziz Baba da elinde sıkıştırdığı çamuru uzatarak¸ Hulûsi Efendi Hazretleri'nin ifadesiyle ‘Hani köfte sıkarlar ya onun gibi parmaklarının izi üzerinde…' “Oğul¸ bir de şunu mihenge vurur musun?” der. Kuyumcu¸ çamuru alarak mihenge vurur ve şaşırarak¸ “Yirmi dört ayar altın.” der. O anda seyyahın şaşkınlığını gören Aziz Baba¸ “Oğul¸ biz nemiz varsa Allah (c.c.) yolunda sarf ettik¸ Cenab-ı Allah da bize bütün hazinelerin kapılarını açtı; fakat bizim bunlara ihtiyacımız yok.” diye buyurur. Seyyah da yaptığına¸ söylediğine pişman olur.


Aziz Baba¸ rahmet-i Rahman'a kavuştuktan sonra Darende'deki Orta Mezarlık denilen mevkie defnedilmiştir. Kabri hâlen oradadır.


Abdurrahman Efendi


Darende merkezinde olduğu kadar çevre köy ve kasabalarda da hâl ehli insanlar yaşamış¸ bu kişiler de yaşadıkları çevredeki insanları irşad etmekle meşgul olmuşlardır. Bunlardan özellikle Yenice Kasabası'nda bulunan kabristanlıkta evliya makamında bazı zatların medfun bulunduğu bilinmektedir.


Yenice Kasabası Orta Mahalle'de ikamet eden ve 1947'de vefat eden Abdurrahman Efendi bölge halkının da son derece saygı duyup hürmet gösterdiği Allah dostu değerli şahsiyetlerden biridir.


Bölge halkının bizzat şahit olanları tarafından bazı kerametleri anlatılan Allah dostu Abdurrahman Efendi¸ imsak vaktinde kalkar. Köyün Şuğul Obası en üst başından başlar: “Hakk'a!..” diye diye 4 km uzunlukta sıra sıra dizilen ve de 500 haneden oluşan evlerin çoğunun kapısına elindeki sopa ile vurup “Namaza kalkınız.” diye seslenirdi. “Bizi namaz için uykudan uyandırıyor.” diyerek Abdurrahman Efendi'nin bu durumundan şikâyet eden de olmaz idi. Yenice Kasabası'nda dünyaya gelen erkek çocukların büyük çoğunluğuna “Abdurrahman” adının verilmesi de bu büyük Allah dostuna duyulan saygının en bariz/açık örneğidir.


Bir kız¸ bir erkek çocuk babası olan Abdurrahman Efendi'nin Mehmet isminde bir oğlu vardır. Mehmet 20 yaşlarında iken bir gece kalp krizi veya beyin kanaması geçirerek vefat eder. Ertesi sabah da bayramdır. Sabrın zirvesindeki Abdurrahman Efendi; “İnna lillah ve inna ileyhi raciun.” der. Ciğer paresi Mehmet'inin üzerine yorganı çekip sabah namazı için camiye gider. Ezanı okur¸ sabah namazını¸ daha sonra da bayram namazını kıldırır. Dağılmak üzere olan cemaate¸ ellerini havaya kaldırarak; “Cemaat¸ bir dakika beni dinleyiniz. Bizim Mehmet gece vefat etti. Allah verdi¸ Allah aldı¸ buyurunuz cenaze namazına.” der ve oğlu Mehmet¸ kılınan cenaze namazından sonra defnedilir.

Sayfayı Paylaş