TASARRUFU ŞİÂR EDİNMEK

Somuncu Baba

"Ne israf¸ ne cimrilik… Her şeye değerince yer vererek hayatta¸ dengeyi korumalı. Ne beğendiği şeyde ifrat etmeli insan¸ ne de küçümseyerek düşmeli bir yanlışa."


Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ “İktisâda riâyet eden kimse geçim sıkıntısı çekmez.”1 buyurmuşlar¸ kendileri de hayatlarının her alanında orta seviyede mütevâzı bir hayat yaşamışlardır. Bir başka hadis-i şeriflerinde ise şöyle buyurmaktadır:


Doğrusu Allah sizin lehinize üç şeyi hoş görmez: Boş söz ve dedikodu¸ çok soru sormak¸ malı boşa harcamak.”2


Zira işlerin hayırlısı vasat olanıdır. Her şeyin ifrâtı fazladır. Aşırı arzu¸ aşırı gıda¸ aşırı iyimserlik¸ aşırı güven¸ hatta aşırı sevgi; bütün aşırılıklar bu espriye girer. Hayatın her anında insanı dengeye çağırır Kur'an. Sınırlar aşıldı mı¸ erdemin meyveleri acılaşmaya başlar¸ böylece yozlaşarak¸ en iyi başlangıçlar uzaklaşır amaçtan.


Ne israf¸ ne cimrilik… Her şeye değerince yer vererek hayatta¸ dengeyi korumalı. Ne beğendiği şeyde ifrat etmeli insan¸ ne de küçümseyerek düşmeli bir yanlışa.


Fatih Sinanağa Mahallesi'ndeki “Sanki Yedim Camii”¸ küçük birikintilerin gücünü göstermektedir. Keçeci Hayrettin Efendi¸ bundan 300 yıl önce¸ bir şey istediğinde canı¸ yemeyip bedelini sabırla biriktirip bir cami inşa etmiş.


Büyük yatırımların küçük tasarrufların birikimiyle husûle geldiğine dikkat çeken Merhum Mahmud Esad Coşan Hocaefendi de bizleri sâdeliği şiar edinmeye şu şekilde davet etmektedir:


“Geliniz¸ aşırı süslenmeye¸ dışarıdan büyük dövizler sarf ederek ithal edilen kozmetik sanayi mamullerine¸ elmasa¸ pırlantaya¸ şatafatlı ev eşyalarına¸ lüzumsuz fazlalıktaki kat kat perdelere; rafları¸ sehpaları dolduran ıvır zıvır biblolara¸ vazolara¸ kristallere¸ avizelere… beraberce karşı çıkalım.


Ölçülülük¸ Sâdelik Ziynetimiz Olsun


Evlerimizde sadece akla uyan¸ işe yarayan¸ lüzumlu¸ faydalı eşya bulunsun; ölçülülük¸ sâdelik ziynetimiz olsun¸ lüksten israftan kaçınalım. Mümkün oldukça yerli malı ve iç piyasa îmâli malzeme kullanalım.


Paramızın artanını da diğer fakirlerin¸ bîçârelerin gözyaşlarını dindirmeye¸ yaralarını sarmaya; maddeten ve mânen kalkınmasına sarf ederek dünya ve âhiretin mutluluğuna erelim.”3


Bir gazete haberindeki şu not oldukça dikkat çekicidir: “On dokuz yıl evveldi. Stockholm'e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi. Sabahleyin¸ tıraş olmak için lavaboya gittiğimde¸ aynanın yanında ilginç bir not gördüm. ‘Lütfen¸ diyordu¸ tıraştan sonra jiletinizi çöpe atmayın. Yanda bir kutu var¸ oraya bırakın. Bir tek jiletle dahi olsa¸ İsveç çelik sanayisine yardımcı olun.' Doğrusu hayretler içinde kaldım. Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde ‘İsveç çeliğinden yapılmıştır.' diye yazardı. İşte o ülke¸ kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini
istemiyor¸ ona sahip çıkıyor¸ gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu.


Üretilen Her Şeyin Ziyânına Engel Olmak


İsviçre'de zaman zaman¸ belli periyotlarda¸ radyolar¸ televizyonlar¸ basın bir haberi duyurur. ‘Şu tarihte¸ şu saatte¸ adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın. Okumadığınız¸ ilgilenmediğiniz¸ kullanmadığınız ne kadar kitap¸ dergi¸ gazete varsa; kâğıt¸ ambalaj¸ kutu varsa¸ velev ki¸ bir ilaç prospektüsü dahi olsa¸ kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına yardımcı olun. Fazla ağaç ziyânına engel olun.'


Bir başka haberde ise bir babaannenin pirinç hesabı dikkat çekicidir: Beş yaşında idim. Babaannem rahmetli¸ pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi¸ aramaya başladı. Sağa bakıyor¸ sola bakıyor¸ bulmaya çalışıyor. Çocukluk işte¸ ‘Aman babaanne dedim. Bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya¸ yorulmaya değer mi?' Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı¸ öfkeyle doğruldu. ‘Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun.' dedi. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru¸ alın teri¸ emeği¸ çilesi var biliyor musun?' Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.


Aradan yıllar geçti. Hukuk Fakültesi'nde öğrenciyim. Alain'in proposlarini okuyorum. Birden irkildim. Babaannemi hatırladım. Alain¸ ‘Bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa¸ bütün uygarlığa karşı ihânet etmiş olur.' diyordu. İlâve ediyordu: ‘Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri¸ göz nûru¸ el emeği vardır.' diyordu.


Gösteriş İçin Eşyanın Esiri Olmamak


Bir diğer haber Japon Bakan'ın hassasiyetine vurgu yapmaktadır. Japonlar son derece sâde¸ basit¸ yalın mütevâzı yaşayan insanlardır. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre rûhen tekȃmül edememiş¸ hayatın mânâsını anlayamamış¸ zavallı kimselerdir. Böyleleriyle¸ ‘Zavallı¸ evini mezat salonuna çevirmiş.' diye eğlenirler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır. Vaktiyle Japon ekonomisi bir darboğazdan geçiyor. İç borçlar¸ dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın Başbakan'ı Meclisi toplar. Kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve ‘Şu andan itibaren der¸ Allah şâhidim olsun ki¸ Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden¸ pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.' Dediklerini yapar¸ en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün kesimlerini¸ tek istisnâ olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.”


Hayat çok ince¸ akıl almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey o kadar birbirine bağlıdır ki¸ ‘Bir mıh bir nal kaybettirir. Bir nal¸ bir atı¸ bir at bir orduya savası kaybettirir.' Tesbîti her şeyin yerli yerince değerlendirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Maddî durumumuz ne olursa olsun¸ ister zengin olalım¸ ister fakir¸ hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız. Bunda parayı da¸ maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.  


İmkân İsrafı


İsrafın birçok çeşidi vardır. Bunlardan ilki¸ imkân israfıdır. İmkân israfı¸ insanın sahip olduğu bütün değerleri ölçüsüz ve faydasız biçimde kullanmasıdır. İnsanın bu verimsiz tutumu¸ bir savurganlık türüdür. Hâlbuki insan¸ çalışıp sahip olduğu imkânları en iyi biçimde kullanmakla yükümlüdür. Çalışıp imkânlarını iyi kullananlar¸ dünyada daha çok ilerleyecekler âhirette de gerçek kurtuluşa ereceklerdir. İşte bunun için Allah'ın emri¸ çalışmak ve her türlü aşırılıktan kaçınmaktır.4 Eğer insanlık¸ Allah'ın emrinin gereğini yapmış olsaydı¸ yaşadığı bu acı âkıbetlere mâruz kalmazdı. 5


Bu açıklamaların ışığında günah koleksiyonunu andıran dünya insanının ne kadar büyük bir israfın içerisinde yüzdüğünü acı bir hakikat de olsa¸ söylemek zorundayız. Müsrif insanlığın kendi eliyle yaptığı kapitalizm putunun insanlığa hediyesi olan israf¸ toplumun her seviyedeki insanını istila etmiştir. Kahvehanelerde¸ stadyumlarda¸ günah salonlarında¸ ekran başlarında¸ bâtıl ideolojilere hizmet adına tüketilen ömürler¸ katledilen zamanlar¸ çarçur edilen enerjiler ve Allah'ın o sayısız ve güzelim nimetleri… Gâyesiz bir şekilde oyun ve oynaşta eskitilen gençlikler¸ teknolojinin isrâf edilmesiyle bir anda yok edilen kitleler ve çevre katliamları… Batılla doldurulan ve köhneleştirilen beyinler. Bâtılda yorulan diller¸ eller… Allah'a isyanda hoyratça harcanan enerjiler ve paralar… Bütün bunlar israf kavramı içerisinde değerlendirilmeli ve bunlardan kurtulmaya gayret edilmelidir.


Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular:


Beş şey gelmeden önce şu beş şeyi ganimet bil: İhtiyarlığından önce gençliğini¸ hastalanmadan önce sıhhatini¸ fakirliğinden önce zenginliğini¸ meşgûl zamanlarından önce boş vakitlerini ve ölümünden önce hayatını!”6


İnsan İsrafı


Savurganlığın en kötüsü¸ insan israfıdır. İnsan israfı¸ insanın insan olma potansiyelini Kur'an'ın doğruluk ve değer ölçüleri ile pratize edememesi¸ fıtrat yüceliğini zâyi etmesidir. İnsan israfına¸ en çok zulüm sistemlerinin egemen olduğu ortamlarda rastlanır. Çünkü böyle bir ortamda yaşayan insanlar¸ iyi bir insan olmak ve insanca yaşamak için gereken gayreti ortaya koyamazlar.


Ünlü bir dokumacı¸ dokuduğu kumaşı satmış. Daha sonra o kumaş parçasında bir kusur görülmüş ve geri çevrilerek bedeli istenmiş. Dokumacı parayı vermiş¸ fakat gözlerinden yaş gelmiş.


Sormuşlar:


“Niçin ağlıyorsun? Kumaşı geri verdik diye ise üzülme. Alıp verelim ve paranı geri verelim”.


Dokumacı:


“Hayır¸ kumaş için ağlamıyorum.” demiş. “Onun bir kusuru görüldü ve geri çevrildi. Fakat ya ömür boyu yaptıklarım¸ Allah'a arz olunduğu zaman¸ böyle bir kusur yüzünden geri çevrilecek olursa¸ ne olur benim halim? Ben bunu düşündüm de ağladım. Hayat¸ kumaş gibi değil ki¸ düzeltilsin ya da tekrar dokunsun. O¸ sadece bir kere gelir geçer.”7


Zaman İsrafı


Bir adam¸ çok sıcak bir yaz günü buz satıyor¸ bir yandan da:


“Sermâyesi tükenen adama yardım edin!” diyordu.


Oradan geçmekte olan Cüneyd-i Bağdâdî¸ bu sözü işitince¸ bir an durakladı¸ sonra düşüp bayıldı.


Ayılınca sordular¸ “Ne oldu sana böyle?”


Cevap verdi: “Eriyen buz değildi¸ ömrümdü!”


Ân'ı yakalamak gerek… “An”¸ fırsat kaçırılmayarak yakalanabilir ancak. En büyük tasarruf zamandan yapılandır. Gereği gibi kullansa¸ neler başarmaz insan. En uyarıcı şey zamandır.


Öyle hastalıklar vardır ki¸ önceden teşhisi zordur. Fakat bir kere teşhis edildi mi¸ tedâvisi kolaydır.


“Zamanın kaybolduğunu bilenler¸ en çok hüzün duyanlardır.”


Hayatımız kaybedilen fırsatlarla doludur. Aslında iyi kullanılacak olsa¸ ömür hiç kısa değil.


Zamanın ne işe yaradığını¸ insan¸ zamanı kalmadığında anlar.8


Her şey hesap üstüne kuruludur.


Sıfır denir değil mi? Unutulur ya da yanlış yere konursa¸ altüst eder hesabı.


Northwestern Üniversitesi Kellog Business School'da İş İdaresi master öğrencileri ile Zaman Yönetimi dersi Profesörü arasında gerçekleşen şu olay oldukça mânidârdır: Profesör sınıfa girip karşısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra¸ “Bu gün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız.” dedi. Kürsüye yürüdü¸ altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Sonra¸ kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı.


Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilere döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.


Öğrenciler hep bir ağızdan “Doldu.” diye cevapladılar.


Profesör “Öyle mi?” dedi ve kürsünün altından bir kova mıcır (kırılmış ufak taş parçaları) çıkarttı. Mıcırı kavanozun ağzından yavaş yavaş boşalttı. Sonra kavanozu sallayarak mıcırın taşların arasına yerleşmesini sağladı. Bir kez daha öğrencilerine dönerek “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.


Bir öğrenci “Dolmadı herhalde” diye cevapladı.


“Doğru.” dedi Profesör ve yine kürsünün altına eğilerek bir kova kum aldı¸ yavaş yavaş bütün kum taneleri taş ve mıcırların arasına nüfuz edene kadar döktü. Gene öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu.


Bütün sınıf “Hayır.” diye bağırdılar.


“Güzel” dedi Profesör ve kürsünün altına eğilerek bir sürahi su aldı ve kavanoz ağzına kadar doluncaya dek suyu boşalttı. Sonra öğrencilerine dönerek¸ “Bu deneyin amacı neydi?” diye sordu.


Uyanık bir öğrenci hemen “Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün¸ daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır.” diye atladı.


“Hayır.” dedi Profesör¸ “Bu deneyin esas anlatmak istediği; ‘Eğer büyük taşları baştan yerleştirmezsen¸ küçükler girdikten sonra büyükleri hiçbir zaman kavanozun içine koyamazsın.' gerçeğidir.”


Öğrenciler şaşkınlık içerisinde birbirlerine bakarken Profesör devam etti;


“Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız¸ eşiniz¸ sevdikleriniz¸ arkadaşlarınız¸ eğitiminiz¸ hayalleriniz¸ sağlığınız¸ bir eser yapmak¸ başkalarına faydalı olmak¸ onlara bir şeyler öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi¸ belki bir kaçı¸ belki de hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin.


Bilin ki¸ büyük taşlarınızı ilk olarak kavanoza yerleştirmezseniz¸ hiçbir zaman bir daha koyamazsınız¸ o zaman ne kendinize ne çalıştığınız kuruma ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da gerçekten iyi bir adam olamayacağınızı gösterir.”


 


Dipnot


1 Kenzu'l-Ummal¸ III¸ 49¸ (5430).


2 Buhârî¸ Edeb¸ 442.


3 M. Esad Coşan¸ “Yolumuz ve İdealimiz”¸ Kadın ve Aile Dergisi¸ Aralık 1985; Başmakaleler 2¸ ed. Necdet Yılmaz¸ Server İletişim¸ İstanbul 2008¸ s. 34.


4 53/Necm¸ 39-40; 7/A'râf¸ 31;20/Taha¸ /81.


5 Fahrettin Yıldız¸ Kur'ân Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak¸ İşaret Yay.¸ İstanbul 2001¸ s.263.


6 Hâkim¸ el-Müstedrek¸ IV¸ 341; Buhârî¸ Rikâk¸ 3; Tirmizî¸ Zühd¸ 25.


7 Kemal Ural¸ Küçük Şey Yoktur¸ Şule Yayınları¸ İstanbul 1994¸ s. 268.


8 Ural¸ Küçük Şey Yoktur¸ s.386-388.

Sayfayı Paylaş