KUDÜS VELİLERİ

Somuncu Baba

Kudüs¸ vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılan bir şehirdir. Bunun başta gelen sebebi ise Yüce Allah'ın insanları doğru yola iletmeleri üzere görevlendirdiği peygamberlerin birçoğunun bu şehirde yaşamış veya en azından hayatlarının bir bölümünü bu şehirde geçirmiş olmalarıdır. Ayrıca bu peygamberlerden bazılarının mabed olarak kullandıkları mekânlar da bu şehirdedir.


Kudüs¸ vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılan bir şehirdir. Bunun başta gelen sebebi ise Yüce Allah'ın insanları doğru yola iletmeleri üzere görevlendirdiği peygamberlerin birçoğunun bu şehirde yaşamış veya en azından hayatlarının bir bölümünü bu şehirde geçirmiş olmalarıdır. Ayrıca bu peygamberlerden bazılarının mabed olarak kullandıkları mekânlar da bu şehirdedir.


Kudüs İslâm'da özel bir yere ve kutsiyete sahiptir. Zaten adı da bu yerine ve kutsiyetine işaret eder. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa'yı bağrında barındırması ve Rasûlullah (s.a.v.)'ın İsra ve Mirac mucizesine şahid olması bu üstünlüğünün sebeplerinin başında gelir. Yüce Allah¸ Kur'anı Kerim'de İsra Suresi'nin ilk ayetinde Mescid-i Aksa'dan adıyla söz etmekte ve “çevresini mübarek kıldığımız…” şeklindeki sözle de bu mescidin etrafının mübarek kılındığını bildirmektedir.


Aynı ayeti kerimede Rasûlullah (s.a.v.)'in İsra olayında Mescid-i Haram'dan alınıp Mescid-i Aksa'ya getirilmesinin sebebi¸ “kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için…” şeklinde izah edilmektedir. Bu açıklama Mescid-i Aksa'nın birtakım ilahi ayetleri¸ tevhid inancını ve peygamberler silsilesini sembolize eden bazı işaretleri bünyesinde taşıdığına delalet etmektedir. Bu yönüyle Mescid-i Aksa¸ Yüce Allah'ın yeryüzündeki ilahî işaretlerinden bir işarettir.


Kudüs Allah tarafından mübarek kılındığı bildirilen bir şehir olmasının yanı sıra peygamberler şehri olması itibariyle de İslâm'da ayrı bir yere sahiptir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Mirac'a yükseltilirken Kudüs'e kadar getirilmiş ve oradan göklere çıkarılmıştı. Allah dileseydi onu Mekke'den de göklere yükseltebilirdi. Ancak İsra ve Mirac olayında Peygamberimiz'e refakat eden Cebrail (a.s.)'in onu önce Kudüs'e getirmesi sonra göklere yükseltmesi bu şehrin taşıdığı mana ve önem dolayısıyladır. Yüce Allah son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)'in Kudüs'ü ziyaret etmesini ve bu peygamberler şehrindeki ilahi ayetlere şahid olmasını dilemişti.


Kutsal Kudüs şehri tarihte olduğu gibi günümüzde de Müslümanların bir aynası niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla bu mukaddes şehrin ve o şehrin bağrında barındırdığı kutsal mirasın Yahudilerin işgali altında olmasından bütün Müslümanların rahatsız olması gerekir. İman hassasiyeti taşıyan her Müslüman¸ Yüce Allah'ın mübarek kıldığını bildirdiği mekânların yeniden İslâmî kimliğine kavuşmasında kendinin de mutlaka bir sorumluluğunun olduğunu bilmelidir. (vahdet.info.tr)


İbni Muhayrız


Tâbiînin meşhur hadis âlimi ve Allah Dostu. Dönemin önde gelen hadis âlimlerden hadis-i şerif dinleyip¸ rivayet etmiş rivayetleri Kütüb-i-Sitte hadis kitaplarında yer almıştır.


Son derece sabırlı ve mütevazı bir zât olan İbni Muhayrız Hazretleri İslâm'ı yaşamadaki gayreti ve takvası sebebiyle kendisine bir şey verilmesine veya kolaylık sağlanmasına razı olmazdı. Tanındığı zaman oradan uzaklaşırdı. Alış veriş yaparken normal fiyatından çok tenzilât yapanlardan bir şey satın almazlardı. Bir gün İbni Muhayrız Hazretleri elbise almak için bir manifaturacının dükkânına girdi. Orada olan birisi dükkân sahibine: “Sen bu zatı tanıyor musun? Bu zat İbni Muhayrız Hazretleridir.” dedi. İbni Muhayrız hemen kalktı ve: “Biz paramızla bir şey almaya geldik¸ dinimizle değil. Bizim ilmimiz İslâm'ı doğru yaşamak içindir¸ ucuza mal almak için değil. Lütfen herkese nasıl satıyorsanız bize de aynı fiyattan satın¸ ilmini menfaatine alet eden din adamı durumuna düşürmeyin bizi!.” diyerek fazladan yapılacak indirime rıza göstermedi.


Sahabe-i kiramdan Fudale ibni Ubeyd (r.a.) ile görüştüğünü ve nasihat istediğinde kendisine şunları tavsiye ettiğini söyledi: “Eğer şu üç haslet sende bulunursa Allahu Teâlâ bu hasletlerle sana iyilikler ihsan eder. Bu üç haslet¸ bilmediğini öğren¸ dinlemesini bil¸ seni ziyaret etmeyeni sen ziyaret et.”


İbni Muhayrız Hazretleri Kur'an-ı Kerim'le çok meşgul olur kısa aralıklarla onu hatmederdi. Kendisinde çok az kimselerde bulunan iki haslet vardı ki; bunlardan birincisi¸ bir yerde doğru olan ortaya çıkınca artık orada konuşmazdı. İkincisi ise yapmış olduğu iyilik ve ibadetleri çok gizler kimseye belli etmezdi. Son derece vefa sahibi idi¸ dostlarını her işlerinde gözetir onlara yardım ederdi.


İbni Muhayrız Hazretleri'nin son derece dikkat ettiği hususlardan biride ahde vefa idi ve insanlardan da ahitlerine dikkat ederek yerine getirmelerini isterdi. Musa bin Ukbe şöyle anlatıyor: “İbni Muhayrız ile Remle'de bir cenazede beraber bulundum. Şöyle diyordu: ‘Anladım ki içlerinden birisi vefat ettiği zaman Müslümanlar: “Bizleri İslâm dini üzere öldüren Allahu Teâlâ'ya hamd olsun.' derler. Sonra da bunu unuturlar. Sonra ne ölümü ne de bu söyledikleri sözleri hatırlarına getirirler¸ ahde vefa göstermezler.”


Camide oturup da boş boş konuşmanın doğru olmayacağını söyler: “Mescidde üç kelâm hâriç her türlü kelâmı konuşmak câiz değildir. Bunlar; namaz kılanın kelâmı¸ zikredenin kelâmı¸ Allahu Teâlâ'nın dinini öğreten veya ondan bir şey soranın kelâmı.” derdi.


İbni Muhayrız Hazretleri zühd ve verâ sahibi idi. Gerçekten zühd ve verâ sahibi birçok zât Hazret'i görünce kendilerini onun yanında çok küçük görürlerdi.


Şöyle buyururdu: “Hayırlı şeyler gördüğünüz zaman Allahu Teâlâ'ya hamd ediniz. Bir münkir gördüğünüz zaman hemen hiç vakit kaybetmeden Allahu Teâlâ'dan bu belânın ümmet-i Muhammed'den kaldırılması için dua ediniz.”


Anne babaya çok hürmet edilmesini emir ve tavsiye buyurur¸ onlara hürmetsizlik edilmesini istemezdi. “Kim anne ve babasının önünde yürürse¸ haklarına riayet etmemiş olur. Ancak anne ve babasının yolu üzerindeki ezâ ve cefâ veren bir şeyi almak için önlerine geçmesinde bir mahzur yoktur. Kim anne ve babasını ismiyle veya lakabıyla çağırırsa edebsizlik etmiş olur. Ancak babacığım¸ anneciğim diye söylemesi müstesnâdır.” derdi.

Sayfayı Paylaş