BÜTÜN BİR VARLIĞI, DÜZENLEYEN VE YÖNETEN: EL-VÂLÎ

Somuncu Baba

El-Vâlî “birinin dostu¸ arkadaşı ve yardımcısı olmak” anlamındaki “velâyet” kökünden türemiştir. El-Vâlî¸ bir sıfat olarak¸ “bir yerin yönetimini ve tasarrufunu elinde bulunduran¸ canlı ve cansız bütün bir varlık âlemini düzenleyen ve yöneten” anlamlarına gelir. Bir başka açıdan el-Vâlî¸ mülkünü tek başına yöneten¸ kâinâtın yegâne yöneticisi¸ varlıklar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisine sahip olan ve onlar üzerinde bol bağış ve iyilikte bulunan mânâlarını da ihtivâ eder.


El-Vâlî “birinin dostu¸ arkadaşı ve yardımcısı olmak” anlamındaki “velâyet” kökünden türemiştir. El-Vâlî¸ bir sıfat olarak¸ “bir yerin yönetimini ve tasarrufunu elinde bulunduran¸ canlı ve cansız bütün bir varlık âlemini düzenleyen ve yöneten” anlamlarına gelir. Bir başka açıdan el-Vâlî¸ mülkünü tek başına yöneten¸ kâinâtın yegâne yöneticisi¸ varlıklar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisine sahip olan ve onlar üzerinde bol bağış ve iyilikte bulunan mânâlarını da ihtivâ eder. Yüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Vâlî¸ Ra'd Sûresi'nde şöyle geçer:


“İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah'ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki¸ bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah¸ bir kavme kötülük diledi mi¸ artık o geri çevrilmez. Onlar için Allah'tan başka hiçbir yarımcı da (Vâlî) yoktur.”1


O¸ Yaratan ve Yönetendir


Yüce Allah¸ yaratmış olduğu kâinât ve bütün yaratılmışların tek yöneticisidir. Dilediği şekilde yarattığı varlıklar üzerinde tasarrufta bulunabilir. Çünkü o¸ yaratan ve yönetendir.2 Nitekim bir âyette şöyle buyrulur:


“Bir şeyi dilediği zaman¸ O'nun emri o şeye ancak ‘Ol' demektir. O da hemen oluverir. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah'ın şânı yücedir. Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.”3 Her şeyin mutlak yaratıcısı Allahu Teâlâ'dır. O¸ ezelî olan ilmiyle bilip¸ dilediği her şeyi sonsuz güç ve kudretiyle yaratmıştır. Yaratmak¸ rızık vermek¸ diriltmek¸ öldürmek¸ nimet vermek¸ azâb etmek ve şekil vermek O'na aittir.


Bu dünya bir imtihan yeridir. Kendisinden başka bütün varlıklar ölümlüdür: “Yeryüzünde bulunan her fâni yok olacaktır. Ancak azamet ve ikrâm sahibi Rabb'inin zâtı bâkî kalacaktır.”4 Bir gün gelecek hem bireysel ve hem de küresel kıyâmet gerçekleşecektir. Yüce Allah yarattığı mahlûkatının tamâmını huzûruna toplayacak ve onlardan dünya hayatında yapıp-ettiklerinin hesabını soracaktır. Ayrıca peygamberler de görevlerini yapıp-yapmadıkları konusunda sorguya çekileceklerdir: “Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.”5 Çünkü her şeyde tasarrufta bulunma yetkisi O'na aittir. Zira O¸ kullarını doğru yola iletmek için kitap indirmiş¸ peygamber göndermiş¸ akıl vermiş¸ âfâk ve enfüs delillerini yaratmıştır. Bütün bu deliller¸ insanın rabbini tanıması içindir. Bizden sadece Rabb'in varlığını ve birliğini kabul etmek değil¸ bununla birlikte O'nun göndermiş olduğu yaşam kılavuzuna uygun bir hayatı yaşamamız da istenmiştir.



Varlıkta Tasarruf Yetkisi Yüce Allah'a Aittir


Kâinatta ve bütün varlık düzeninde abeslik yoktur. Her şey bir gâyeye ve bir amaca göre yaratılmıştır. Gâyelilik¸ Kur'an'da¸ hem ulûhiyyetin (Allah'ın varlığı) ve hem de vahdaniyyetin (Allah'ın birliği) açıkça delili olmuştur. Abes ise ne bir metoda ve ne de bir gâyeliliğe dayanır. Bu sebeple varlıkta tezâhür eden güzellik ve abes birbirine zıt olan karşılıklı iki taraf/uçtur. Kur'an¸ bu zıtlığı ortadan kaldırmak için eşyadaki tenâsübü anlatmaya büyük önem verir. Şu meâlini vereceğimiz âyetlerde bahsettiğimiz bu özellikler ayan beyân hem insan zihninde canlanır ve hem de olgular âleminde açıkça görülür:


“Göğü¸ yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır.”6


“Biz¸ göğü¸ yeri ve bunlar arasındakileri¸ oyuncuların (işi¸ eğlencesi) olarak yaratmadık.”7


“Biz gökleri¸ yeri ve bunlar arasında bulunanları¸ oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.”8


Bu âyetler topluluğunda çok açık olarak dile getirilen gerçeklik¸ kâinâtın eğlence ve boş yere yaratılmayıp bir amaç için yaratılmış olmasıdır. Âdetâ Cenâb-ı Hak¸ dünya hayatında her şeyi mübah sayan ve hazza kilitlenen hayatı sadece eğlence ve başıboşluk olarak algılayan anlayışları kınar. “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzûrumuza geri getirilemeyeceğinizi mi sandınız?”9


Şüphesiz insan boş yere yaratılmadı¸ ondan boş yere yaşaması da istenmedi. İnsan hem kendi varlığı ve hem de çevresini kuşatan varlıkların gâyesi üzerinde akletmesi gerekir. İnsan ‘abes' olarak yaratılmadığı için¸ insandan ‘abes' olarak yaşamaması istenir. Çünkü insan yaptıklarından ahlâkî açıdan sorumludur. Zira insanın¸ varoluşunun amacını anlaması gerekir. Kaldı ki insan bu amaçsal yapıyı kavrarsa¸ amelî hayatını yetkin bir şekilde anlamlandırabilir. Ancak bu gâye ışığında onun amelleri bir değer kazanır. Yoksa âlemde hiçbir şey başıboş değildir. “İnsan¸ kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?”10 Bu âyet insanın sorumluluğunu ihtar etmektedir.



Kullarını Koruyan ve Gözeten Yüce Allah'tır


Cenâb-ı Hakk'ın el-Vâlî ismi¸ “koruyan ve gözeten” anlamına da gelir. Bu isim¸ bizim hayatımıza¸ sorumluluk mevkiinde bulunan kimselerin maiyeti altında bulunan kimselerden sorumlu olduğunu da hatırlatır. Nitekim bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:


“Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Yönetici bir çobandır. Erkek¸ aile halkının çobanıdır. Kadın¸ kocasının evi ve çocukları için çobandır. Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz.”11


Bu rivâyette hem aile reisinin ve hem de toplumun değişik yapılarında görev almak sûretiyle yöneticilik konumunda bulunan kimselerin sorumluluklarına dikkatlerimiz çekilmektedir. Başta aile reisi¸ ailenin bütün fertlerinin İslâmî bir terbiye almasından tutun da¸ onların İslâm ahlâkına göre yetiştirilmelerine¸ iş ve evlilik hayatlarına varıncaya kadar birçok alanda ortaya çıkan sorumlulukları üzerinde durulmaktadır. Maalesef bugün anne-babaların çocuklarına karşı koruma ve gözetme görevini hakkıyla yerine getirdiklerini söyleyemeyiz. Bunun en açık delili¸ kaybolan nesillerdir. Aileler dağılıyor. Diğer taraftan¸ yöneticilik¸ bir emânettir. Emânet ise¸ ateşten bir gömlek giymek gibidir. Eğer yöneticiliğin hakkı verilmezse¸ bu da bir vebâldir. Emânetler¸ ehline verilmelidir. Ehline verilmeyince¸ ehliyetsiz kimseler elinde makam ve mevkiler suiistimal edilmekte ve başarısızlıklarla neticelenmektedir.


Sonuç olarak¸ Yüce Allah'ın; işleri çekip çeviren¸ sorumluluğu üslenen gibi mânâlara gelen el-Vâlî ism-i şerîfi¸ bizim hayatımızda kendisini davranış tarzı olarak göstermelidir. Başta anne-babalar¸ elimizin altında bulunan çocuklarımıza karşı güzel örnek oluşturmalı¸ kendi yaşantımızla çocuklarımızın gözünde rol modele dönüşmeliyiz. Toplumun yöneticileri¸ bir şirketten¸ devlet başkanına kadar¸ adâlet¸ hakkâniyet sahibi olmalı¸ güçleri nispetinde iyilik ve adâleti paylaştırmada âzamî çaba ve gayret sarf etmelidirler. Maalesef İslâm dünyasında itidâl çizgisinden gittikçe aşırılığa evrilen tekfirci¸ âsî ve anarşist grupların ortaya çıkması¸ yöneticilerin yönetim za'fiyetlerinden de kaynaklanmaktadır. Hatta bütün bu olumsuz gelişmeleri¸ reel politik şartlar ve sosyal olgulardan bağımsız değerlendiremeyiz. Hâlihazır İslâm dünyasında cereyân eden fiili işgaller¸ yeni sömürgecilik biçimleri¸ ifade özgürlüğünün olmayışı¸ güvensizlik¸ belirsizlik¸ savaşlar¸ kültürel hegemonyacılık¸ gelir dağılımındaki adaletsizlik¸ yoksulluk¸ halkın siyasal katılım taleplerinin geri çevrilmesi¸ eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmaması¸ insan hakları alanında sınır tanımaz ihlaller¸ orantısız güç kullanma¸ cehâlet¸ eğitimsizlik vb. gibi aşırılığı besleyen olgular doğrudan yönetimin başarısızlıklarıyla ilgilidir. Bütün bu faktörler¸ ister istemez her türlü denge firarisi yaşayan marazlı hareketleri besliyor ve motive ediyor. O halde¸ işlerin yönetimini üstlenen kimseler¸ sorumluluklarını İslâmî naslar çerçevesinde yerine getirirlerse¸ İslâm dünyasında yaşanan kaosların yerini düzen alacaktır. Bu da ancak Yüce Allah'ın el-Vâlî isminden hisselenmekle mümkündür.


 


Dipnot


1 13/Ra'd¸ 11.


2 7/A'râf¸ 54.


3 36/Yâsîn¸ 82-83.


4 55/Rahmân¸ 26-27.


5 7/A'râf¸ 6.


6 38/Sâd¸ 27.


7 21/Enbiy⸠16.


8 44/Duhân¸ 38


9 23/Mü'minûn¸ 115


10 75/Kıyâme¸ 36.


11 Bkz. Buhârî¸ “Nikâh”¸ 91; Müslim¸ “İmâre”¸ 11.

Sayfayı Paylaş