BİLGİYİ BAŞTACI EDEN GENÇLİK İÇİN

Somuncu Baba

Adını bile hatırlamadığımız durakların birinde bekleriz öylece.

Dilimiz de kurumuştur artık ağzımızın içinde…

Derin bir iç geçirir¸ sonra yine bilgisayarımızın faresini tıklar dururuz¸ daha geriye¸ daha geriye…

İsteriz ki¸ çevirdiğimiz sayfalarda hep iyi şeyler görsün gözlerimiz.

“Oku…” ilk emriyle başlayan Kur'an'ın sırrına erebilir miyiz gencecik halimizle?

İnsan olduğumuzun ve neredeyse taptığımız bütün değerli şeyleri ardımızda bırakarak¸ Allah'ın huzuruna çıkacağımızın farkına varıp; iyinin yanında olup kötüden uzak durmayı başarabi


Çok değerli gençler…


Atılacağınız hayatın kalitesi¸ geçmişte yaptıklarınız ve bugün yapıyor olduklarınızla belirlenecek.


Dünya insanlığına¸ vatanınıza¸ milletinize¸ ailenize ve kendinize faydalı birer insan olmak sadece sizin ellerinizde…


Gelin kısacık hayatımızı gözden geçirelim iş işten geçmeden…


Hadi başımızı ellerimizin arasına alıp gözlerimizi de kapatalım.


Kapalı gözlerimizle kısa bir yolculuk yapalım geçmişe.


Dedelerimiz ve ninelerimizin yaptığı gibi duvardaki paslı çiviye asılı olan takvimden değil de¸ dizüstü bilgisayarımızdan çevirelim takvim yapraklarını geriye.


Bakalım çevirdiğimiz sayfalar¸ hayatımızdan neler okuyacak bize.


Bakalım hayatla yüzleşmek nasıl bir duygu verecek yüreğimize…


Bilgisayarın faresinden tıkladığımız takvim yapraklarını çevirmeye devam edip hesap yapalım önümüzdeki klavyede.


Bakalım denk getirebilecek miyiz artıları eksilere?


Tatlı bir fon müziği eşliğinde gezindiğimiz sayfalar¸ fırtınalar mı koparacak; yoksa tatlı bir huzur mu verecek yüreğimize?


Karşımıza çıkan anılar ırmaklar mı oluşturacak göz kapaklarımızın gerisinde?


Yoksa keskin bir sızı mı saplanacak göğsümüzün üzerine?


Yanaklarımıza doğru süzülen¸ ateş sıcaklığında iki damla yaş; ince uzun yollar çizecek mi¸ görmezden geldiğimiz “dün”ümüze?


Yoksa dünle hesaplaşmanın utancıyla¸ baştan aşağı ateş mi basacak bedenimize?


Ve o ateş¸ alnımıza boncuk boncuk soğuk damlalar konduracak mı hele?


Karanlığın içinde debelenirken¸ aydınlık yollar keşfedebilecek¸ ulaşabilecek miyiz “başarı” denen şeyin zirvesine?


Sizce yaklaşabilecek miyiz çağlara ışık tutan bilgi ve erdem meşalesine?


Yoksa aydınlık yolda yolumuzu şaşırıp yenik mi düşeceğiz baş döndüren gelişmelere?


Yoksa:


“Öffffff…” deyip çekilecek miyiz kendi köşemize?


Yoksa “keşke”lerimiz galip mi gelecek “oleeeyyy”lerimize…


Kendi ellerimizle şekillendirdiğimiz hayatımızı yüzümüz kızarmadan görebilecek miyiz monitörde?


“Dün”ümüz barışık mı bakalım “gün”ümüzle…


Fareden elimizi çekip bir an duraklarız.


Adını bile hatırlamadığımız durakların birinde bekleriz öylece.


Dilimiz de kurumuştur artık ağzımızın içinde…


Derin bir iç geçirir¸ sonra yine bilgisayarımızın faresini tıklar dururuz¸ daha geriye¸ daha geriye…


İsteriz ki¸ çevirdiğimiz sayfalarda hep iyi şeyler görsün gözlerimiz.


“Oku…” ilk emriyle başlayan Kur'an'ın sırrına erebilir miyiz gencecik halimizle?


İnsan olduğumuzun ve neredeyse taptığımız bütün değerli şeyleri ardımızda bırakarak¸ Allah'ın huzuruna çıkacağımızın farkına varıp; iyinin yanında olup kötüden uzak durmayı başarabilecek miyiz?


Gündüzün eğlencesine¸ gecenin uyku keyfine kıyıp sağlığını kaybeden babaannemizin¸ dedemizin¸ komşumuz Süleyman Emmi'nin yatağı başında nöbet tutabilir miyiz hastane köşelerinde?


Her canlı ölümü tatmayacak mı Allah'ın ayetlerine göre?


Benden söylemesi sadece…


Son bir kez daha¸ başımızı ellerimizin arasına sıkıştırıp hesap soralım kendimize…


Yüce Mevla'nın:


“Birbirinizin aleyhinde olmayın…


Sakın ola ki kimse kimseyi arkasından çekiştirmesin… ” ayetini görmezden gelip daha dün dedikodusunu yaptığımız Ahmet ile Ayşe üzülmeyecek mi sanıyoruz ikiyüzlülüğümüze?


Ziyanı yok…


Tarih kitapları yer vermesin ismimize…


Sadece ellerini öperek ismimizi kendimiz yazdıramaz mıyız Darendeli Ahmet Emmi'nin¸ Geredeli Meliha Teyze'nin¸ Tokatlı Elma Nine'nin¸ Düzceli Evsiz Recep'in¸ Edirneli Kimsesiz Meryem'in¸ Diyarbakırlı Şükrü Abi'nin gönül defterine?


Sadece bir selam verip hal hatır ederek taht kuramaz mıyız arkadaşımız Ali'nin¸ Ceren'in gönlünde?


Ne mutlu¸ bilgiyi baş tacı edenlere…


Ne mutlu düşünüp kendine gelenlere…


Ne mutlu¸ kendinden bir şeyler verenlere…


Ne mutlu erdemli hayat sürenlere…


Ne mutlu değerlerimize sahip çıkanlara…

Sayfayı Paylaş