AYASOFYA'NIN 2. FETHİ NE ZAMAN?

Somuncu Baba

"Ayasofya konusunda¸ milletimizin beklentisi ve kamuoyunun hassasiyeti istikametinde bir açılıma gitmenin ve yeniden camiye çevirmenin vakti gelmiştir. Umarız son zamanlarda yaşanan güzel gelişmeler ‘cami açılımı'nın habercisidir. İnşallah ‘Ayasofya'nın 2. Fethi'nin' alametidir."


2012 yılında¸ İstanbul'un fethinin 559. yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen anlamlı programlara sahne olan mekânların başında Ayasofya gelmişti. Kutlamalar çerçevesinde¸ Fethin sembolü olan Ayasofya'da binlerce mü'minin namaz kılması ve TRT 1'deki Fetih Özel programında¸ 78 yıl aradan sonra¸ Ayasofya'dan ezan ve Kur'an nidalarının yükselmesi en dikkat çekici ve sevindirici gelişmelerden olmuştu.


Dilerseniz bu girişin ardından Sultan Fatih'ten başlayarak Ayasofya'nın bugüne uzanan serüvenine dikkatlerinizi çekip birkaç çarpıcı kesitle olayı ele almaya çalışalım. Ve yazının sonunda konuyu “Ayasofya Açılımı”na bağlayalım.


Fatih ve Ayasofya


53 günlük muhasaranın ardından büyük fetih Fatih'e ve Osmanlı'ya müyesser oldu. Hoca Saadettin Efendi'nin enfes deyişiyle¸ “Çan sesleri sustu; yerini tekbir sesleri¸ gülbank-ı Muhammedî¸ zemzeme-i penç-i nevbet aldı.”


Fetih sırasında Bizanslılar şehir içine doğru kaçıyorlardı. Bir gece önce İmparator Konstantin'in Ayasofya'da gerçekleştirdiği son büyük dinî ayin de fayda etmemişti. Hammer¸ bu sahneyi şöyle anlatmıştır:


“Kapılardan kaçışanlar¸ Ayasofya Kilisesi'ne giderek erkek¸ kadın¸ çocuk¸ rahip¸ rahibe karmakarışık içeri girdiler. Türklerin¸ Büyük Konstantin sütununa doğru ilerlediklerini görünce gökten inecek olan bir meleğin ortaya çıkmasını bekledilerse de boşuna oldu.”


Bizanslıların son ümit olarak en olmadık hurafelerden bile medet umar hâle geldikleriyle ilgili olarak İlber Ortaylı'nın aktardığı şu bilgiler oldukça şaşırtıcıdır:


“Halk¸ son âna kadar Meryem Ana'nın kendilerini kurtarmasını bekledi. Son gece Ayasofya'daki ayinde İmparator¸ Meryem Ana'nın geleceğini tebliğ etti. Halk¸ meleklerin duvarları yarıp ortaya çıkacakları ve Türkleri kovacakları beklentisi içindeydi.”


Hammer'in de temas ettiği üzere¸ Hıristiyanlığın şarktaki merkezini teslim almak için Ayasofya'nın önünde atından inen Fatih'in ilk işi¸ mabedin eşiğinde şükran secdesine kapanmak olmuştu.


Fatih¸ korkuyla Ayasofya'da toplanan Bizanslıların hayatlarını bağışlamış onları inançlarında serbest bırakarak Ortodoksluğu himayesi altına almakla gönüllerde taht kurmayı da başarmıştı. Halk ile birlikte yerlere kapanan Patriğe¸ Fatih şöyle hitap etmişti:


“Ayağa kalk! Ben Sultan Mehmed. Sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki¸ bugünden itibaren artık hayatınız ve hürriyetiniz hususunda benim gazabımdan korkmayınız.” demiş ve malûmunuz üzere Fatih¸ fetih hakkı ve sembolü olarak hemen Ayasofya'yı camiye çevirmişti. Bunu¸ Ayasofya'nın vakıf senedinde yer alan şu ifadelerle tescil edip ebedîleştirdi¸ bize “emanet” etti ve aksi yönde fiilde bulunacakları “lanetledi.”


“Ayasofya¸ kıyamete kadar cami olarak vakfedilmiştir. Allah'a ve ahirete iman eden hiçbir kimse için; ister sultan olsun¸ melik olsun¸ vezir olsun¸ bey olsun¸ şevket ve kudret sahibi biri olsun¸ ister hâkim veya mütegallib (zalim ve diktatör) olsun; ister vakıflara nazır (bakan) ve mütevelli (idareci) olsun¸ kısaca hiç kimse vakfedileni eksiltmek¸ bozmak¸ değiştirmek¸ tağyir ve tebdil etmek¸ vakfı kendi hâline bırakıp terk etmek ve fonksiyonlarını ortadan kaldırmak yetkisine sahip olmadığı gibi¸ vakıfları keyfi kullanmak kendisine asla helal olmaz. Kim¸ bozuk teviller¸ hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen batıl gerekçelerle¸ bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse (başka şekle sokarsa); vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve amacından başka bir amaca çevrilmesine kastederse… Allah'ın¸ meleklerin ve bütün insanların laneti böyle yapanların üzerlerine olsun. Ebediyen cehennemde kalsınlar. Onların azapları asla hafifletilmesin. Onlara ebediyen merhamet edilmesin…”


Vahdeddin ve Ayasofya


Fetihten 1934'e kadar¸ hatta İstanbul'un işgal altında olduğu 1918-1922 arasında bile Ayasofya cami olarak kaldı. Esir konumdaki Sultan Vahdeddin¸ ecdadın ve fethin yadigârı bu kutsal mekânın¸ bu özelliğini kaybetmemesi için büyük bir hassasiyet ve çaba gösterdi.


İşgal güçlerinin bütün baskı ve dayatmalarına rağmen Ayasofya'ya yönelik muhtemel bir işgal ve kiliseye dönüştürme girişimlerine karşı gerekli tedbirleri alarak ve kararlı bir tutum sergileyerek buna meydan vermedi. Mondros Ateşkesi gereğince terhis edilen Osmanlı ordusundan¸ kendi koruması için ayrılan hafif silahlı birliklerin büyük bir kısmını¸ fedakârlıkta bulunarak Ayasofya'ya gönderdi.


Binbaşı Tevfik Bey komutasındaki 700 kişiden müteşekkil birliklere tarihe geçen şu emri verdi: “Benim hayatımı boş verin¸ eğer işgalciler aziz İstanbul'un fetih sembolü olan Ayasofya'ya çan takmaya gelirlerse; benden emir beklemeden ateş açın ve son nefesinize kadar Ayasofya Camii için savaşın!”


Bu¸ o zamanın amansız şartlarında büyük bir cesaret ve yüreklilik göstergesiydi. Ayrıca devlet yetkilileri Ayasofya'nın¸ cami fonksiyonunu korumak ve bunu İtilaf Devletleri'ne de kabul ettirmek için Millî Mücadele sırasında kazanılan zaferlerden sonra büyük mevlit merasimleri düzenlettiler. Mesela Büyük Taarruz'dan sonra¸ zaferi kutlamak için Sultan Vahdeddin'in de bizzat katıldığı¸ büyük bir mevlit okutuldu.


Ayasofya “Açılımı” Ne Zaman?


Ayasofya'ya¸ İstanbul'daki camilerden birisi gözüyle bakamayız; “Müze olarak kalsa ne çıkar?” deyip geçemeyiz. Zira Ayasofya¸ fethin ve İstanbul'un bir İslâm beldesi olduğunun “tapu senedi”dir. İslâm'ın/Hilâl'in zafer ve üstünlüğünün nişanı; izzet¸ şeref ve itibarının “tâcı”dır. Fatih'in yadigârı ve emanetidir.


Fethe ve Fatih'e karşı vefasızlık ve hürmetsizlikten¸ İslâmî onurumuzu ve itibarımızı kendi elimizle ayaklar altına düşürme zilletinden artık kurtulmalıyız. Ayasofya'nın vakıf senedinde yer alan Fatih'in “lanet”inden¸ mesuliyet sahibi kişiler milletimizi korumalıdır.


Sonuç itibariyle Ayasofya konusunda¸ milletimizin beklentisi ve kamuoyunun hassasiyeti istikametinde bir açılıma gitmenin ve Ayasofya'yı yeniden camiye çevirmenin vakti gelmiştir. Umarız son zamanlarda yaşanan güzel gelişmeler “cami açılımı”nın habercisidir. İnşallah “Ayasofya'nın 2. Fethi'nin” alametidir. Son tahlilde¸ Ayasofya üzerindeki esaret¸ mazlumiyet ve mağduriyetin bitmesi¸ her inanan kalbin en samimi niyazıdır.


 


Kaynaklar


Makalenin konusu kapsamında bkz. Tâcizâde Cafer Çelebi¸ Mahrûse-i İstanbul Fetihnamesi¸ İstanbul¸ 1331; Hüseyin Algül¸ Büyük Fetih ve Sonrası¸ İzmir¸ 1991; George William Frederick Howard¸ Howard¸ George William Frederick¸ Türk Sularında Seyahat¸ Çeviren: Ş. Serdar Türet¸ İstanbul¸ 1978; İlber Ortaylı¸ Osmanlı'yı Yeniden Keşfetmek¸ İstanbul¸ 2007; Sâmiha Ayverdi¸ Türk Tarihinde Osmanlı Asırları¸ c. 1¸ İstanbul¸ 1977; Kadir Mısıroğlu¸ Osmanoğullarının Dramı¸ İstanbul¸ 1990; İsmail Çolak¸ Bitmeyen Hesaplaşma: Hilal ile Haç'ın Dünü Bugünü¸ Yenilenmiş 4. Baskı¸ Nesil Yayınları¸ İstanbul¸ 2014; Son Osmanlı Vahdeddin¸ 5. Baskı¸ Nesil Yayınları¸ İstanbul¸ 2011.

Sayfayı Paylaş