SERVETİNİ MÜSLÜMANLAR İÇİN SARF EDEN İSLÂM'IN İLK HALİFESİ HZ. EBU BEKİR (R.A.)

Somuncu Baba

“Hz. Ebu Bekir'in¸ Müslüman olduğunda¸ 40.000 dirhem serveti bulunmaktaydı. Servetini İslâm'ın yayılması için Peygamberimiz (s.a.v.)'in emrine sundu. Bunun yanında yeni Müslüman olan yoksul sahabilerin maddî ihtiyaçlarının karşılanmasında azamî gayret gösterirdi. Müslüman olan köleleri¸ efendilerinden satın alarak¸ onların özgür olmalarını sağlardı.”


Hayatı


Hz. Ebu Bekir gibi¸ kavmin en dürüst¸ en faziletli ve en muteber ferdinin Müslüman olması¸ Hz. Ayşe'nin ifadesiyle¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'i dünyada en çok sevindiren hadiselerden biri olmuştur. Nitekim daha sonra bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyuracaklardı: “Ebu Bekir'den başka İslâm'a davet ettiğim herkeş önce bir şaşkınlık ve tereddüt geçirirdi. Fakat Ebu Bekir¸ kendisine İslâm'ı anlattığımda ne tereddüt geçirdi¸ ne durakladı.”1


Servetini Müslümanlar İçin Sarf Etmesi


Müslüman olduktan sonra cennetle müjdelenen Hz. Ebu Bekir¸ Cahiliye Dönemi'nde de zengin¸ saygın ve itibarlı bir kişi idi. Başarılı bir şekilde ticaretle meşgul olurdu ve fıtraten hayırsever biri olduğu için¸ muhtaçlara da yardım etmeyi severdi.2


Hz. Ebu Bekir'in¸ Müslüman olduğunda 40.000 dirhem serveti bulunmaktaydı. Servetini İslâm'ın yayılması için Peygamberimiz (s.a.v.)'in emrine sundu. Bunun yanında yeni Müslüman olan yoksul sahabilerin maddî ihtiyaçlarının karşılanmasında azamî gayret gösterirdi. Müslüman olan köleleri¸ efendilerinden satın alarak¸ onların özgür olmalarını sağlardı. Bir keresinde müşriklerin köle olan sahabilere işkence yapmalarının Efendimiz (s.a.v.)'in çok üzülmesine sebebiyet verdiğini görünce yedi sahabeyi satın alarak¸ onları işkenceden kurtardığı gibi azat da etti.3


Hz. Ebu Bekir¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'le hicret etmek üzere Mekke'den çıktığı zaman yanına beş veya altı bin dirhem olan bütün parasını alarak¸ maddî imkânlarının hepsini hicret için sarf etti.4



Kızına İftira Eden Yoksul Akrabasına Yardım Etmeye Devam Etmesi


Mistah bin Üsâse (Esase)¸ hicret etmiş ve Bedir Savaşı'na katılmış bir sahabi olduğu halde her nedense Hz. Aişe hakkında yapılan dedikodulara katıldı. Çok geçmedi Hz. Aişe'ye yapılan iftiraların hiç birisinin gerçek olmadığı anlaşıldı. Çünkü Allah¸ Hz. Aişe'nin suçsuzluğu hakkında bizzat Peygamberi (s.a.v.)'e âyetler indirdi. Nur Sûresi'nin 11. âyetinde¸ Hz. Aişe hakkında ortaya atılanların¸ birer uydurma haber olduğu şu şekilde bildirilmiştir: “Muhakkak ki (Hz. Ayşe hakkında) ifk (iftira¸ uydurma haber) ile gelenler¸ sizden bir gruptur. Sizin için onun bir şer olduğunu zannetmeyin. Hayır¸ o sizin için hayırdır. Onlardan her birinin günahtan kazandıkları (cezalar) vardır. Ve onun büyüğünü yönetene (uydurup¸ yayana) büyük azap vardır” (24/Nur¸ 11).


Mistah bin Üsâse¸ Hz. Ebu Bekir'in hem akrabası¸ hem de fakir bir kimse idi. Bundan dolayıdır ki Hz. Ebu Bekir¸ onu korumakta idi. İftiralar gerçek dışı çıkınca Hz. Ebu Bekir¸ suskunluğunu bozdu ve Mistah'a bundan böyle yardımda bulunmayacağını şu sözlerle beyan etti: “Vallahi¸ ben artık Mistah'a bir yardımda bulunmayacağım.” Bunun üzerine aynı sûrenin yirmi ikinci âyeti nâzil oldu:


“Sizden dinde fazilet ve dünyada servet sahibi olanlar¸ akrabasına¸ yoksullara¸ Allah yolunda hicret edenlere yardımda bulunmayacağız diye yemin etmesinler ve onları affetsinler¸ feragat göstersinler. Allah'ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah çok bağışlayandır¸ çok merhametlidir.” (24/Nur¸ 22).


Âyet-i kerîmi duyar duymaz¸ kendine bir ihtar olduğunu hemen anlayan Hz. Ebu Bekir¸ hemen bu ilahî emre boyun eğdi ve şöyle dedi: “Ben Allah'ın beni affetmesini nasıl istemem. Vallahi istiyorum. Mistah'tan da hiçbir zaman yardımımı kesmeyeceğim.” Hz. Ebu Bekir¸ kırgınlığını unuttu ve onu yeniden kendi aile efradı arasına alıp geçimini üstlendi ve hatta eskisine göre daha fazla bağışta bulundu.5



Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)'in Övgüsüne Mazhar Olması


Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ Hz. Ebu Bekir'in cömertliği ile ilgili birçok kez iltifatta bulunmuştur. Bir defasında¸ “Bana malı ve sohbeti hususunda insanların en cömerdi¸ Ebu Bekir'dir” buyurmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ son günlerine kadar hep Hz. Ebu Bekir'in maddî fedakârlıklarını övmüştür. Bir keresinde Allah'ın Rasûlü (s.a.v.)¸ yine şu güzel sözleri sarf etmişti: “Hiç kimsenin malı bana Ebu Bekir'in malı kadar faydalı olmadı.” Bu sözlerden son derece mahcup olan Hz. Ebu Bekir gözyaşları içinde şu cevabı verdi: “Ben ve malım sana feda olsun ya Rasûlallah.”6



Yoksulluğunda da Rabb'inden Razı Olması


Mekke'nin zenginlerinden olan Hz. Ebu Bekir¸ Medine'de de ticaret yoluyla hayli gelir elde etti ise de gelirinin çoğunu Müslüman yoksullara dağıttığı için¸ kendisinin durumu da yoksullardan pek farklı değildi. Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir'in de bulunduğu bir ortamda sahabileriyle sohbet ediyordu. Hz. Ebu Bekir'in üzerinde sade bir abâ vardı. Abânın iki yakası dikenle birbirine bağlı idi. O esnada Hz. Cebrail indi ve Peygamberimiz (s.a.v.)'e Allah'ın selamını ilettikten sonra şunları dedi: “Ya Rasûlallah; Ebu Bekir'in üstündeki¸ yakaları dikenle birbirine bağlı olan bu abâ nedir?” Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Cebrail'e Hz. Ebu Bekir'in bu durumunu şu şekilde izah etti: “Ya Cibril; bu adam¸ Mekke'nin fethinden önce bütün malını benim yolumda harcadı.” Bunun üzerine Hz. Cebrail şöyle buyurdu: “Cenab-ı Hak: ‘Ebu Bekir¸ bu fakir haliyle Benden memnun mudur¸ yoksa değil midir?' diye soruyor.” Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)¸ Hz. Ebu Bekir'e dönerek¸ kendisine söylenenleri ona aynen aktardı. Hz. Ebu Bekir¸ Cenab-ı Allah'ın¸ kendisine selam gönderdiğini ve kendisine halinden memnun olup olmadığını sorduğunu Peygamberimiz (s.a.v.)'den öğrenince çok heyecanlandı ve ağlamaya başladı. Gözyaşları içinde “Ben Rabb'ime nasıl darılırım? Ben Rabb'imden hoşnudum¸ ben Rabb'imden hoşnudum.” dedi.7


Halife Maaşını Devlete İade Etmesi


Hz Ebu Bekir¸ halife seçildikten sonra ailesinin geçimini ticaret yaparak karşılamaktaydı. Sahabiler¸ buna razı olamadılar ve onu hazineden geçimi kadar maaş alması gerektiği noktasında zor da olsa ikna ettiler. Vefat edeceğini anlayınca Hz. Ebu Bekir¸ yakınlarını yanına çağırdı ve zaruri ihtiyacından arta kalan bu paraların hazineye iadesini talep etti. Ölüm döşeğinde şunları vasiyet etti: “Bunların hepsi falan yerdeki duvarda saklı. Onları alın ve Ömer'e iade edin.” Sonra kızı Hz. Aişe'ye şunları söyledi: “Müslümanların işini üzerime aldığımdan bu yana onlara ait ne bir dirhem¸ ne de bir dinar yedim. Aksine¸ onların en fakiri gibi çoğu zaman aç kaldım ve en eski elbiseleri giyindim. Hazineye ait yanımda¸ şu köle ile şu kumaş parçasından başka bir şey yok. Onları da sen al ve Ömer'e götür.” Hz. Ebu Bekir vefat ettikten sonra emanetler Hz. Ömer'e verildiğinde o¸ şaşkınlığını şu cümlelerle ifade etti: “Allah sana merhamet etsin Ey Ebu Bekir. Arkada kalanlara¸ yaşanması ne kadar güç bir hayat bırakıp gittin. Kendinden sonra kimseye söz söylemeye mecal bırakmadın. Ben ise ondan sonra bu görevi üstlenmiş bulunuyorum.”8


 


Dipnot



1. el-Bidâye¸ 3: 30; Sîre¸ 1: 269; Akt. Atasoy¸2010; ss. 42-43.


2. Atasoy; 2010; s. 41.


3. Kara¸ Hilal- Kara Abdullah; Candan Öte Sevmek; 2008; s.101.


4. Kandehlevi¸; t.y.; s. 279. Suyuti; Tarihü'l-Hülefa; s. 40.


5. http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Nur/Nur11-26.htm; Erişim: 27.02.2015.


6. Ahmet bin Hanbel; Fedailu's-Sahabe; C. I; s. 78.


7. Kurucan-Mercan; Aşere-i Mübeşşere; ss. 63-64. Mahmud Sami; 1985; s. 123.


8. Kandehlevi; C. II; s. 148. İbni Sa'd; Tabakat; C. III; ss. 193-196. Budak (ed.); En Öndekiler; ss. 409-410; 419-420.

Sayfayı Paylaş