PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) ÖRNEKLİĞİNDE BİRLİKTE YAŞAMA TECRÜBESİ

Somuncu Baba

“Peygamber Efendimiz¸ her zamanı ve her mekânı davet için kullanır¸ ama davete en uygun olanı seçerdi. Ama onun mesâi anlayışı günün her saati idi. O¸ dinlenmesini öteki dünyaya bırakmış¸ gecesini gündüzüne katarak çalışan bir insandı. En acılı günlerinde bile¸ hikmetli uyarılarıyla etrâfındakileri aydınlatmaya devam ederdi.”


Rahmet peygamberi olarak görevlendirilen Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ İslâm dininin evrensel ilke ve prensiplerini hayata geçirmek sûreti ile merhamet ve medeniyetten yoksun¸ cehâlet ve zulmün zirveleştiği toplumdan; son derece müsâmahalı¸ hak ve hukuka riâyet eden¸ komşusu açken tok yatmayan¸ gayr-i müslim dahi olsa komşusunu aslâ incitmeyen ve ihmal etmeyen¸ medenî bir toplum çıkarmayı başarmıştır.


İnsan Hakları Ötesinde Birlik Anlayışı


Hz. Peygamber (s.a.v.) faâliyetlerinde dâimâ can¸ mal¸ din¸ akıl ve ırz güvenliği gibi temel insan haklarını korumuş ve buna riâyet etmiştir. Vedâ Hutbesi'nde insan hakları ile ilgili esasları hâssaten vurgulamıştır. İnsan haklarına ilâve olarak ise kardeşlik haklarını getirmiştir. O¸ “Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz!” buyurmuştur. Bu¸ insan haklarının da ötesinde bir gelişmedir. Çünkü kardeşlikte¸ hakkın da ötesinde fedakârlık ve duygu söz konusudur.1


Peygamber Efendimiz¸ kadîm can düşmanlarını bile kardeşleştirmiş¸ Ensar'la Muhâcir'i emsalsiz bir samimiyetle kucaklaştırmış¸ barışı¸ anlaşmayı ve dostluğu esas almış¸ ayrı kökten ve milletten¸ değişik inançtan gelenleri bile dışlamadan barıştırıp kaynaştırmıştır. İnsanlığa hitâben ya imanda kardeş ya da yaratılışta eşit olduklarını dile getirmiştir. İnsana verdiği değerden ötürü saldıran düşmanlarını bile düşünmüş¸ savaşı bile güzelleştirmiştir. İnsanlık savaş hukûkunu¸ düşmanı bile insan olarak görmeyi onun uygulamalarından öğrenmiştir. O¸ mü'minlerin seven ve sevilen olduğunu¸ sevmeyen sevilmeyen mü'minlerde hayır olmadığını belirtmiştir. Ümmetine kinlerini değil¸ sevgilerini çoğaltmalarını öğütlemiştir.2


Kur'ân¸ “Mü'minler ancak kardeştirler.” buyurduğu¸ Peygamber Efendimiz de “Kardeşlerinizin arasını düzeltin.” dediği halde günümüz Müslümanları olan bizler maalesef kardeş olamadık. Olmadık sebeplerle birbirimizi kırmaktayız. Aynı imanın bağlıları olduğumuz halde ayrı davalar peşinde koşmaktayız. Birbirimize yabânîleşip düşmanlıklar göstermek sûretiyle haddi aşmaktayız.


Küreselleşen dünyamızda insanlar arası ilişkiler zayıflamakta¸ yerel ve küresel anlamda kitlelerin birbirine tahammülsüzlüğü artmakta¸ para pul¸ makam mevki¸ kariyer¸ etiket ve gençlik gibi özellikler artık bireyleri mutlu etmemektedir. Evrenin en değerli varlığı olan insan¸ kalabalıklar içerisinde yalnız yaşamaya mahkûm edilmiş¸ karnı tok ama gönlü ve gözü aç bırakılmıştır.


Sevgi ve Şefkati İlâhî Kaynaklıydı


Hâlbuki âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ kişi ne kadar kötü de olsa herkesi davetine muhâtap olarak kabul eden bir peygamberdi.


İnsanları kurtarmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bir peygamberdi. Ev ev¸ panayır panayır¸ şehir şehir dolaşmış¸ en zor şartlarda ve zamanlarda pek çok yere seferler düzenlemiş bir peygamberdi.


İnanç ayrımı yapmadan konu komşusuna karşı görevlerini yerine getirmiş bir peygamberdi.


Yanlış yere insanların öldürülmesine ve kim olursa olsun onlara eziyet¸ işkence edilmesine¸ insanların köleleştirilmesine şiddetle karşı çıkmış bir peygamberdi.


Savaşta bile işkence edilerek insanları öldürmeyi yasaklamış¸ savaşa katılmayanlara ve Müslüman olduğunu söyleyenlere aslâ dokunulmamasını emretmiş bir peygamberdi.



Peygamber Efendimiz'in Sevgi ve Şefkati İlâhî Kaynaklıydı


Seviyesi¸ kapasitesi¸ yaşı¸ işi ne olursa olsun her insan onun muhâtabı ve davetinin konusuydu. Hiçbir insanı¸ “Bu adam olmaz¸ bu yola gelmez¸ bunun yaşı geçmiş¸ bu günahlara batmış¸ bunun kalbi mühürlenmiş.” diyerek dışlamazdı. Yolda giderken soru sormak için önüne geçen ihtiyar bir kadını uzun uzun dinlemiştir. Adî b. Hâtim onu şöyle anlatır: “Ona misâfir oldum. Yolda yaşlı bir kadını uzun uzun dinledi. Evinde altıma minder atıp kendisi yere oturdu. Onun bir kral değil¸ bir peygamber olduğunu anladım.”


Yüce Rabb'imiz bile¸ merâmı anlaşılsın diye insanların diliyle insanlara seslenmiştir. Peygamberimiz de her insanın anlayabileceği şekilde onlara hitâbederdi. Onun konuşmalarında anlaşılmaz ifade ve örnekler yer almazdı. Verdiği örnekler her seviyedeki insanın anlayabileceği şeylerdi. O¸ hayattan kopuk olarak değil¸ bizzat hayatın içerisinde konuşur; içinde yaşadığı toplumun hastalıklarını teşhis ederek onlara pratik çözümler üretirdi. Nitekim o¸ şöyle buyurmuştur: “İnsanlara bildiklerinizi anlatın. Siz Allah ve Rasûlü'nün yalancı çıkarılmasını mı istersiniz? İnsanların seviyelerine ininiz.” “Çocuğu olan çocuklaşsın.”


Peygamber Efendimiz¸ her zamanı ve her mekânı davet için kullanır ama davete en uygun olanı seçerdi. Onun mesâi anlayışı günün her saati idi. O¸ dinlenmesini öteki dünyaya bırakmış¸ gecesini gündüzüne katarak çalışan bir insandı. En acılı günlerinde bile¸ hikmetli uyarılarıyla etrâfındakileri aydınlatmaya devam ederdi. Özel günler¸ düğün¸ taziye¸ mescit¸ ev¸ kır¸ yol vb. onun davet için değerlendirdiği fırsatlardı. Onun her mekânda davetini sürdürmesi¸ Mekke'de Darü'l- Erkâm'ı¸ Medine'de Ashâb-ı Suffa'yı kurması yaygın ve örgün eğitime ne kadar önem verdiğinin açık belgeleridir.


Problemlere Çözüm Yolları Önermiştir


Peygamber Efendimiz insanlığa sevdalı idi. Onun nazarında bir kişinin hakikatle tanışması¸ dünya ve içindekilerden çok daha hayırlıydı. Hurma ağacını taşlayan bir çocuğa¸ “Yavrucuğum ağacı niçin taşladın?” diye sormuş¸ çocuk; “Açtım¸ yemek istiyordum.” deyince¸ “Yavrucuğum bir daha ağacı taşlama¸ altına düşenlerden ye.” buyurmuş ve başını okşayarak çocuğa dua etmişti. Bu uygulamasıyla o¸ önce yanlışın sebebini araştırmış¸ problem için çözüm yolları önermiş¸ söz ve fiiliyle şefkatle olaya yaklaşmış ve duâ ederek çocuğa mânevi takviyede bulunmuştur.


Ben zinâ etmek istiyorum.” diyen bir gence¸ “Aynı şeyin kız kardeşine¸ kızına¸ halana ve teyzene yapılmasını ister misin?” diye sormuş¸ delikanlı “Hayır.” deyince¸ “Senin zinâ etmek istediğin kadın da birinin kızı yahut kız kardeşi yahut da halası¸ teyzesi değil midir?” buyurarak onu bu işten vazgeçirmiştir.


Bu örnekler bize¸ problemi olan her insanın rahatça problemini ona açabildiğini ve onun da problemlerin çözümü için onlarla yakından ilgilendiğini ve onları iknâ edici cevaplar verdiğini göstermektedir.


Peygamber Efendimiz anlaşılsın diye tane tane konuşur ve sözünü üç defa tekrarlardı. Jest ve mimikleriyle konuşmasını etkili ve canlı bir hale getirirdi. Hayatın dışından ütopik örneklerden¸ ağdalı konuşmalarla edebiyat yapmaktan kaçınırdı. Onun hikmetli sözlerinde her seviyedeki insanın¸ anlayacağı şeyler¸ çıkartacağı dersler olurdu.


Peygamber Efendimiz¸ “Kolaylaştırın¸ zorlaştırmayın. Müjdeleyin¸ nefret ettirmeyin.” buyurmuştur. Onun sunduğu alternatif çözümler¸ herkesin anlayabileceği ve uygulayabileceği şeyler türündendi.


Peygamber Efendimiz isimlerle değil icrâatlarla uğraşırdı. Hatâ yapanları ifşâ etmemeye özen gösterirdi. “İçinizden bazıları şöyle şöyle yapıyorlarmış.” gibi genel ifadelerle yanlışları düzeltmeye çalışırdı. O¸ kusurları araştırıp ortaya çıkarmayı değil¸ örtmeyi severdi.


Peygamber Efendimiz son derece anlamlı¸ kısa ve öz konuşurdu. Gereksiz ayrıntılara girmez ama anlaşılmak için konuşurdu. Lüzumsuz sorulara cevap vermezdi. Nitekim onun mektebinde yetişen ashâbı da¸ kendilerine yöneltilen her soruya cevap vermekten kaçınırlardı. Onlar ‘Allah ve Rasûlü en iyi bilir.' demeyi alışkanlık haline getirmişlerdi.


Onun davet metodu sadece anlatıma dayanan tek yönlü ve pasif bir metot değildi. O¸ muhâtaplarına soru cevaplar yöneltir¸ onları dinler¸ onların özel meseleleriyle ilgilenir¸ onların gönlünü alabilmek için pek çok yolu dener¸ hikmetli espriler yapardı. O¸ akrabâlarından başladığı ilk davetine yemek ziyafeti vererek başlamıştı. Güzel işler yapanlara dünya ve âhiret mükâfatları vererek yahut vadederek taltîf eder¸ bu şekilde başkalarını da güzel insan olmaya teşvîk ederdi. O kendisi hediye verdiği gibi¸ hediye de kabul ederdi ve hiçbir hediyeyi küçük görmezdi.


Peygamber Efendimiz en kritik ve zorlu anlarda bile ümitsizliğe düşmemiş¸ hep Allah'ın yardımına güvenmiş¸ yeni çıkış yolları aramış ve Hakk'ın hâkimiyeti konusunda aslâ şüpheye düşmemiştir. Mekke'nin en zorlu şartlarında bile ashâbına moral vermiş¸ Hendek Savaşı'nın en sıkıntılı anlarında yine büyük fetih müjdeleri vererek ashâbını geleceğe ve büyük hedeflere hazırlayarak mânen takviye etmiştir. Onun İran¸ Bizanş İstanbul gibi merkezlerin fethedileceğini müjdeleyen sözlerini biz¸ mânevî takviye taktikleri olarak değerlendiriyoruz.


Dâvetinde O¸ son derece azimli ve kararlıydı. O¸ “Ya Hakk'ın hâkimiyeti ve insanların hidâyeti¸ ya da bu uğurda ölüm!” parolasıyla yola çıkmıştı. Mekke'deki bunca işkence ve eziyete rağmen o asla yılmamış¸ davasından vazgeçmemişti. Müşriklerin uzlaşma tekliflerine karşı¸ “Bir elime güneşi¸ öbür elime ayı verseniz¸ Ben yine de bu yoldan dönmem. Ya Allah nurunu tamamlayacak¸ ya da bir başıma bu uğurda can vereceğim!” diye karşılık vermişti. Davet yolunun tıkandığını gördüğünde yeni çıkış yolları aramış¸ ashâbını önce Habeşistan'a¸ sonra da Medine'ye yönlendirmişti. Tâif'te davet için yeni zeminler aramış¸ taşlanmasına rağmen aslâ ümitsizliğe düşmemiş¸ “Allah'ım! Yeter ki Senin gazabına uğramayayım! Gerisi hiç önemli değil!” diyerek bu konudaki azim ve kararlılığını göstermiştir. .


Kendisine¸ “Ey efendimiz¸ ey efendimizin oğlu!” diye seslenen bir kişiye şöyle karşılık vermiştir: “Ey insanlar! Böyle aşırı sözler söylemeyin. Şeytan sizi yanıltmasın. Ben Abdullah oğlu Muhammed'im. Allah'ın elçisiyim. Beni Allah'ın çıkardığı mertebeden daha yukarı mertebelere çıkarmayın.” O¸ davetinin karşılığını insanlardan değil¸ yalnızca Allah'tan beklerdi. Bu sebeple doğru bildiği yoldan aslâ taviz vermez ve kimseye minnet etmezdi.


Onun davranışlarında rastgeleliğe¸ başıboşluğa aslâ rastlanmazdı. Her şeyi belli bir düzen ve disiplin içerisindeydi. Sözgelimi o¸ giyinip kuşanmasına¸ temizliğine¸ kısaca bütün işlerine sağdan başlardı. Zira o başarmak için¸ disiplinli¸ düzenli ve ölçülü olmanın gereğine inanmıştı.


O hâlde bizler de nefis muhâsebesi yaparak¸ öfkelerimizi kontrol altında tutmaya çalışmalı¸ dinimizin inceliklerini öğrenmeli¸ kusurları araştırmaktan kaçınmalı¸ kötü düşüncelerden ve zandan arınmalı¸ başkaları ile alay etmemeli ve özellikle komşuluk hukukuna riâyet edebilmeliyiz.


 


Dipnot


1. İbrahim Sarıçam¸ Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı¸ Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları¸ 3. Baskı¸ Ankara 2004¸ 139-140.


2. Vehbi Vakkasoğlu¸ “Ey Güzeller Güzeli!”¸ Yenidünya Aylık¸ İlmî¸ Fikrî¸ Aktüel Dergi¸ Yıl: 15¸ Sayı: 173¸ Nisan 2008¸ s. 12.

Sayfayı Paylaş