MEDİNE VELİLERİ

Somuncu Baba

Her ne kadar Ömer bin Abdülaziz dışındaki diğer halifelerin kendilerini baskı altında tutsalar da o¸ tıpkı babası gibi daima sükûnet siyasetini izlemiş¸ onlarla hiçbir mücadele içine girmediği gibi yönetime karşı olan davranışlara dolaylı olarak da olsa destek vermemiştir. Devlet yönetimi ile ilişkileri sadece ara sıra uyarılarda bulunmakla sınırlı kalmıştır. Muhammed Bâkır Hazretleri daha çok ilim¸ irfan ve dinî hizmetlerle ilgilenmiştir.

Sahabenin hiçbirisi¸ özelliklede Hz. Ebu Bekir ve Hz Ömer hakkında kötü konuşulmasına¸ onlara dil uzatılmasına asla razı olmayan Muhammed Bakır Hazretler


Medine-i Münevvere…


Gül şehri…


Sevgiler Sevgilisi'nin şehri…


Peygamberimiz Efendimiz'in hicret etmesiyle İslâm'la tanışan¸ Mekkeli muhacirlerin sığınağı ve hicret yurdu olan şehir.


Önceleri Yesrib iken¸ halka halka yayılan İslâm'la Medine¸ Medine-i Münevvere olan¸ yani Allah'ın nuruyla¸ diniyle aydınlanan şehir.


Din ve medeniyetin beşiği¸ İslâm'ın parlayan merkezi¸ Peygamberimiz'in yerleşmesiyle Peygamber şehrine dönüşen hicret yurdu kutlu şehir.


Peygamberimize¸ sahabelere ve evliyalara yurt olan Medine-i Münevvere¸ hicretten sonra asırlarca şanlı İslâm medeniyetinin merkez mekânı olmuştur.


Bu yazıda yine gül neslinden bir gülü¸ Muhammed Bâkır Hazretleri'ni anlatmaya çalışacağız.


İmam Muhammed Bâkır


Ehli Beyt'tendir. Hz. Hüseyin (r.a.)'ın torunu¸ İmam-ı Zeynelabidin Hazretleri'nin oğlu ve silsile-i saadattan Cafer-i Sadık Hazretleri'nin babasıdır. Annesi de Peygamberimizin torunu Hz. Hasan'ın (r.a.) kızı Fatıma'dır. Dolayısıyla hem anne hem de baba yönüyle soyu Peygamber Efendimize dayanmaktadır.


676 yılında Medine-i Münevvere'de doğdu. Sahabeler dönemine yetişip onları gördüğü için tabiindir. Muhammed Bâkır Hazretleri ilmî yönden babasından önemli ölçüde istifade ettiği gibi aralarında Abdullah bin Ömer¸ Ebu Said el-Hudri¸ Enes bin Mâlik ve Cabir bin Abdullah'ın bulunduğu sahabelerden de ders aldı. Ayrıca¸ Said bin Müseyyeb ve Muhammed bin Hanefiyye gibi zatların hadis ilminden istifade etti ve onlardan hadis nakillerinde bulundu. Büyük dedesi Hz. Ali (r.a.) ve ulaşamadığı diğer sahabelerden gelen bazı hadisleri rivayet etti. İlim ve irfan yönünden zamanında¸ Medine'nin en büyük fıkıh âlimleri arasına yükseldi.


Bütün ilimlere olan vukufiyetinden dolayı¸ “ilmi yarıp derinliklerine ulaşan¸ geniş ilim sahibi” anlamına gelen “Bâkırü'l-ilm” unvanıyla anılan Muhammed Bâkır Hazretleri maddî ve manevî ilimlerde yükselmek isteyenlere büyük bir feyz kaynağı oldu.


Muhammed Bakır Hazretleri¸ Emevi halifelerinden Velid bin Abdulmelik¸ Süleyman bin Abdulmelik¸ Ömer bin Abdülaziz¸ Yezid bin Abdulmelik¸ Haşim bin Abdulmelik ve Ömer bin Abdülaziz zamanında yaşamıştır. Halifeler içinde sadece Ömer bin Abdülaziz'in¸ Rasûlullah'ın ailesine¸ yani ehli beyte özel ilgisi vardı. Diğerleri çeşitli vesilelerle ehli beyte zulümlerde bulunurlarken¸ özellikle İmam Muhammed Bakır Hazretleri'ne yoğun bir şekilde baskı yaparlarken o ehli beyte gayet saygılı¸ hürmetli ve adil davranmış¸ daha önceleri çeşitli sebeplerle ellerinden alınan bazı hakları tekrar iade etmiştir. Hatta göreve geldiğinde ilk iş olarak¸ Emeviler döneminde Cuma günleri hutbelerdeki Hz. Ali'nin (r.a.) zem edilmesi kararını kaldırmış ve yerine¸ Kur'an-ı Kerim'deki Nahl Suresi 90. ayetin okunmasını emretmiştir.


Her ne kadar Ömer bin Abdülaziz dışındaki diğer halifelerin kendilerini baskı altında tutsalar da o¸ tıpkı babası gibi daima sükûnet siyasetini izlemiş¸ onlarla hiçbir mücadele içine girmediği gibi yönetime karşı olan davranışlara dolaylı olarak da olsa destek vermemiştir. Devlet yönetimi ile ilişkileri sadece ara sıra uyarılarda bulunmakla sınırlı kalmıştır. Muhammed Bâkır Hazretleri daha çok ilim¸ irfan ve dinî hizmetlerle ilgilenmiştir.


Sahabenin hiçbirisi¸ özelliklede Hz. Ebu Bekir ve Hz Ömer hakkında kötü konuşulmasına¸ onlara dil uzatılmasına asla razı olmayan Muhammed Bakır Hazretleri her zaman bu iki büyük sahabeye karşı saygı¸ sevgi ve hürmetini dile getirirdi. Hz. Hüseyin Efendimiz'in intikamını alma bahanesiyle ortaya çıkıp ortalığa fitne fesat yayanlara¸ Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'in aleyhinde konuşanlara hiçbir zaman iltifat etmedi¸ onları desteklemedi ve “Ben Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'e düşmanlık eden kimselerden uzağım. Onlar da benden uzaktır.” buyurdu.


Muhammed Bakır Hazretleri ilmî seviyesi yüksek¸ meselelerin mahiyetine nüfuz edebilen¸ dirayetli bir şahsiyetti. Şeyh Müfid kendisi hakkında şöyle yazmıştır: “Hazret tüm ilim ve bilgilere aşina idi. Ömrünü Rabb'ine itaatla geçirdi. Takva ve zühd de eşsiz bir kişiliği vardı. Yaptığı anlaşmalara saygı gösterirdi. Gönlündeki coşku¸ ruhunun temizliği ve insancıl davranışlarıyla herkesi kendine celb eder¸ onları İslâmî ahlakla eğitirdi.”


Her zaman tane tane ve edepli konuşurdu. Sözlerine daima Allah adı ile başlar ve Allah adı ile bitirirdi. Hiçbir zaman yüksek sesle gülmezdi. Allah'a münacat ve dualarında çok ağlardı. Birçok bağ ve bahçesi olmakla birlikte tıpkı bir çiftçi gibi çalışır¸ işçilerle birlikte işe katılır¸ onlarla birlikte yemek yer ve onlarla sohbet ederdi. Buralardan elde ettiği mahsullerin bir kısmını Allah yolunda harcar bir kısmını da işçilerin ihtiyaçlarını karşılamada kullanırdı. Öyle ki¸ kendi devrinde Hicaz halkının en cömerdi olarak anılırdı.


Büyük âlimlerden biri olan İbn-i Hacer¸ İmam Bâkır hakkında şunları söylemektedir: “İmam Muhammed Bakır coşkulu ve temiz kalpli idi. Sözleri amellerine uyardı. Davranışları insanî ve İslâmî idi. O büyük bir arif ve eşsiz bir abid idi.”


Muhammed Bakır Hazretleri büyük bir veli olduğu için birçok kerametleri vardı. Bir gün¸ sohbet sırasında Hz. Ebu Bekir'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifi okudu. Mecliste bulunanlardan birisi: “Bu hadisin râvisi Ebu Bekir değildir¸ falan zattır.” diye itiraz edince İmam Bakır Hazretleri tekrar râvinin Ebu Bekir olduğunu söyledi. Fakat itiraz eden kişi ikna olmayıp itirazında devam edince Muhammed Bâkır Hazretleri toparlandı¸ ellerini dizlerine koydu ve şöyle seslendi: “Ey Hz. Ebu Bekr! Bu hadis-i şerifin râvisi siz değil misiniz?” Bunun üzerine “Evet¸ ya Muhammed bin Ali¸ doğru söylüyorsun. O hadis-i şerifin râvisi benim.” diye bir ses duyuldu ki¸ bu sesi orada bulunan herkes işitti.


Şöyle buyururdu: “Bir kimsenin kalbinde ne kadar kibir varsa¸ aklında o kadar noksanlık var demektir.”


“Bir kimsenin seni ne kadar çok sevdiğini anlamak istersen¸ senin o kimseyi ne kadar sevdiğine dikkat et. Yâni sen onu ne kadar seviyorsan o da seni o kadar seviyor demektir.”


Muhammed Bâkır Hazretleri¸ 733 yılında Medine'de vefat etti ve Cennetü'l-Bakî Kabristanlığı'na defnedildi.

Sayfayı Paylaş