ŞAM VELÎLERİ

Somuncu Baba

Tıpkı büyük zatlar gibi¸ büyük insanlar gibi bazı şehirleri de sadece isimleriyle anmak ve söylemek sanki edebe aykırı kabul edilir. Ki öyledir de…

Nasıl ki büyük insanlardan bahsederken onları sadece isimleriyle söylemek doğru değilse; öyle mekânlar¸ öyle beldeler¸ öyle şehirler vardır ki onları da yalnız başına isimleriyle zikretmek doğru değildir. Mesela Müslümanlar¸ Mekke yerine Mekke-i Mükerreme¸ Medine yerine Medine-i Münevvere¸ Kudüs yerine Beytü'l-Makdis derler. Bununla bu beldelere karşı olan hürmet¸ muhabbet ve saygılarını göstermek isterler. Bu beldelerden biri de Şam¸ Şam-


Tıpkı büyük zatlar gibi¸ büyük insanlar gibi bazı şehirleri de sadece isimleriyle anmak ve söylemek sanki edebe aykırı kabul edilir. Ki öyledir de…


Nasıl ki büyük insanlardan bahsederken onları sadece isimleriyle söylemek doğru değilse; öyle mekânlar¸ öyle beldeler¸ öyle şehirler vardır ki onları da yalnız başına isimleriyle zikretmek doğru değildir. Mesela Müslümanlar¸ Mekke yerine Mekke-i Mükerreme¸ Medine yerine Medine-i Münevvere¸ Kudüs yerine Beytü'l-Makdis derler. Bununla bu beldelere karşı olan hürmet¸ muhabbet ve saygılarını göstermek isterler. Bu beldelerden biri de Şam¸ Şam-ı Şerif'tir. Hadis-i şeriflere göre; yeryüzünde yaratılan ilk toprak Şam-ı Şerif'tir. Denilir ki insanoğlunun yaratıldığı ve dünyaya gönderildiği o eski zamanlardan beri insan yerleşimine açık tek şehir Şam'dır. İnsanoğlu en fazla bu şehirde yaşadı. İnsanın en eski evi bu şehirdir.


Yeryüzünde zulmün başlangıcı sayılan Kabil'in Habil'i katletme olayı bu şehirde gerçekleşti. Kasyum Dağı'nda gerçekleşen o ibret verici olayın hatıraları hâlâ mevcut. Habil'i katleden Kabil¸ kardeşinin cansız cesedini uzun bir süre taşıyarak suç mahallinden uzaklara¸ Kasyum'un 25 kilometre kadar ötesine götürmüş ve ancak bir karganın kılavuzluğunda defnedebilmişti. Ziyaretçilere açık olan Habil'in kabri Zebedan'da insanlık için bir ibret vesilesi olarak ziyaretçilerini beklemektedir.


Dünyanın en önemli ve en özel şehirlerinden birisi olan Şam¸ asırlarca büyük İslâm medeniyetinin en önemli şehirlerinden birisi oldu. Şam hem bir Peygamberler yurdu hem de binlerce sahabi ile kâmil insanların yattığı bir beldedir. Bu şehirde¸ nerdeyse başınızı çevirdiğiniz her yerde bir büyük insanın yattığına şahit olursunuz. Kimi sayacaksınız ki? Yahya (a.s.)'dan tutun da¸ Bilal-i Habeşi (r.a.)'a¸ Halid bin Velid (r.a.)'dan tutun da mahzun padişah Sultan Vahdeddin'e kadar birçok büyük insan bu topraklardaki ebedi istirahatgâhındadır.


İmam-ı Nevevî


Evliya-i kiramın büyüklerindendir. Aynı zamanda yaşadığı asrın en büyük hadis bilginlerinden ve İslâm hukukçularındandır. 1233 yılında Şam yakınlarındaki Neva köyünde doğdu ve doğduğu yere nispetle Nevevî olarak anıldı. Asıl ismi Yahya ibni Şeref'tir ve İslâm dinine olan hizmetlerine bakılarak kendisine¸ dini ihya eden kimse anlamında Muhyiddin lakabı verilmiştir.


Babası küçük yaşta onu Kur'an-ı Kerim öğrenmesi için mektebe gönderdi. Kısa zamanda Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. On yaşına geldiğinde hiç de sevmemesine rağmen babasının dükkânında çalışmaya başladı. Çocuk olmasına rağmen akranlarıyla oyun oynamayı da çok sevmeyen Nevevî¸ her fırsatta ezberlediği Kur'an'ı okumaktan büyük zevk duyardı. On dokuz yaşına kadar memleketinde bir yandan dükkânda çalışırken diğer taraftan fırsat buldukça etrafında bulunan âlimlerden dersler okumaya gayret etti. On dokuz yaşına gelince¸ babası onu¸ ilim tahsili amacıyla Şam'daki Revâhiyye Medresesi'ne gönderdi. Önceleri tıp ilmine merak saran Nevevî¸ İbni Sina'nın ‘El-Kanun'unu okumaya başladı fakat bu işten sıkıldı ve kendini tamamıyla başta hadis dersleri olmak üzere İslâmî ilimlere verdi. Kemaleddin Sellar Erbilî¸ Ziya ibni Temmam¸ İbrahim ibni Ömer el-Vasıtî¸ İbrahim ibni İsa el-Muradî¸ Abdurrahman ibni Muhammed¸ İshak ibni Ahmed el-Mağribî¸ Abdurrahman ibni Nuh¸ Ömer ibni Bündâr et-Tiflisî¸ İbni Mâlik et-Tâî' gibi devrin birçok meşhur âliminden ders aldı. Her gün hocalarından on iki ayrı ilim okurdu. Tasavvufta da Yasin bin Yusuf Hazretlerinin sohbetlerine katıldı.


Babasıyla birlikte hacca gitti. Medine-i Münevvere'de kaldığı bir buçuk ay içinde oradaki âlimlerin derslerine katıldı. Kendisinde ilme karşı öyle bir iştiyak vardı ki¸ bizzat söylediğine göre¸ iki yıl boyunca yere uzanıp yatmadı. Uykusu gelince kitaplarına yaslanarak biraz uyuklardı. Onun ilme olan düşkünlüğü darb-ı mesel hâline geldi. Hocalarına gidip gelirken bile¸ okuduklarını tekrar ederdi. Yıllar sonra yazacağı eserlerde belirttiği gibi¸ ona göre “İlimle uğraşmak¸ Allah rızasını kazanmak için tutulan en iyi yol ve en üstün ibadetti. İlim tahsili nafile oruç¸ namaz ve zikirden daha faziletliydi.” Bu kadar azimli ve gayretli çalışması sonucunda on yıl gibi bir zamanda devrinin meşhur bir ilim adamı oldu. O tarihten itibaren de kitap yazmaya başladı ve hadiş İslâm hukuku¸ ahlak¸ dil ve edebiyat alanlarında eserler verdi. Özellikle İslâm hukuku ve hadis alanlarında zamanın ender şahsiyetlerinden oldu.


Nevevî Hazretleri çok kanaatkâr olup nefsî ve dünyevî arzu ve isteklerden uzak dururdu. Ahirete duyduğu özlem sebebiyle dünya zevklerine¸ yiyip içmeye¸ giyinip kuşanmaya¸ kısaca rahat yaşamaya değer vermezdi. Günde bir defa o da geceleyin¸ sadece bir çeşit yemek yerdi. Sofrasında iki çeşit yiyecek nadiren bulunurdu.


Zahit¸ vera' sahibi¸ vakur ve heybetli bir görünüşü vardı. Doğru konuşur¸ yerinde söyler¸ gecelerini ibadet ve itaatle geçirirdi. En büyük ibadetin samimi bir niyetle helâl ve haramları öğrenmek olduğunu söylerdi. Görev yaptığı medreselerden kendisine verilen aylıkla kitap alır¸ sonra da bunları o medreseye vakfederdi. Takva ehliydi. Şam'da pek çok vakıf arazisinin bulunduğunu¸ bunların titizlikle idare edilmediğini¸ ortaklığın meşru bir şekilde yapılmadığını¸ dolayısıyla bu meyvelere haram karıştığını söyler¸ bundan dolayı da Şam'da yetişen şeylerden yemez¸ memleketinden¸ anne-babasının yanından getirdiği¸ helâl olduğundan tam emin olduğu şeyleri yemekle kanaat ederdi.


Büyük âlim Şeyh Kutbuddin el-Yununî'nin şu sözleri onu en iyi şekilde tarif etmektedir: “İlim¸ vera'¸ ibadet¸ azla yetinmek ve hayatın sıkıntılarına katlanma hususunda zamanında tek idi.”


Kırk dört yıllık hayatında¸ kırkın üzerinde eser veren Nevevî¸ özel yaşantısıyla da örnek şahsiyetlerden olmuştur. Bunların tümü önemli eserler olmakla birlikte Riyazü's-Salihin¸ Kırk Hadis ve Sahihi Müslim Şerhi oldukça meşhur olmuş ve özellikle Riyazü's-Salihin Nevevî'nin ismiyle özdeşleşmiş eserlerdir. İslâm tarihinde en önde gelen fıkıh âlimlerindendir. İmam Nevevî'nin yaşadığı dönemde İslâm Dünyası büyük bir sıkıntı ve çalkantı içerisinde bulunuyordu. Bir taraftan Haçlı Seferleri diğer taraftan Moğol istilası yüzünden İslâm coğrafyası büyük bir sıkıntı yaşamakta idi. Yaşadığı çağın insanlarını aydınlatma ve doğru yola iletme hususunda önemli gayretleri olan İmam Nevevî¸ 1277 yılında¸ genç denebilecek bir yaşta¸ kırk dört yaşında bu dünyadan ayrılmıştır.

Sayfayı Paylaş