GENÇ NÜFUS MASALI

Somuncu Baba

"Gözlemlerimize göre¸ genç kuşaklarla¸ yaşlı insanlar arasında büyük farklar bulunmaktadır. Bu sadece yaşlıların yaşından¸ gençlerin genç olduklarından değil¸ duygular düşünceler¸ istekler arasında da birçok farklar bulunmaktadır."


Çocukluğumdan beri dinliyorum. Her zaman bir gençlik ve genç nüfus sözlerini duyuyorum. Anadolu'nun köylerini dolaşıyorum; koskoca köyler bomboş¸ bir kaç bacadan çıkan dumanlardan anlaşılıyor ki¸ bu köyde birkaç ihtiyar yaşıyor. Ya da bir cami duvarının dibinde elinde bastonu bir iki kişi daha… Kimi yalnız kaldığına¸ kimi torunlarını göremediğine¸ kimisi gurbete çıkan çocuklarının hasreti ile yanmaktadır. Biraz sohbet edince bütün ihtiyarlar¸ “Benim genç olduğum vakit…” diye söze başlıyor ve sohbetin sonuna doğru gözlerinin yaşlarla dolduğunu görüyorum.


Sosyal değişmeye maruz kalan bir milletin kültürel¸ sosyal ve ekonomik yapısı eski yerini koruyamaz. Mevcut duruma göre yeniden yapılanmak¸ yeni duruma göre yeni hedefler geliştirmek kaçınılmazdır. Millete hizmeti esas alan bir devlet¸ olası durumlar için yeni yaklaşımlarda sergilemelidir.


Dünyadaki değişmelere paralel olarak¸ bizde de değişme kaçınılmazdır. Dost veya düşman herkes bundan bahsetmekte objektif tespitler de yapmamaktadır. Aksine bu değişmeyi bütün boyutları ile yönlendirme¸ kendi stratejilerine uyumlu hale getirmenin de yollarını aramaktadır. Esefle belirtelim ki¸ yerli yabancı işbirliği ile Türk gençliği yönlendirilmiş bir “kontrol” altına girmiştir.


Sanayileşmeyle birlikte¸ yoksulluk problemi de şiddetini artırarak gelmektedir. Nedenlerini ve sonuçlarını tam olarak birbirinden ayırmakta zorlansak da¸ adaletsiz gelir dağılımı¸ göçler¸ bölgeler arası eşitsizlikler ilk akla gelen sebeplerdir. Gerçek anlamda sosyal bir sorundur. Bu yüzden doğduğu toprakları terk eden insanlar¸ gittikleri yerlerde de başka büyük sosyal sorunlara yol açmaktadır. Bu mesele ile ilgili unvanı büyük birçok insan birçok sebep ileri sürebilir. Sosyal bir değişme yaşadığımız doğrudur. Bu değişim¸ uzun vadeli ve hayatî önemi haiz bir olgu olduğu¸ kaçınılmaz bulunduğu¸ yaşanacak bir sonuç olduğu da izah edilebilir. Ancak niçin bu insanları doğduğu yerde toprağına bağlayacak bir gayret gösterilmedi? Bunun sonucu olarak yükünü çekemeyen şehirler¸ çarpık kentleşme¸ gecekondulaşma¸ eğitimsizlik¸ suç oranlarının ve çeşitlerinin artması¸ sosyal izolasyona uğrama gibi sosyal sorunlar ortaya çıktı. Yasalardan kaçmayı başaran insanlar¸ kent kültürünün getirdiği serbestlik içinde dik başlı ve kabadayı karakterler olarak toplumun içine girmekte¸ onların hallerinden doğan hatıralar¸ filmlere konu olup¸ köyde kalması gereken geçliğimizi de şehirlere sürüklemektedir. Gençliğin bu “delikanlı” hususiyetlerini bilenler¸ buna göre plan¸ program ve stratejiler geliştirerek¸ onlara emir ve kumanda etmektedirler. Artık Anadolu'nun sakin ve suskun delikanlısının yerini¸ kentlerin hırçın ve bıçkın delikanlıları almıştır. Bunlar¸ yeni modeller ortaya koyarak¸ yeni hırçın gençleri peşinden sürüklemiştir. Bu yapı farkları derinleştirmiştir.


Gözlemlerimize göre¸ genç kuşaklarla¸ yaşlı insanlar arasında büyük farklar bulunmaktadır. Bu sadece yaşlıların yaşından¸ gençlerin genç olduklarından değil¸ duygular düşünceler¸ istekler arasında da birçok farklar bulunmaktadır. Biz yetişkinler onlarla aynı dili konuşsak da¸ aynı kavramları kullansak da gençler bizleri ağır ve hantal bulmaktadır. Sorunlar karşısında onların ani ve aceleci tavırları¸ yetişkinlerin ise düşünme ve irdeleme durumları zaman kaybı olarak algılanmaktadır.


Öyle bir duruma geldik ki¸ en ufak bir sorun karşısında çocukları ve gençleri suçlamak kolay bir yol oldu. Çocuk¸ çocuktur ama her zaman sorun kaynağı değildir. Sorunlu ve kusurlu yetişkinler¸ analar ve babaların varlığı göz ardı edilmektedir. Yetişkin sorunlarının çoğu¸ insanı eşitsizleştiren ve bunu derinleştiren adalet kavramının yanlış algılanması sonucunda meydana gelmektedir. Şu bir gerçek ki¸ herkese eşit davranmak adalet değildir. Suçlunun cezasını¸ suçsuzunda mükâfatını aldığı durum adalet olabilir. Bu dünyada ister genç¸ isterse yaşlı ol¸ her devir ve dönemde bir “insan olma” sorunu yaşanmaktadır. Bu sorunu dünya ölçekli düşündüğünüz zamanda bir gençlik ve eğitim sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.


Gençlerin en güzel yaşları okul zamanlarında geçmektedir. En güzel hatıralar o yıllarda saklıdır. En iyi arkadaşlıklar o zamanlarda vardır. Okul¸ önemli bir toplumsal kurumdur. Okul insana hayatında gerekli olacak değerleri ve bilgileri kazandırırken¸ topluma uyum sağlaması için gerekli sosyalleşme becerilerini de kazandırır. Önemli sorun sosyalleşmedir. Çünkü genç tamamen bir arkadaş grubuna ve topluluk içine girmektedir. Okulları ayrı istikametlerde koşan¸ ayrı otoritelerin gölgesinde yol alan bir Türkiye¸ istikbalde nasıl birlik olabilir?


Her zaman övünürüz. Türkiye genç bir nüfusa sahiptir. Bu şimdilik doğru kabul edilebilir. Bu kadar genç nüfusu olan bir ülke¸ bu nüfusu iyi organize edebiliyor mu? Avrupalı uyanıktır¸ onların zaten Türk adı ile tarihsel süreçte birçok problemleri vardır. AB tam üyelik sürecinde bulunan Türkiye'nin nüfus varlığı tartışma konusu olmayı sürdürmektedir. Türkiye'nin nüfus varlığının doğru ve sağlıklı değerlendirilmesi için AB ve Türkiye'nin demografik nüfus hareketlerinin karşılaştırılması yoluna gidilmektedir. Avrupa'da genç nüfusun azalması¸ Avrupa'nın güvenliği için de bir “Türk riski” oluşturmaktadır. İngiliz çıkarcıdır. Hem tarih içinde yaşananlar bu durumu doğrulamakta¸ hem de Irak'ın işgalinde sergilediği yakın durum ortada bulunmaktadır. ABD kendine faydacıdır. Stratejilerini bu amaç doğrultusunda geliştirir. İdeolojisi küreselleşmedir. Bununla; devletlerin egemenlik anlayışını kırmış¸ moral değerlere saygıyı azaltmış¸ piyasa kurallarına direnci yok etmiş¸ kimliklerin istikrarı ciddi biçimde sorgulanmıştır.


Sosyal değişmenin kaçınılmaz olduğu bir gerçektir. Ancak bu değişme bir vizyona dayanmadığı için gençliğimiz kendi milletine yabancılaşmış¸ bu durum istismara kapı aralamıştır. Millet olma suni bir yapılanma değildir. Batı kendi değerlerini korurken¸ gelişmekte olan ülkelerde çözülmenin hızlanması için etkili yöntemler denemiştir. Bu işi başarmışta sayılır; o kadar başarmıştır ki¸ aynı vatanda kültür ikizleşmesi yaratmış¸ yok olma ile karşı karşıya bırakmıştır. Batılı devletler orijinal kalmak için yollar aramakta ve yok olmak istememektedir. Aksine gelişmek¸ zengin olmak¸ yeni sömürgeler elde etmek¸ müreffeh yaşamak için birçok enstrümanın bütün bileşenlerini kullanmaktadır.

Sayfayı Paylaş