ÇAM SAKIZI ÇOBAN ARMAĞANI

Somuncu Baba

"Hediyeleşmek kuş gibi hafifletir bizleri¸ çünkü Allah rızası için sevdiklerimize beslediğimiz muhabbeti gönlümüze perçinlemenin yansımasıdır."


Hediye sunduğumuzda bir yakınımıza; gönlümüzden hep daha fazlası kopar ve bir o kadar da hediye verdiğimizi -ahbabımızı¸ akrabamızı¸ yarenimizi- çok daha kıymetlilerine layık görürüz fakat elden pek bir şey gelmez; iş bu sebepten “Çam sakızı çoban armağanı” diye serzeniş edip hediyemizle birlikte çağlayan halini almış duygularımızı takdim ederiz. Tabir yerindeyse bu söz¸ hislerimizin tercümesi olup hediyeleşmenin adab-ı muaşereti haline gelmiştir bizde.


“Hediyeleşin ki; muhabbetiniz artsın¸ çünkü hediye aranızdaki sevgiyi artırır¸ kalpteki kötü hisleri giderir.” buyuran Efendiler Efendisi (s.a.v.)'in hadisini yaşam şekline getirecek bir nezaketin terennümüdür bu.


Kelimelere atalarımız ne derin manalar yüklemiş ve bu atasözü meydana gelmiş. Hediyeleşme¸ atalarımızın elinde ilk olarak madde boyutundan arındırılıp duyuşlar ve görüşler üstü bir merhaleye erişti ve sonra manevî bir nokta-ı nazardan değerlendirilip¸ sünnet zaviyesinden ibadet gözüyle görüldü.


Hediyeleşmek bizleri kirlerimizden arındırıp rızkımızı bereketlendirmiştir. Zira Efendiler Efendisi (s.a.v.)'in buyruğunu emir telakki etmişizdir.


Hediyeleşmek kuş gibi hafifletir bizleri¸ çünkü Allah rızası için sevdiklerimize beslediğimiz muhabbeti gönlümüze perçinlemenin yansımasıdır.


Hediyeleşmekten esas kastettiğimiz¸ kalpleri ikram etmekten başka şey değildir. Bu sebepten hediyeleşmek kalpten kalbe olmalı ve kalplere tesir etmelidir.


Verecek bir şey bulamayız bazı vakitler; fakat bir tatlı sözle¸ şiirle¸ türküyle¸ maniyle hediyeleşiriz¸ çoğu kez. Yani engelleyemez hiçbir şey içimizde ki hediyeleşme aşkını. Hevesimizi kıramaz hiç bir şey.


Nasıl ki hediyeleşmek sünnetse; geri çevrilmez gelen hediye de. Geri çeviren ise sadece karşıdakinin gönlünü incitmekle kalmaz elbette ki…


Hediye belki de hepimizin aklında çocukluk yıllarında ellerini öptüğümüz nine ve dedelerin hemencecik ceplerinden çıkartıp verdikleri şekerlerle kaimdir.


Hediyeleşmek bir bakıma bizim mizacımızda vardır. Birilerine bir şeyler ısmarlama çabamız da bu mizacımızdan kaynaklansa gerek.


Elimiz boş gitmeyi kendimize yakıştıramayız asla. Hediyesiz kapı çalmaktan ar ederiz. Kimin ne bahanesi olsa koşarız¸ hediyemizle. Gayemiz; sevdiklerimizin zor günlerinde yaralarına em olabilmek¸ mutlu günlerinde ise mutluluklarını daha da çoğaltmaktır.


Hayatın her döneminde hediyeleşmek için kendimizce bahaneler bulmuşuzdur¸ millet olarak. Çocuk doğduğunda¸ yürüdüğünde¸ dişi çıktığında¸ evlilikte¸ hastalıkta¸ bir şeyler kazandığında¸ kaybettiğinde… Hatta öylesine benimsedik ki¸ hediyeleşmeyi¸ ölülerimizin ardında bıraktıkları yadigârları bile hediye edecek bir gönül genişliğini ve cömertliğini boynumuza borç bildik ve ölenimize ahirette faydası olması umuduyla konu komşu kimi bulduysak dağıttık.


En güzel hediyeleri bulmuş ikram etmişiz sevdiklerimize. Gâh yeni pişmiş sıcak ekmekle gönülleri celp ederek gâh sıcak çorba ile muhabbetimizi pekiştirerek.


Kimi zaman hediyemiz çalışana su veya soğuk ayran iken kimi zaman yolda kalmışa evimizin kapılarını aralayarak sünneti ihya etmenin huzurunu yaşamak ve yaşatmak olmuş.


Kırk yıl hatırı akıllarda taze kalan kahve hediyemizken bazen¸ bazen de Allah'ın selamıdır.


Anadolu coğrafyası¸ hediyeleşmeyi öylesi bir raddeye eriştiriştir ki -misilsiz nezaket tüter buram buram. Hediyeleşmenin en güzidesi¸ hacca giden kimsemize selam götürmesini rica ederiz ve geldiğinde getirdiği nur kokulu doyumsuz selamı alırız bizlerde. Hediyeleşmenin en mükemmel boyutu… Selamı götüren ve getiren de ne aziz ahbap…


Ve O'nun topraklarından gelen hediyeler. Ve o hediyeleri getirenin gönlümüzdeki yeri…


Birçoğunun hayır sahibi belli olmayan sadaka-i cariyeler vardır birde¸ insanlığın hayrına tüm ümmete hediye edilmiştir. Ve dahi kurdun kuşun¸ İlahî rıza maksadıyla¸ rızkını temin eden veya onların faydasına hayırda bulunan büyüklerimiz de bir nevi hediyeyi başka mecra da gerçekleştirmezler mi?


Dua ederiz¸ hediye yerine çoğu vakit. Belki hediyeye gücümüz yetmediğinden hediyelerin en makbulü olan duayla hediyeleşiriz. Haberimiz dahi olmaz fakat bunlar sayesinde ayakta dururuz. Bunlar sayesinde yolumuzdaki taş ayağımıza takılmaz. Bazı dualar da tüm vatan coğrafyasına ve tüm ümmete hediye edilir ki¸ üzerimizdeki rahmete vesiledir.


Hediyelerimizden dar-ı bekaya göçenleri de unutmayız¸ asla. Her namazda¸ salavatta¸ ibadette¸ Kur'an ziyafetinde onlara da bağışlarız¸ hediyelerin en munisini ve en muhlisini; elbette ki en başta Efendimiz (s.a.v.)'in aziz ruhuna hediye ettikten sonra.


Görüldüğü gibi medeniyetimizin mimarları hediyeleşmek mevzuunu ilmek ilmek her hususta kıymetlendirmişler. Duayı¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'e selam salmayı¸ selamlaşmayı¸ ikramda bulunmayı ve sadaka-i cariyeyi hep hediyeleşme olarak addetmiş ve hediyeleşmeyi ise ibadet olarak kabul etmiş bir milletiz. Başka bir medeniyet var mıdır acaba hediyeleşmeyi bu boyutlara çıkarıp destanlar yazan? Başka milletlerde hediyeleşme üzerine böylesine zengin kültür inşa edilmiş midir? Başka kim hediyeleşmeyi maddeden -kuru kuruya alış veriş mantığından- soyutlamıştır ve başka kim estetik¸ nizam ve ruh katabilmiştir?

Sayfayı Paylaş