VARLIKLAR HİYERARŞİSİNDE İNSANIN YERİ

Somuncu Baba

" İnsanın çok üstün özelliklerinden biri de terakkî eden bir varlık olmasıdır. Terakkîsini ise¸ kendisine bahşedilmiş yetenekler ve ilimle elde etmektedir. İnsandaki bu terakkî¸ diğer varlıklarda yoktur."


İnsanlık Onurunun Zedelendiği Yüzyıl


Günümüzde insanoğlunun bilimsel ve teknolojik alanlarda gerçekleştirdiği ilerlemeler göz kamaştırıcı bir hızla devam etmektedir. Fakat bu teknolojik gelişmelere paralel olarak rûhî travmalar da inanılmaz düzeyde artmaktadır. Her geçen gün insanlık onuru zedelenmekte¸ insanlığın erdemli yürüyüşü durmakta¸ orman kanunu hüküm sürmekte¸ dünya halkları arasında çifte standartlar yaşanmaktadır. Güçlü olanlar hegemonya kurmakta¸ haklar talan edilmektedir. Bugün insanlık ayrımcılık¸ ötekileştirme¸ ırkçılık¸ şiddet¸ işkence¸ terör¸ savaş¸ gelir adâletsizliği¸ zulüm¸ sömürgecilik¸ eğitim eşitsizliği¸ emeğe saygısızlık¸ istismâr¸ kürtaj¸ açlık ve kıtlık gibi onur kırıcı küresel sorunların kıskacında ölüm kalım savaşı vermektedir. Mânevî duyguların törpülendiği¸ insanların rûhî derinliklerden habersiz yaşadığı¸ semâvî mesajların unutulduğu bugünlerde insanlık kendi eliyle ürettiği yapay sorunların açılmak bilmeyen kapıları önünde yorgun ve bitkin bir hâlde beklemektedir. Bilim ve tekniğin son imkânlarıyla ürettiği en modern anahtarlar¸ kilitli kapıların açılmasında ona yardımcı olmuyor. Kendi ürettiğinin esiri olan insanlık¸ kendini hapsettiği karanlık zindanlardan çıkış yolları arıyor. Bu yüzden de özlediği aydınlığı¸ peşinde koştuğu idealleri ‘nerede' ve ‘nasıl' araması gerektiğini yeniden düşünmesi gerekiyor.1


İnsanın Yüceliğinin Kapsam Alanı


Yaşanan bu küresel sorunun çaresi insanı keşfetmektir. İnsana insan olduğu için değer vermektir. İnsanın anlam arayışını yeniden anlaşılır kılmaktır. Varlıklar hiyerarşisinde insanın yeri oldukça yüksek ve özeldir. Zira insanın yüceliği¸ hem fizikî hem de rûhî yetenekleri cihetiyledir. İnsan¸ tertemiz bir fıtrat ve geliştirilebilir yeteneklerle donatılmış olarak dünyaya gönderilmiştir. İnsan¸ bildirilen güzellik ve yücelikleri idrâk edebilecek şekilde güzel yaratılmış olması yanında¸ ilâhî ahlâk ve niteliklere sahip olarak gelişme ve olgunlaşmaya da kâbiliyetli bir varlıktır.2 İnsanın güzelliği Allah'ı ve O'na ait en güzel kemâl sıfatlarını tanıyıp ilâhî ahlâk ilkeleriyle donanmış olmasındadır. İnsan¸ ilk doğuşunda bu olgunlukta değildir fakat bu olgunluğa¸ bu güzelliğe doğru ilerleyebilecek kâbiliyette yaratılmıştır.3 Çünkü Peygamber Efendimiz¸ “Allah¸ sizin bedeninize de şeklinize de bakmaz; fakat O¸ kalplerinize bakar.”4 buyurmuştur. Allah'ın kalbine nazar ettiği insanı farklı kılan hususiyetleri şu şekilde sıralayabiliriz:


İnsana İlâhî Ruhun Üfürülmesi: İnsana ilâhî ruhun üfürülmüş olması¸ insanın makam ve mekânını şereflendirmek; değerini ortaya koymak içindir. İnsan ruhunun Allah'a nisbet edilmesi¸ Rubûbiyyet makamıyla insanın mahrem bir münâsebet kurma yeteneğinin bulunduğuna işaret etmek içindir. İnsana¸ Allah'ın ruhundan üfürülmüş olması¸ onun varlıklar içerisindeki yüceliğini¸ saygınlığını ve kâbiliyetlerinin mükemmelliğini gösterir. Allah¸ insana ruhundan üfleyerek¸ onu diğer varlıklara üstün kılmıştır.5


Diğer Varlıklarda Olmayan Nitelik ve Kâbiliyetlerin Verilmesi: İnsan denen varlığın yaratılış yönünden mükemmelliği; düşünebilmesi¸ sembol üretebilmesi¸ problem çözebilmesi¸ akıl verilmiş olması¸ konuşabilmesi¸ anlayabilmesi¸ ayırt etme gücünün olması¸ varlıkları emri altına alabilmesi¸ yazı yazabilmesi¸ okuyabilmesi¸ çeşit olarak hiçbir varlığa verilmeyen her türlü yiyecek ve içeceğin verilmiş olması¸ mal toplaması ve bunları kullanması¸ îcâd ve keşiflerde bulunabilmesi gibi diğer varlıklarda olmayan nitelik ve kâbiliyetlerin verilmiş olmasıdır. Bu kâbiliyetler¸ insanı diğer varlıklardan üstün konuma çıkarmaktadır.6


İnsanın Üstün Ruhî Mertebelere Yükselmesi ya da Ahlâkî Zaaflar Göstermesi: Kur'ân¸ insanın iman etme¸ sâlih ameller işleme¸ ahlâklı davranışlarda bulunma¸7 düşünme¸ ilim elde etme¸ öğrendiklerini uygulama ve başkalarına öğretme¸ ibret alma¸8 hay⸠insaf¸ merhamet¸ adalet¸9 vicdan azâbı10 gibi olumlu davranış ve duyguları yanında; onun nankörlük¸11 sıkıntıya düştüğünde Allah'a yalvarma¸ sıkıntıdan kurtulur kurtulmaz her şeyi unutma¸ haddi aşma¸12 haksız yere bozgunculuk yapma¸ şımarma ve kibirli olma¸13 aceleci davranma¸ ümitsizlik¸14 cimrilik¸15 münâfıklık¸16 menfaatini her şeyden üstün görme¸ dünyayı âhirete üstün tutma¸ Allah'tan gafil olma¸ hiç kimsenin kendine güç yetiremeyeceğini sanma¸ mallarıyla ve yaptığı gereksiz harcamalarla övünme¸17 âhireti ve hesap gününü inkâr etme¸18 eline birtakım yetki ve imkânlar geçtiğinde kendini büyük görme¸ menkûl ve gayrimenkûl mallara karşı aşırı sevgi besleme19 gibi olumsuz duygu ve davranışlarından da bahseder. İnsanın bütün bu eylem ve duygularının merkezi¸ nefsine bildirilmiş bulunan “fücur” ve “takvâ” bilgisiyle alâkalıdır.20 İnsanın hem üstün rûhî mertebelere yükselme hem de açık ahlâkî zaaflar gösterebilme özelliğine aynı ölçüde sahip olması¸ onun tabiatının temel bir karakteristiğidir.21


İnsanın Terakkî Eden Varlık Olması: İnsanın çok üstün özelliklerinden biri de terakkî eden bir varlık olmasıdır. Terakkîsini ise¸ kendisine bahşedilmiş yetenekler ve ilimle elde etmektedir. İnsandaki bu terakkî¸ diğer varlıklarda yoktur. Dünyanın ilk yaratılışındaki hayvan¸ bitki ve cemâdât dediğimiz cansız varlıkların geçmiş zamanlardaki kâbiliyetleri ne ise bugün de odur. Bazı hayvanların cinslerinden farklı yetenekleri icrâ etmeleri ise insanın katkısıyla olmaktadır.22


İnsana İlâhî İsimlerin Öğretilmesi: Hz. Âdem'e öğretilen ilim¸ varlıkların yalnızca isimleri değildir. Bu ilimde¸ o isimlerin işaret ettiği varlıkların zatı ve mâhiyeti de söz konusudur. İbn Abbas¸ İkrime¸ Katâde¸ Mücâhid b. Cebr¸ küçüğünden büyüğüne¸ değerlisinden değersizine kadar bütün varlıkların isimlerinin¸ mâhiyetlerinin¸ yarar ve zararlarının Hz. Âdem'e öğretildiğini ifade etmişlerdir. İnsana isimlerin öğretilmesi demek¸ isme konu olan ya da olabilecek şeyleri îcâd ve keşfetme kâbiliyetine sahip olması demektir. Zira insan üretir ve ürettiği şeye isim verir. Meleklerin bilmediği varlıkların isimleri ve mâhiyetleri Hz. Âdem'e öğretilmiştir. Meleklere arz olunan ve haber verilmesi istenen şeyler yalnız isimler değil¸ o isimlerin delâlet ettikleri varlıklardır da.23


Meleklerin Hz. Âdem'e Secde Etmesi: İslâm'da Allah'tan başkasına ibâdet maksadıyla secde etmek küfür olduğundan¸ meleklerin Hz. Âdem'e secdesi¸ ibâdet secdesi değil¸ saygı gösterme¸ selâm verme¸ boyun eğme¸ tevâzu gösterme¸ üstünlüğünü kabul etme secdesidir. Meleklerin Hz. Âdem'e secde etmesi¸ insanın değerli ve onurlu bir varlık olarak yaratıldığının en açık göstergesidir. Dolayısıyla insan¸ kendisine bu değeri veren Allah'a gerçek anlamda itâat ettiği¸ yeryüzünde Allah'ın kanunlarını uyguladığı¸ kötülüklerle mücâdele ettiği ve iyilikleri tavsiye edip yaptığı nisbette değerini koruyabilir.24 Hz. Âdem'e yapılan bu secdenin¸ sadece Hz. Âdem'in şahsı ile sınırlı olmayıp¸ onun şahsında bütün insan cinsini kapsadığı ifade edilmiştir.25


Özetle insan¸ yaratılış amacını gerçekleştirmek için¸ ihtiyaç duyduğu her türlü zihnî ve bedenî özelliklerle donatılarak¸ varlık mertebelerinin en yükseğine çıkabilecek bir yetenek ve kapasitede¸ yani olması gereken en güzel biçimde yaratılmıştır.26 Varlıkların çoğundan üstün niteliklerle yaratılmış bulunan insanın¸ hiç şüphesiz¸ yaratılış amacının olması gerekir.


İnsanın yaratılış amacı¸ onun¸ kendisine bu özellik ve değeri veren Rabb'ine kulluk etmesidir.27 İslâm¸ insanın “varlıkların çoğundan üstün kılınma” şerefini¸ erkek veya kadın¸ beyaz veya siyah¸ zayıf veya kuvvetli¸ fakir veya zengin herhangi bir millet veya kabîle farkı gözetmeden¸ devamlı olarak bütün insanlığa tanımaktadır. Allah¸ insanın dışındaki bütün yaratıkları ona yardımcı kılmış¸28 insanı da başıboş olarak ya da bir eğlence olsun diye yaratmamıştır.29


Kulluk etmek üzere yaratılan insan¸ aynı zamanda emâneti de üstlenen bir varlıktır. Yaratılışın bir diğer amacı¸ yüklendiği emânetin gereğini yerine getirmektir. Emânet¸ genellikle teklif ve farzlar olarak değerlendirilmiştir. Emânet¸ Allah'ın gerek kendi hakları gerekse insanların hakları ile ilgili emirlerinin ve yasaklarının¸ hükümlerinin yerine getirilmesine Allah'ın emini¸ inanç memuru olmak demektir. Çünkü emânet¸ başkalarının haklarını yüklenmek mânâsını ifade etmektedir. Diğer varlıklar¸ ilâhî tekliften bu yüzden çekindiler ve korktular. Emânet¸ böyle göklerin¸ yeryüzünün ve dağların dayanamayacağı derecede ağır¸ yerine getirilmesi zor¸ sorumluluk getiren büyük ve korkunç bir yüktür. Emânet îfâ edildiği takdirde sonuçları çok büyük bir kerâmet olduğu gibi¸ yerine getirilmediği takdirde de hıyânet ve cezâsı büyük bir rezâlettir. Âyette ifade edilen¸ “İnsan çok zâlim ve çok câhildir.” hükmü¸ insanların bütün fertlerini değil¸ insan cinsini ifade etmektedir. 30


 


Dipnot



1. Mehmet Görmez¸ “Sunuş”¸ Hz. Peygamber ve İnsan Onuru¸ Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları¸ Ankara 2013¸ s. 7.


2. 91/Şems¸ 7-8.


3. Musa Bilgiz¸ Kur'an'da İnsanlık Onuru¸ Fecr Yayınları¸ Ankara 2012¸ s. 24.


4. Müslim¸ Birr ve's-Sıla¸ 33-34; İbn Mâce¸ Zühd¸ 9.


5. Bilgiz¸ İnsanlık Onuru¸ s. 25.


6. Bilgiz¸ a.g.e.¸ s. 27.


7. 2/Bakara¸ 25¸ 82¸ 277.


8. 2/Bakara¸ 219¸ 266; 6/En'âm¸ 50; 7/A'râf¸ 184¸ 196; 12/Yûsuf¸ 111; 24/Nûr¸ 44.


9. 4/Nis⸠58; 12/Yûsuf¸ 24; 16/Nahl¸ 90.


10. 9/Tevbe¸ 117-118.


11. 6/En'âm¸ 64; 22/Hac¸ 67; 31/Lokmân¸ 32; 41/Fussilet¸ 50; 43/Zuhruf¸ 15; 80/Abese¸ 17; 100/Âdiyât¸ 6.


12. 10/Yûnus¸12; 17/İsr⸠67; 30/Rûm¸ 33; 39/Zümer¸ 8¸ 49; 96/Alak¸ 6.


13. 10/Yûnus¸23; 11/Hûd¸ 10.


14. 17/İsr⸠11¸ 83; 21/Enbiy⸠37; 30/Rûm¸ 36; 41/Fussilet¸ 49.


15. 17/İsr⸠100.


16. 29/Ankebût¸ 10.


17. 41/Fussilet¸ 51; 75/Kıyâme¸ 20-21; 76/İnsân¸ 27; 82/İnfitâr¸ 6; 90/Beled¸ 6.


18. 95/Tîn¸ 7.


19. 2/Bakara¸ 177; 9/Tevbe¸ 24; 96/Alak¸ 7.


20. 91/Şems¸ 7-10.


21. Bilgiz¸ İnsanlık Onuru¸ s. 28-29.


22. Bilgiz¸ a.g.e.¸ s. 30.


23. Bilgiz¸ a.g.e.¸ s. 31.


24. 103/Asr¸ 1-3.


25. Bilgiz¸ İnsanlık Onuru¸ s. 37.


26. 95/Tîn¸ 4.


27. 51/Zâriyât¸ 56.


28. 2/Bakara¸ 29.


29. Bilgiz¸ İnsanlık Onuru¸ s. 41.


30. Bilgiz¸ a.g.e.¸ s. 43-44.

Sayfayı Paylaş