ENDÜLÜS'ÜN FETHİ VE TÂRIK BİN ZİYÂD

Somuncu Baba

"Târık bin Ziyâd¸ askerlerine; "Ey mücahit kardeşlerim! Arkamızda deniz¸ önümüzde düşman var. Düşmana saldırmaktan başka hiçbir şeyimiz kalmadı. Bize ancak doğruluk ve sabır yaraşır. Şunu kesin olarak biliniz ki¸ bu yarımadada cimrilerin sofrasındaki yetimlerden daha yoksulsunuz! Düşmanınız ordu ve silahları ile karşınıza çıkacak."


İslâm dininin çeşitli ırk ve milletlere tebliğ edilmesi ve İslâm coğrafyasının genişletilmesi amacıyla Müslümanlar ilk dönemlerden itibaren birçok bölgede fetih hareketleri gerçekleştirmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde başlayan¸ Dört Halife döneminde Suriye¸ Irak¸ İran ve Mısır'da devam eden fetihler¸ Emevîler döneminde de en geniş şekliyle sürmüş ve bu dönemin en karakteristik özelliklerinden birisi olmuştur. İstisnalar dışında Emevî halifelerinin önemli bir kısmı¸ bir yandan kendi dönemlerinde meydana gelen iç isyanlar ve ayaklanmalarla uğraşırken¸ diğer yandan dış siyasetle de ilgilenerek fetihleri devam ettirmeye çalışmışlardır. Bunun doğal sonucu olarak¸ özellikle Velîd bin Abdülmelik döneminde (705-715)¸ Emevî Devleti'nin sınırları doğuda Çin'e¸ batıda İspanya'ya¸ Kuzeyde Kafkasya'ya dayanacak ve güneyde ise Yemen'i içine alacak derecede geniş bir alana ulaşmıştır. İlk dönem İslâm tarihinde gerçekleştirilen fetihler dinî¸ siyasî¸ askerî¸ sosyal ve iktisâdî açılardan birçok etki ve sonuç meydana getirmiştir. Emevîler döneminde gerçekleştirilen önemli fetihlerden birisi de Endülüs'ün (İspanya¸ İber Yarımadası) fethidir. Bu fetih sayesinde hem Müslümanların Avrupa'ya geçiş noktasındaki stratejik ve jeopolitik açıdan büyük önem taşıyan İber Yarımadası ele geçirilmiş¸ hem de yaklaşık sekiz asır devam edecek olan Endülüs'teki İslâm varlığının ve Endülüs medeniyetinin temeli atılmıştır. Endülüs'ün fethiyle ilgili olarak bazı kaynaklarda detaylı bilgiler bulunmasına rağmen bir kısım temel kaynakta yeterli bilgi bulunmaması dikkat çekmektedir.


Manevî Görev


Târık bin Ziyâd¸ 711 yılında¸ tercih edilen görüşe göre¸ Septe (Ceuta) Limanı'ndan gemilerle yola çıkarak¸ İspanya'nın en güneyinde bulunan ve daha sonra Cebel-i Târık diye isimlendirilecek olan bölgeye doğru hareket etti. Târık bin Ziyâd'ın emrinde gemilerde yedi bin mücahit bulunmaktaydı. Kahraman kumandan¸ geminin güvertesinde Allahu Teâlâ'nın yarattıkları hakkında tefekküre dalmıştı. Bir ara kendini hafif bir uyku hâli kapladı. O anda Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz ile şanlı ashabını gördü. Her biri kılıçlarını kuşanmış¸ yaylarını germiş¸ oklarını düşmana fırlatmak için hazır bekliyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Ey Târık! Yoluna devam et!” buyurdular ve ashabı ile birlikte Târık bin Ziyâd'ın önünden Endülüs'e girdiler. Me'sut komutan¸ büyük bir sürur içinde uykusundan uyandığında¸ burayı fethedeceğine inanmıştı.
Mücahitler¸ İspanya'nın güneyindeki Buheyra denilen yerden karaya çıktılar. Aldığı müjde ile fethi kesin gören Târık bin Ziyâd¸ askerlerin geriye dönme ümidini kırmak için gemileri yaktırdı. Fetih yolu artık açılmıştı. Askerlerin motive olmaları için tarihî bir konuşma gerçekleştirdi.


Mücahitlere Sesleniş


Târık bin Ziyâd¸ askerlerine; “Ey mücahit kardeşlerim! Arkamızda deniz¸ önümüzde düşman var. Düşmana saldırmaktan başka hiçbir şeyimiz kalmadı. Bize ancak doğruluk ve sabır yaraşır. Şunu kesin olarak biliniz ki¸ bu yarımadada cimrilerin sofrasındaki yetimlerden daha yoksulsunuz! Düşmanınız ordu ve silahları ile karşınıza çıkacak. Onların erzakı çoktur. Sizin ise kılıçlarınızdan başka yardımcınız ve düşmandan alacağınız erzaktan başka bir şeyiniz yoktur. İhtiyaç günleriniz uzar ve vazifenizi gerektiği gibi başaramazsanız kendinize kıymış¸ karşı tarafın kalbine korku yerine cesaret vermiş olursunuz. Bu durumda vazifenizi yaparak¸ istemediğimiz kötü sonucu içinizden atınız. Ölümü kolay gördüğünüz takdirde fırsattan faydalanabilirsiniz. Sizi¸ içinde bulunmadığım bir tehlikeye atmıyorum; bizzat kendim başlamadan¸ insanların canlarının en ucuz mal gibi gittiği savaşa sizi sevk etmiyorum. Bu zorluğa bir parça katlanırsanız¸ uzun süre devam edecek tatlı meyveler toplarsınız. Kendinizi düşünerek benden yüz çevirmeyiniz. Bu işte nasibiniz benden çoktur. Bu adanın bol nimetleri size ulaştı. Mü'minlerin emiri Velid bin Abdülmelik¸ çok sayıdaki yiğidinden sizi seçti. Süvari ve yiğitlerle gönüllü olarak savaşa katılmanıza güvenerek¸ bu adanın hâkimlerinin eniştesi ve damadı olmanızı hoş gördü. Burada Allahu Teâlâ'nın isminin yüceltilip dininin açıkça yayılmasına yardımınızın sevabı¸ Emîrü'l-Mü'minin olsun! Alınacak ganimetler benim olmadığı gibi¸ başkasının da değildir. O yalnız sizindir. Allahu Teâlâ bu savaşta göstereceğiniz kahramanlığı¸ dünya ve ahirette iyilikle anılmanız için irade etti. Sizi davet ettiğim şeye ilk icabet edenin kendim olduğunu iyi biliniz. Ordular karşılaştığında¸ azgın düşman komutanının üzerine tek başıma saldıracak ve inşallah onu elimle öldüreceğim. Benimle birlikte hücum ediniz. Onu öldürdükten sonra ölürsem¸ tehlikesinden kurtulduğunuz için¸ kumandanlığı aranızdan bir yiğide vermeniz güç olmaz. Ondan önce ölürsem¸ bu büyük işi ardımdan siz tamamlayınız.” Bu ateşli sözler mücahitler ordusunu heyecanlandırdığından¸ her bir asker¸ bir an önce düşman üzerine atılmayı arzu etmeye başlamıştı.


İspanya'nın (Endülüs) Fethi


O dönemde İspanya Vizigot Kralı Rodrigo¸ Kuzey İspanya'da bir seferde bulunuyordu. Müslümanların İspanya'nın güney bölgelerine ulaştıkları haberini öğrenen Rodrigo¸ büyük bir ordu hazırlayıp güneye doğru harekete geçti. Bu ordunun sayısı hakkında tarihçiler 40.000¸ 70.000 ve 100.000 rakamlarını verirler. Ancak daha çok kabul edilen görüşe göre¸ Vizigot ordusu 40.000 kişiydi. Bu durumu öğrenen Târık bin Ziyâd'ın yardımcı kuvvet istemesi üzerine Musa bin Nusayr 5.000 kişilik bir birlik daha gönderdi. Böylece Târık bin Ziyâd'ın ordusundaki Müslüman askerlerinin sayısı 12.000'e ulaştı. Bu arada Kral Rodrigo'nun ordusu iyice yaklaşmış¸ büyük meydan muharebesinin başlaması an meselesi olmuştu.


Düşmanın görünüşte çok kuvvetli olması¸ kahraman komutan Târık bin Ziyâd'ın maneviyatında en ufak bir tesir yapmadı. Aksine¸ kahramanlık hislerini kamçılayarak cesaretini arttırdı. Tek arzusu derhâl savaşa girip düşman üzerine atılmak¸ şehadet şerbetini içinceye kadar çarpışmak ve sonunda cennete kavuşmaktı. Bu duygular¸ kendisini ve şanlı askerini heyecana getirdi. Nihayet iki ordu karşı karşıya geldi. Her türlü silahla donatılmış düşman ordusu¸ dağı taşı dolduruyordu. Kralları Rodrigo¸ yüksek bir taht üstünde oturmuş¸ gururlu ve kibirli bir hâlde¸ İslâm ordusuna bakıyor¸ birliklerindeki düzene hayran kalıyordu. Her birinin üzerinde bulunan çok ince ve zarif zırhlar göze çarpıyordu¸ başlarında sarık¸ ellerinde kınlarından sıyrılmış¸ gözleri kamaştıran kılıçlar vardı ve gözlerinden kıvılcımlar saçılıyordu. Kumandanlarının etrafına dizilmişler¸ emirlerini dikkatle ve süratle yerine getiriyorlardı. İslâm ordusundan beyaz bayraklı bir heyetin geldiğini görünce¸ iyice meraklandı. Bu gelen elçi heyeti ne diyecekti? Elçiler¸ kralın yanına geldiklerinde; “Ey Kral! Seni ve halkını İslâm'a dâvet ediyoruz! Müslüman olursanız kardeşimiz olursunuz¸ sizi bağrımıza basarız. Kabul etmezseniz¸ cizye ve haraç vererek canınızı kurtarırsınız. Bunu da reddederseniz¸ o zaman aramızı kılıç düzeltecektir.” dediler. Kral Rodrigo¸ Müslümanların sayıca az olduğunu düşünerek heyeti reddetti ve hücum emrini vererek savaşı başlattı. İki ordu¸ Lekke Vadisi'nde harbe başladı. İslâm ordusu¸ “Allahu ekber!” sesleri arasında¸ yalın kılıç düşmanın ortasına daldı. Müthiş bir savaş başlamıştı. Askerlerine gerekli talimatı veren Târık bin Ziyâd¸ yanındaki birkaç fedaisi ile¸ çarpışa çarpışa kral muhafızlarının yanına kadar yaklaştı. Artık geriye dönüş yoktu. Mücahitler¸ komutanlarının bu akıl almaz kahramanlığı karşısında¸ ardı arkası kesilmeyen hücumlar yapıyorlardı. Târık bin Ziyâd¸ düşman muhafız birliğini yararak¸ Kral Rodrigo ile çarpışmaya başladı. Seri kılıç darbeleriyle onu yere düşürdü.
Kralın öldüğünü gören düşman askerleri¸ paniğe kapılarak¸ şaşkın bir şekilde sağa-sola kaçışmaya başladı. Mücahitler¸ kısa zamanda pek çoğunun işini bitirmiş ve büyük bir kısmını da esir almışlardı.
Stanley Lane Poole ismindeki Avrupalı tarihçi; “Müslümanların Lekke Vadisi'nde kazandıkları zafer¸ bütün İspanya'nın ellerine geçmesine sebep olmuş¸ Müslümanlar bazı şehirlerdeki zayıf mukavemeti kırmak için fazla zorlanmamıştır. İspanyollar¸ Müslüman askerlerini karşılarında görünce¸ şehir ve kalelerini fazla direnmeden verip teslim olmuşlardır.” demektedir.


Târık bin Ziyâd¸ Musa bin Nusayr'a zafer haberini veren bir mektup gönderdi. Musa bin Nusayr da bir ordu hazırlayarak İspanya'ya geçti. Kısa zamanda¸ Vizigotların başşehri Tuleytula (Toledo) alındı. Kurtuba¸ İşbiliyye¸ Maride¸ Barcelona¸ Arbuna¸ Kadis¸ Galicia¸ Saragusta¸ Leon Cataloni gibi yerler fethedildi. Böylece Müslümanlar Pirene Dağları'na kadar ulaştılar. Bu zafer¸ Endülüs'ün kapılarını Müslümanlara açtı. Gerek Târık bin Ziyâd'ın¸ gerekse bir yıl sonra fetihleri tamamlamak için 18.000 kişilik orduyla Endülüs'e gelen Musa bin Nusayr'ın gerçekleştirdiği önemli fetihler sonunda üç yıl gibi kısa bir süre içinde İspanya'nın tamamı fethedildi.


Kaynaklar


http://www.sadakatforum.com/tarik-b-ziyad-endulusun-fethi-oncesinde-gemileri-yakti-mi-t13336.0.html


http://www.hakdin.net/icerik/70/2820/default.aspx?option=default&cId=99


Belâzurî¸ Fütûhu'l-Büldân (Ülkelerin Fethi)¸ (Çev: Mustafa Fayda)¸ Ankara 1987¸ s. 330-331.


İbn Abdülhakem¸ Fütûhu Mısr ve Ahbâruh⸠Kahire 1991¸ s. 204-213.


İbn Haldûn¸ El-İber¸ 1988¸ Cilt IV¸ s¸ 150.


İsmail Hakkı Atçeken¸ Endülüs Fâtihlerinden Musa b. Nusayr ve Faaliyetleri (Basılmamış Araştırma¸ Konya 2001)¸ s. 19-32.


Mehmet Özdemir¸ Endülüs Müslümanları-1¸ Ankara 1994¸ s. 7-27. 


Muhammed İmamüddin¸ Endülüs Siyâsî Tarihi¸ (Çev: Yusuf Yazar)¸ Ankara 1990¸ s. 29-43.


Nadir Özkuyumcu¸ Fethinden Emevîler'in Sonuna Kadar Mısır ve Kuzey Afrika (Basılmamış Doktora Tezi¸ İstanbul 1993)¸ s. 177-178.


Rehber Ansiklopedisi¸ C. 16¸ s. 140.

Sayfayı Paylaş