BUHARA VELİLERİ

Somuncu Baba

Buhara¸ 2500 yıllık geçmişiyle Orta Asya'nın en eski yerleşim bölgelerinden olan ve günümüzde Özbekistan sınırları içinde bulunan tarihî bir şehirdir. Mamur olduğu devirlerde belli başlı ilim merkezlerinden olan Buhara'da çok sayıda Allah dostu insanın yanında binlerce âlim de yetişmiştir. Özellikle altın silsilenin altın halkalarından olan Abdülhâlık Gucdevânî¸ Arif Rivegeri¸ Hâce Muhammed İmkenegi¸ Mahmûd Encirfagnevi¸ Ali Ramiteni¸ Muhammed Baba Semmasi¸ Seyyid Emir Külal¸ Bahaeddin Nakşibend ve Alaeddin Attar Hazretleri bu topraklarda


Buhara¸ 2500 yıllık geçmişiyle Orta Asya'nın en eski yerleşim bölgelerinden olan ve günümüzde Özbekistan sınırları içinde bulunan tarihî bir şehirdir. Mamur olduğu devirlerde belli başlı ilim merkezlerinden olan Buhara'da çok sayıda Allah dostu insanın yanında binlerce âlim de yetişmiştir. Özellikle altın silsilenin altın halkalarından olan Abdülhâlık Gucdevânî¸ Arif Rivegeri¸ Hâce Muhammed İmkenegi¸ Mahmûd Encirfagnevi¸ Ali Ramiteni¸ Muhammed Baba Semmasi¸ Seyyid Emir Külal¸ Bahaeddin Nakşibend ve Alaeddin Attar Hazretleri bu topraklarda yetişerek insanlara yön vermiş¸ onları Allah'a ve Peygamberine ulaştırmada rehberlik etmiş büyük Allah dostlarıdır.


Dergimizin muhtelif sayılarında¸ söz konusu Allah dostlarının hayatları çeşitli vesilelerle anlatılmış olduğu için bu sayıda¸ daha önce ismi çok fazla zikredilmeyen diğer Allah dostlarından bahsetmeye çalışacağız.


Hâce Evliya Kebir


Silsile-i saadattan Abdülhâlık Gucdevânî Hazretleri'nin yetiştirdiği büyük evliyalardandır. Aslen Buharalıdır. Önceleri Buhara âlimlerinden birinin zahirî plânda derslerine devam ediyordu. Bir gün¸ Buhara çarşısında¸ nuranî bir zata tesadüf eder. Zat¸ elinde bir paket olduğu hâlde yürüyordur. Bir bakışta bu zata tutulur ve hemen yanına sokulup hizmet arz eder: “Efendim! Müsaade buyurursanız¸ paketi evinize kadar taşımak istiyorum.”


O nur yüzlü zât bu aşk dolu gence bakar¸ kim bilir onda neler görüyorsa hemen razı olur ve: “Peki¸ oğlum.” buyurarak paketi gence verir. Birlikte eve kadar gelirler. Bu zat saadat-ı kiramdan¸ büyük veli Abdülhâlık Gucdevânî Hazretleri'dir. Evin önüne geldiklerinde Gucdevânî Hazretleri gence teşekkür eder ve: “Bir saat sonra gelin! Yemeği beraber yiyelim.” buyurur. Hâce Evliya huzurdan ayrıldıktan sonra¸ gönlünün zahirî plânda derslerine devam ettiği hocasından soğumuş olduğunu hisseder.


Abdülhâlık Gucdevânî Hazretleri'nin belirttiği bir saat geçtikten sonra hemen huzura koşar. Sofraya oturdukları zaman¸ Evliya Kebir¸ zahirî manada tahsiline çalıştığı ilim bakımından kendisini bir hiç olarak görür ve o anda gönlünün Abdülhâlık Gucdevânî Hazretleri'ne doğru akmaya¸ kalbinin onun elinde yoğrulmaya başladığını hisseder. Hazret¸ kendisini talebeliğe kabul eder. Evliya Kebir¸ eski hocasından iyice uzaklaşmıştır ve artık derslerine de hiç gitmemekte¸ Gucdevânî Hazretleri'nin sohbetlerine devam etmektedir.


Fakat eski hocası yakasını bırakmamakta¸ onu Hazret'in sohbetlerinden vazgeçirmek için elinden geleni yapmakta¸ bu yolda ilerlemesine mâni olmaya çalışmaktadır. Hatta her gördüğü yerde Evliya Kebir'e hakaret etmekte¸ onu ayıplamakta¸ ona dil uzatmakta ve ağır sözler söylemektedir. Bütün bunlara karşılık Hâce Evliya ise susmakta¸ hiç cevap vermemekte¸ sabretmektedir. Hoca ne yaptıysa Evliya Kebir'i Gucdevânî Hazretleri'nin sohbetlerine gitmekten alıkoyamamıştır. Bir gece Evliya Kebir¸ eski hocasının çirkin fiil işlediğine dair bir rüya görür. Ertesi gün karşılaştıklarında¸ hoca yine ağır sözler söylemeye¸ yüzüne karşı kendisini kötülemeye başlar. Hâce Evliya zarif bir tebessümle hocasına döner ve: “Ey üstad! Gece şu çirkin fiili işlersin¸ gündüz olunca da utanmadan gelip bizi Hak yolundan döndürmeğe çalışırsın.” der.


Hoca¸ bu açık keramet karşısında çok mahcup olur¸ utanır ve hiçbir şey söyleyemez. Gucdevânî Hazretleri'nin eski talebesi üzerindeki eserini görür ve kendisinin de buna mâni olmaya çalışmakla çok büyük hata ettiğini anlar. Hoca hemen tevbe eder ve Hazret'in sohbetlerine devam ederek evliyalık hâllerine kavuşur.


Evliya Kebir¸ Gucdevânî Hazretleri'nin sohbet ve hizmetinde bulunmakla çok yüksek derecelere kavuşur. Onun¸ Ahmed Sıddîk'tan sonra¸ ikinci halifesi olur. Kendisi de pek çok talebe yetiştirir. On üçüncü asrın ortalarında vefat etmiş olup¸ kabri Buhara yakınlarında¸ Hakrîz Hisarı'ndaki Ayyâr Burcu yakınındadır.


Ârif Dikkerânî


Buhara'da yetişen büyük velilerdendir ve on dördüncü yüzyılda yaşamıştır. Altın silsilenin altın halkalarından Seyyid Emir Külal Hazretleri'nin halifelerindendir. İlim tahsiline küçük yaşlarda başlar¸ tasavvufa olan özel alâkası nedeniyle¸ çevresinde bulunan birçok velinin sohbetlerine iştirak eder. Ama Kutbu'l-Azam Seyyid Emir Külâl Hazretleri'nin huzuruna giderek sohbetlerinde karar kılar. Uzun bir süre Emir Külâl Hazretleri'nin hizmetinde bulunarak maddî manevî pek çok ihsanlara kavuşur ve onun dört halifesinden biri olur. Emir Külâl¸ kendisi hakkında şöyle buyurmuştur: “Benim yakınlarım arasında iki kimseden daha üstünü yoktur. Bunlar Bahaeddin Buharî ve Ârif Dikkerânî'dir. Bunlar akranları ile olan yarışmada topu kapmışlardır.”


Emir Külâl Hazretleri'nin Emir Burhan Şah¸ Emir Hamza¸ Emirşah ve Emir Ömer isminde dört oğlu vardır ve bunların eğitimini de dört halifesine havale etmiştir. Oğlu Burhan Şah'ın eğitimini Şâh-ı Nakşbend'e¸ Emir Hamza'nın eğitimini Ârif Dikkerânî'ye¸ Emirşah'ın eğitimini Mevlânâ Yâdigâr'a ve Emir Ömer'in eğitimini Cemâeddin Dehistânî'ye tevdi etmiştir.


Ârif Dikkeranî¸ hocası Seyyid Emir Külâl Hazretleri'nin vefatından sonra insanları irşada yönelmiş¸ onlara İslâm'ın emir ve yasaklarını anlatarak kurtuluşlarına vesile olmaya çalışmıştır. Hatta büyük veli Şâh-ı Nakşbend Buhârî Hazretleri bile hocası Emir Külâl'in vefatından sonra hizmete kendilerinden evvel girmiş¸ zaman yönüyle kendilerinden daha kıdemli diye yedi yıl kadar Ârif Dikkeranî Hazretleri'nin sohbetlerine devam etmiştir.


Dikkerân'da vefat eden Ârif Dikkeranî Hazretleri'nin cenazesini Şâh-ı Nakşbend Buharî Hazretleri yıkadı ve namazını kıldırdı.

Sayfayı Paylaş