VARLIĞINI VE BİRLİĞİNİ BELGELEYEN: EZ-ZÂHİR

Somuncu Baba

"Duyu ve duyuüstü âlemin gerçekliğini bilen ve her şeyi en güzel bir biçimde yaratan Yüce Allah¸ güzellik unsurunu eşyanın özüne¸ aksâmın ayrılmaz bir parçası olarak yerleştirmiştir. İnsan¸ varlık kategorilerindeki mükemmel sanat eserlerini görüp¸ bü¬yük sanatkârı aklın rehberliğinde tanıma özelliğiyle hayvanlardan ayrılır."

Ez-Zâhir¸ "ortaya çıkmak¸ açık ve belirgin olmak" mânâsındaki zuhûr kökünden türemiş olup "açık ve belirgin olan" demektir. Allah'ın en güzel isimlerinden biri olarak "varlığını ve birliğini gösteren birçok delil açısından âşikar" demektir.[1]  Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "O¸ zâhir ve bâtındır."[2] buyrulur. Gerçekten de Yüce Allah'ın varlığı ve varlığına delâlet eden deliller açıktır. Bakmasını bilenler için O'nun varlığı ortadadır. “Varlığımızın delillerini (kâinattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz.[3] Bu âyette geçen¸ “ufuklar” kelimesinden insanı çevreleyen dış âlemin yaratılışı¸ "kendi nefisleri” ifâdesinden ise insanın biyolojik ve rûhî yapısı¸ kasdedilmiştir. Her iki varlık alanı da akıl ile duyguyu birlikte harekete geçirerek apaçık hikmetleri gözler önüne seren âlim ve hakîm bir ilâhın varlı­ğına en güzel delildir.[4] Çünkü bütün bir varlık dünyası ilâhî bir sanat galerisi olmanın yanında Rahmân'ın bir boyası niteliğini taşır.[5] Bu sebeple Kur'an'da¸ dillerin farklı oluşuyla birlikte¸ renklerin farklılığı da ulûhiyet delilleri arasında sayılır.[6]


Güzeli Yaratanı Bilmek


Duyu ve duyuüstü âlemin gerçekliğini bilen ve her şeyi en güzel bir biçimde yaratan Yüce Allah¸ güzellik unsurunu eşyanın özüne¸ aksâmın ayrılmaz bir parçası olarak yerleştirmiştir. İnsan¸ varlık kategorilerindeki mükemmel sanat eserlerini görüp¸ bü­yük sanatkârı aklın rehberliğinde tanıma özelliğiyle hayvanlardan ayrılır. Yerin ve göklerin mele­kûtuna¸ kendi öz varlığına (enfüs)¸ dış dünyaya (âfâk) ve orada görülen hayret uyandırıcı nesnelere bakmak sûretiyle Allah'ın varlığını ve birliğini bilebilir. İmam Gazâlî'ye göre¸ varlıkta zâhir olan; gerek yer ve göklerde¸ gerek hayvanlar ve bitkiler dünyasında Allah'ın yarattığı hayret uyandırıcı güzellikleri inceleyerek bu acâib işin ve muhkem düzenin müdebbir bir yaratıcı¸ bir hüküm verici¸ takdir edici bir fâilden müstağnî kalamayacağını akıldan birazcık nasîbini al­mış olan bir kimse idrâk edebilir.[7]


Kâinat¸ bütün varlık hiyerarşisi ile Sâni-i Mutlak'ın eşsiz sanat eserleri­nin inkişâf ettiği bir alandır.  İnsan¸ Allah'ın sanatının inceliklerini bildiği oranda O'na karşı sevgisi ve hayranlığı artar. Bu bağlamda âlem¸ çok mükemmel¸ oldukça düzenli ve milimetrik ölçümlere sahip bir sanat şâhikasıdır. Nasıl ki¸ sağlam dokunmuş¸ çiçekleri yerli yerinde işlenmiş bir kumaşı gören kimsenin¸ "Bunu bir ölü veya âciz bir kimse dokudu." demesi akıl­sızlık ve ahmaklıksa¸ aynı şekilde herşeyde eserleriyle zuhûr eden sun'-ı bedîin Sânii'ni de bilmemek bir insafsızlıktır.[8] Gazâlî'nin Yüce Allah'ın yarattığı varlık düzenindeki âşikâr olan sanatlı yaratılıştan hareketle O'nun varlığına gitmeye çalışması anlamlıdır.


İslâm düşünce tarihinde insanla evren arasındaki uyuma dayalı İslâm kozmoloji öğretileri çok erken tarihlerde başlamıştır. İnsanın âzâları arasında tam bir tenâsüb olduğu gibi¸ âlem de öyledir. Âlemde bulunan şeylerin bir nümûnesi¸ aynen insanda da mevcuttur. Nitekim şu âyette bu benzerliğe işaret edilir: “Kesin olarak inananlar için yeryüzünde (Allah'ın varlığını ve birliğini ortaya koyan) âyetler vardır. Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musu­nuz?"[9] Mesel⸠eşyayı algıla­mada insanın duyu organlarından olan göz ve kulak¸ âlemdeki ay ve güneş; damarları¸ nehirler; ciğeri¸ nehirlerin çıktığı pınarlar; mesânesi¸ nehirlerin döküldüğü deniz; kemik sistemi¸ yeryüzünde denge unsuru olan dağlar gibidir.


 Varlıktaki Ez-Zâhir İsminin Tecellîleri


İnsan¸ büyük âlemle birlikte sonradan var edilen tek bir yaratıcının eseridir.[10] O halde¸ âlemde zâhir olan bu kozmik düzen¸ hakîm yaratıcının hikmetine kanıttan başka bir şey değildir. Hatta kozmik sistem­deki şu yardımlaşma kanunu sayesinde güneş ve ay¸ gece ve gündüz¸ yaz ve kışın yaptığı yardımlaşma ile bitkiler kanalıyla canlı varlıkların rızkı teşekkül ediyor. Hayvanlar da Allah'ın emri ile insanların et¸ süt¸ kürk¸ yük vb. gibi ihtiyaçlarını karşılıyor. Hayvânî ve nebâtî olan gıda maddelerinin bir nev'i yeryüzü ve gökyüzünün izdivâcından tevellüd ettiklerini bile söyleyebi­liriz. Bütün bunlar Yüce Allah'ın ez-Zâhir isminin varlıktaki tecellîsinin numûneleridir.


Tabiat (âlem) Allah'ın bir âyetidir.[11] Bu kevnî âyet üzerinde düşünenler Yüce Yaratıcı'ya yol bulabilirler. Çünkü onun her bir zerresi Hâlık-ı Muhtâr'ın ezelî damgasını taşımaktadır. Kur'an bu âlemden çokça bahsediyor ve bakışlarımızı sürekli ona çevirmemizi istiyor. “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki¸ onu nasıl binâ etmiş ve nasıl (ışıklarla) donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok.”[12] Bu âyetten çıkarmamız gereken mesajın ilki¸ insanın bilimsel anlamda merak ve ilgilerini içinde yaşadığı gezegenin dışına yönlendirmesi¸ ikincisi ise¸ insanın bu hikmetli¸ düzenli ve amaçlı yaratılış karşısında yaratanını takdir etmesidir. Öyle ki¸ üzerinde yaşadığımız gezegenden bin defa daha büyük ve âdetâ top güllelerinden derece bakımından kıyas bile kabul etmeyecek düzeyde daha hızlı olan milyonlarca yıldız ve gezegenler¸ gökyüzünde direksiz¸ düşmeden¸ birbirine çarpmadan belli bir hız sınırında koordineli bir şekilde hareket halindedirler. Kısacası¸ göksel bütün cisimler¸ kendi yörüngelerinde belli bir sistem ve yasa içinde seyrediyorlar. Kur'an'ın deyimiyle¸ ışık saçan o lambalar (mısbâh)¸ yağsız ve ateşsiz sürekli sönmeden yanmaktadırlar. İşte bütün bu faaliyetler içerisinde görülen itâat¸ yönetim¸ düzen¸ tertip ve görev şuuru semâvâtın yaratıcısının varlığına ve vahdetine tanıklık etmektedir.


Güzelliği İdrâk Edebilmek


Kur'an'ın bir yorumu durumunda olan el-Hikme adlı eserinde İmam-ı Gazâlî gökler¸ yer ve bu ikisi arasındaki yaratıkların belirli bir fonksiyonu yerine getirerek kozmolojik düzene katılmak üzere yaratılmış olduğunu ve her yaratığın bir amaç için var olduğunu ve insanın bu yaratılıştaki hikmetleri düşünerek herşeyi belli bir düzene göre yerli yerince yapan yaratıcıya ulaşacaklarını anlatır. Gazâlî adı geçen eserinde önce kâinâtın¸ sonra insanın yaratılışındaki hikmetleri Kur'an'ın aydınlığında yorumlayarak evrendeki her şeyin insana hizmet için yaratıldığını söyler. Buna göre kâinât¸ gerçekten güzel bir binâya benzemektedir. Âdetâ onda insanın gündelik hayatında ihtiyaç duyacağı her şey vardır. Gökyüzü yükseltilmiş çatı¸ yeryüzü uzatılmış sergi¸ yıldızlar bu kozmik sistemin tavanına asılmış lambalar gibidir. Gündüzleyin göğün mavisi¸ geceleyin gökteki yıldızlar bu evde ikâmet eden insana huzur verir. Gökyüzü mavidir; çünkü insanın gözüne en uygun düşen renk odur. Yeşil ve mavi renklere bakmak insanı dinlendirir¸ zira insan gözü için en uygun iki renk budur. Yeryüzündeki bitki ve hayvanlar hep insanın faydası içindir¸ diyen Gazâlî¸ semâya bakıp düşünmenin insana on faydası olduğunu da söyler: Bu faydalar şunlar olup insandan üzüntüyü giderir¸ vesveseyi atar¸ korku ve vehmi kaldırır¸ Allah'ı anmaya vesile olur¸ kalbde Allah'a karşı bağlılık yerleşir; red ve inkâr düşüncesi yok olur¸ bazı hastalıklara şifa olur¸ hasretli bir kimse tesellî bulur¸ sevenlerin birbirine ünsiyeti artar.[13]


Netice olarak¸ âlemin güzelliği her idrâk sahibi insan tarafından kolayca görülüp takdîr edilebilir. Takdîr etmek bir erdemliliktir. İnsanın takdîr hissini Yüce Allah şu âyetinde dile getirir: “Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın.[14] İnsan fıtra­tını dikkate alan Yüce yaratıcı tabiat ve insanın varlığında bulunan estetik objeleri sunmakla¸ teemmül ve tefekküre dayalı bir çıkarımda bulunmanın yolunu açmıştır. Özetle¸ bakmasını ve anlamasını bilenler için Cenâb-ı Hak öyle Zâhir'dir ki¸ O'ndan daha zâhir bir varlık yoktur.






[1] Topaloğlu-Çelebi¸ Kelam Terimleri Sözlüğü¸ s. 343.



[2] 41/Fussilet¸ 53.



[3] 86/Târık¸ 5-8.



[4] Bk. Muhammed Kâsım¸ Menâhicu'l-Edille fi Akâidi'l-Mille L'ibn-i Rüşd¸ Kahire¸1969¸ s. 53-54.



[5] Bk. 2/Bakara¸ 138.



[6] Bk. 30/Rûm¸  22.



[7] Bk. Gazâlî¸ İhy⸠V¸ 29.



[8] Gazzâli¸ Ebû Hâmid Muhammed¸ Kavâıdu'l-Akâid¸ ( thk. M.Muhammed Ali)¸ Beyrut¸ 1985¸ s. 177.



[9] 51/Zâriyât¸  20-21.



[10] Bk. Bağdâdî¸ Usûlü'd-Din¸ s. 35.



[11] Bk. 37/Sâffât¸  6; 15/Hıcr¸ 16; 27/Neml¸  60.



[12] 50/Kâf¸  6.



[13] Bk. Gazzâlî¸ el-Hıkme¸ s. 16-18.



[14] 3/Âl-i İmrân¸ 191.

Sayfayı Paylaş