İLMİ VE MERHAMETİ HER ŞEYİ KUŞATAN, ZENGİNLİĞİ HER FAKİRE YETİP ARTAN: EL-VÂSİ'

Somuncu Baba

Yüce Allah'ın (c.c) el-Vâsi' ismi¸ "genişlik¸ bolluk ve zenginlik" anlamına gelen se'â kökünden türemiş bir sıfat olup¸ "bir şeyi içine alacak şekilde geniş ve güç yetiren" demektir. Bu bağlamda el-Vâsi'¸ "kullarına her şeyi geniş anlamda lütfeden¸ ilmi her şeyi kuşatan¸ verdiği rızık bütün kullarına bol bol yeten¸ ihsân ve ikrâmı nihâyetsiz olandır. Cenâb-ı Hakk'ın bu ismi her ne şekilde kullanılırsa kullanılsın¸ mutlak Vâsi' olan¸ ilmi ve ihsânı nihayetsiz ancak ve ancak O'dur.

Yüce Allah'ın (c.c) el-Vâsi' ismi¸ "genişlik¸ bolluk ve zenginlik" anlamına gelen se'â kökünden türemiş bir sıfat olup¸ "bir şeyi içine alacak şekilde geniş ve güç yetiren" demektir.  Bu bağlamda el-Vâsi'¸ "kullarına her şeyi geniş anlamda lütfeden¸ ilmi her şeyi kuşatan¸ verdiği rızık bütün kullarına bol bol yeten¸ ihsân ve ikrâmı nihâyetsiz olandır. Cenâb-ı Hakk'ın bu ismi her ne şekilde kullanılırsa kullanılsın¸ mutlak Vâsi' olan¸ ilmi ve ihsânı nihayetsiz ancak ve ancak O'dur.


Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Vâsi'¸ Kur'an-ı Kerim'de "Hakîm" ve "Alîm" ¸isimleriyle birlikte sekiz âyette geçmektedir. O'nun yüceliğinin farklı boyutları bu güzel isimle ifade edilir. Bu konuda bazı misaller şöyledir:


YÜCE ALLAH'IN İLMİ HERŞEYİ KUŞATMIŞTIR.


Meselâ şu âyette Yüce Allah'ın el-Vâsi' ismi¸ "Alîm" ismiyle birlikte kullanılır: "Doğu da¸ Batı da (bütün yeryüzü) Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın zatı¸ işte oradadır. Şüphesiz Allah¸ lütfu geniş olandır¸ hakkıyla bilendir."[1] İlim¸  "bilmek" demektir. Yüce Allah¸ bilinmek şanından olan her şeyi bilir. Bilmemek O'nun için düşünülemez. Allah geçmişi¸ ânı ve geleceği; açıkta olanı ve gizliyi; zorunluyu¸ imkânsızı ve mümkünü bilir. Allah'ın bilgisi¸ insanın bilgisinden farklıdır. Zira Allah'ın bilgisi ezelî ve ebedîr¸ zorunludur¸ sınırsızdır¸ değişmez¸ azalıp çoğalmaz. İlmin zıddı olan cehâlet Allah için söz konusu değildir.


 İtikâdî alanda yüce Allah'ın ilmi¸ yaratmak ve belirlemek anlamlarına gelir. İnsanın sorumluluğuyla ilgili (inanç¸ ibadet ve ahlaki davranışlar¸ adalet¸ toplumun refahını artırmak için şartların iyileştirilmesi¸ değiştirilmesi vb.) alanlarda Allah'ın ilmi¸ belirlemek değil yaratmak mânâsına kullanılır. Bu alanlarda insan özgür seçimler yapma hakkına sahiptir. Cüz'î irâde bunu gerektirir. İşte insan¸ kendi özgür irâdesiyle yaptığı ihtiyârî fiillerinden sorumlu tutulur. İman ve hidâyet gibi alanlara yönelen kimselere Yüce Allah'ın tevfîki vardır. O'nun geniş ilmi insanın sorumlu tutulduğu alanda müdâhil değildir. Eğer insan eylemlerinde özgür olmasaydı¸ cennet ve cehennemin¸ günah ve sevâbın iman ve küfrü seçip seçmemenin bir anlamı kalmazdı.


Bir de insanın irâde ve ihtiyârının dışında kalan hâdiselerle ilgili alan vardır ki¸ bu alanda Yüce Allah'ın bilmesi ve ilmi belirlemek anlamına gelir. Şu âyette bu durum çok güzel anlatılır: "Yeryüzünde vukû bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musîbet yoktur ki¸ biz onu yaratmadan önce¸ bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu¸ Allah'a göre kolaydır."[2]  Bu âyetteki Kitap¸ "yasalar" anlamına gelir.  Tabiat olayları (fırtına¸ sel¸ deprem¸ gibi olayların yol açtığı âfetler¸ hayat ve ölüm¸ güneş ve ay tutulmaları¸ kıyâmetin kopması¸ bir insanın anne ve babasını¸ dili ve ırkını¸ cinsiyet ve akrabasını¸ coğrafya ve ecelini akıl ve fizikî yapısını seçememesi gibi durumlar ızdırârî irâde kapsamı alanına girer. Bütün bunlar küllî irâde alanında cereyân eder. İnsan bu alanlarda sadece tedbir alır¸ mutlak takdir yetkisi Allah'a aittir. Görüldüğü gibi Allah'ın ilmi geniştir¸ her şeyi kuşatmıştır.  Hiç bir şey O'nun ilminin dışında cereyân etmez.


O'NUN BAĞIŞININ BİR NİHÂYETİ YOKTUR.


Diğer taraftan yine bir başka âyette Cenab-ı Hakk'ın el-Vâsi' ismi¸  mağfiretle birlikte zikredilir: "Şüphesiz rabbin bağışlaması çok geniş olandır:"[3] Mağfiret kökünden gelen el-Gafûr¸ hatâları ve ayıpları "örtmek"¸ "gizlemek" demektir. Allah'ın günahları örtmesi¸ görmemesi¸ ayıpları gizlemesi bu güzel ismin bir yansımasıdır. Bu durum sadece dünyada değil¸ aynı zamanda âhirette de geçerlidir.  Allah'ın affediciliğinin bir sınırı yoktur. Allah'ın affediciliğinin genişliği ile ilgili bu isimlerin arka arkaya gelmesi¸ Allah'ın kullarını¸ işledikleri isyan dolu fiillerden nedâmet duygularıyla vazgeçtikleri takdirde¸ bağışlayacağının güçlü bir şekilde te'kid edilmesi mânâsını taşır.  Kaldı ki Allah'ın bağışlayıcılığı¸ sadece suçları affetme konusunda değil¸ dinî sorumlulukları hafifletmek ve kolaylaştırmak konusunda da geçerlidir.


İslâm'ın Allah tasavvuru merhamete dayanır. O'nun Celâl¸ zü'l-intikâm¸ Cebbâr gibi isimleri vardır. Bunlar O'nun yüceliğini gösterir. Fakat O'nun rahmeti ve mağfireti her şeyi kuşatmıştır. Her iman sahibi mü'min Allah'ın engin mağfiretini¸ bağışını daraltmamalıdır. O'nun bağış ve merhametini üzerimize çekecek işler yapmalıyız. İslâm'da ümitsizliğe yer yoktur. Böyle bir Allah tasavvuruna sahip her mü'min¸ özgüven sahibi olmalı¸ ölüm sendromu yaşamamalıdır.  Nitekim bir âyette şöyle buyrulur:  "Eğer seni yalanlarlarsa¸ de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. (Bununla beraber) suçlu bir toplumdan O'nun azabı geri çevrilmez."[4]


Allah¸ Vâsi'dir. Bu anlamda vasilik O'nun mülk ve saltanatının sınırsızlığını anlatır. Şeytan ve avânesi¸ insanı Allah'ın yolundan alıkoymak için her türlü tuzağı kurar. Mal ve mülk sahibi insanların servetlerini infak etme konusundaki arzu ve isteklerini kısıtlamak için elinden geleni yapar. İnsana cimriliği emreder ve infâk etme konusunda endişeye sevkeder. Bunu da türlü mâzeretlerle gerekçelendirir. Mesel⸠"Eğer infakta bulunursan¸ aç ve yoksul kalırsın. Kaldı ki bu servet sadece senin özel bilgi ve gayretin sonucu ulaştığın şeydir. Bunda fakirin ve yoksulun hakkı yoktur. Sen yaşa da yoksullar açlıktan ölürse ölsüni" gibi telkinlerde bulunur. Şu âyette şeytanın insanları fakirlikle korkutması ve bunun karşısında yardım edildiği takdirde değil malların noksanlaşması¸ aksine artırılacağına¸ Allah'ın zenginliğinin nihâyetsiz olduğuna dikkatlerimiz çekilir:


  "Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir bağış ve daha fazlasını va'deder. (Şüphesiz) Allah Vâsi'dir¸ ‘Alîm'dir."[5] Bu âyette anlatıldığı gibi¸ eğer kişi¸ insan ve cin şeytanların cimrilik tuzağına düşerse¸ bu onların Allah'ın el-Vâsi' oluşuna güvenmediklerini gösterir. O zaman burada iman meselesi gündeme gelir. Eğer Yüce Allah¸ şeytanın cimriliği telkin edeceği konusunda kullarını uyarıyorsa¸ bunun mânâsı¸ "İnfâk edin artırayım¸ imkânlarınızı olabildiğince genişleteyim." demektir.  Çünkü her nimetin şükrü kendi cinsindendir. Mesel⸠malın şükrü¸ zekât ve sadaka vermek; ilmin şükrü¸ bilgiyi başkalarıyla paylaşmak; bedenin şükrü¸ onu Hak yolunda kullanabilmektir. Bir âyette: "Eğer şükrederseniz¸ size olan nimetimi artırırırm"[6]buyrulur. Bir başka âyette de mallarını Allah yolunda harcayanların durumu şöyle beyan edilir:  "Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu¸ yedi başak veren ve her başakta yüz dâne bulunan tohuma benzer¸ Allah dilediğine kat kat verir: zira Allah¸ Vâsi'dir¸ Alîm'dir."[7]


Netice-i Kelam¸ Yüce Allah'ın el-Vâsi' isminden alacağımız birçok ahlaki sonuç vardır. Allah'ın ilim¸ ihsân ve lütufunun geniş olduğuna inanan bir mü'min¸ özgüven sahibi olmalıdır. Bu varlık alanında olup-biten herşey O'nun engin bilgisi dışında değildir. O¸ kullarına şahdamarlarından daha yakındır. Mülk ve saltanat O'nundur. İhsânı boldur. Varlıklı kimseler¸ imkânları nispetinde fakir ve yoksulları gözetmeli¸ ilim sahipleri¸ bilgilerini paylaşmalıdırlar. Kim meşrû bir çerçevede mal¸ ilim ve zaman gibi sahip olunan nimetleri ihtiyaç sahipleriyle paylaşırsa¸ Allah onlara bu yaptıklarının karşılığı olarak kat kat verecektir


 


 






[1] 2/Bakara¸ 115.



[2] 57/Hadîd¸ 22.



[3] 53/Necm¸ 32.



[4] 6/En'âm¸ 147.



[5] 2/Bakara ¸268.



[6] 14/İbrâhim¸ 7.



[7] 2/Bakara¸ 261.

Sayfayı Paylaş