BOLU VELİLERİ

Somuncu Baba

Yeşil ile mavinin kucaklaştığı¸ birlikte uyuyup uyandığı¸ rüzgârın başı dumanlı dağlarda efsanelerin en dramatiklerinden birini hâlâ fısıldadığı¸ binlerce yıldır birçok uygarlığın filizlenip boy attığı ve meyvelerini bıraktığı şehirdir Bolu.

Bolu¸ tabiat¸ insan ve tarihin el ele verip yoğurduğu güzelliklerini görmek¸ dağlarından yankılanan Köroğlu türkülerini işitmek isteyenleri bekleyen bir şehirdir.

Yeşil ile mavinin kucaklaştığı¸ birlikte uyuyup uyandığı¸ rüzgârın başı dumanlı dağlarda efsanelerin en dramatiklerinden birini hâlâ fısıldadığı¸ binlerce yıldır birçok uygarlığın filizlenip boy attığı ve meyvelerini bıraktığı şehirdir Bolu.


Bolu¸ tabiat¸ insan ve tarihin el ele verip yoğurduğu güzelliklerini görmek¸ dağlarından yankılanan Köroğlu türkülerini işitmek isteyenleri bekleyen bir şehirdir.


Nerede ve hangi memlekette yetişirlerse yetişsinler Allah'ın veli kulları¸ Allah rızası için insanların dertleri ile dertlenen¸ insanlara hizmet adına büyük fedakârlıklar gösterip ellerindeki bütün imkânları seferber edebilen insanlardır. Ayrıca¸ insanlara doğru yolu göstermeleri¸ hal ve hareketleri ile onlara örnek olmaları yine bu veli kulların belli başlı vasıflarındandır.  


Hayreddin-i Tokadî


Hayreddin-i Tokadî Hazretleri güzel Anadolu'muzun manevî zenginliğini meydana getiren büyük velîlerden birisidir. Kendisi hakkında tasavvuf kaynaklarında pek fazla bilgi yoktur. Onun hakkındaki bilgilerin çoğu talebesi büyük velî¸ Şaban-ı Velî Hazretleri hakkında yazılan menkıbelere ve onunla ilgili olarak yapılan araştırmalara dayanır. Soy ve nesebi büyük müfessir Fahrettin Râzî'ye uzanır.


Tokadî Hazretlerinin nerede ve kaç yılında doğduğu tam olarak bilinmemekle beraber mürşidi Çelebi Cemaleddin Hazretlerine Tokat'ta iken intisap ettiği¸ talebeliğini Amasya'da devam ettirdiği¸ daha sonra da mürşidinin emri üzerine İstanbul'a geldiği bilinmektedir.


Çelebi Cemaleddin Hazretleri ile birlikte bilhassa Amasya'da hayli zaman kalarak¸ yaygın bir irşad hizmeti sergilemişlerdir. Cemaleddin Efendinin Amasya'dan İstanbul'a gitmesi ile Tokadî Hazretleri de mürşidi ile birlikte İstanbul'a gitmiş¸ bir yandan onun dergâhında ona hizmet görevini yerine getirirken¸ diğer yandan da zahir ilimleri için İstanbul medreselerinden faydalanmayı ihmal etmemiştir.


Bir müddet sonra da Hayreddin-i Tokadî Hazretleri¸ Çelebi Cemaleddin tarafından irşad hizmetleri için Bolu'ya gönderilmiştir. Buradaki ilk dergâhı İmaret Camii yanında olduğu kaynaklarda kaydedilmiştir. Burada uzun yıllar irşada devam eden Hayreddin-i Tokadî her ne hikmetse önceleri kendini gizlemiş¸ halktan uzak yaşamıştır. Onun ne derece büyük bir makama ulaştığını Şaban-ı Velî Hazretlerini yetiştirmiş olmasından anlayabiliriz.


İnsanı sevmeyi âcizlerin¸ gariplerin ve mazlumların elinden gönül gözü ile tutmayı kendine şiar edinen Tokadî Hazretleri yaratılana¸ Yaratan'dan ötürü şefkat duyan bir sevgi ve şefkat abidesidir. Kendisinin cehrî zikir esasına dayanan halkalarına kalabalık mürîdan zümresi dâhil olup¸ zikirleri büyük bir coşkunlukla geçtiği¸ halkada bulunan nice kimselerin vecde gelerek kendilerini kaybettiği¸ bu cezbelerle yüceliklere erdiklerinden bahsedilmektedir.


  Kendilerinden sonra bu görevi daha da geniş sahalara yayarak devam ettiren halifesi Şaban-ı Velî Hazretleri¸ 12 sene Bolu'daki dergâhta Tokadî Hazretlerinin hizmetlerinde bulunmuştur.


Hayreddin-i Tokadî Hazretlerinin irşad hizmetinde bulunduğu devirler¸ tasavvufun Anadolu'da en yaygın olduğu devirlerdir. Bilhassa tasavvuf o devir Osmanlı sarayının harîmine kadar girmiş¸ birçok devlet ricali bazı mürşitlere intisap etmek şerefiyle şereflenmişlerdir. İşte Tokadî Hazretleri de böylesi verimli bir irşad çağında gelerek¸ yine verimli bir irşad hizmetinde bulunmuş¸ kendisinden sonraya da o devrin irşad kutuplarından olan talebesi Kastamonulu büyük velî Şaban-ı Velî Hazretlerini halife olarak bırakmışlardır.


1535'te vefat eden Hayreddin-i Tokadî Hazretlerinin türbesi Bolu ilinin batısında Elmalık Köyü sınırları içinde¸ çevresi her türden asırlık ağaçlarla kaplı doğal bir güzelliğe sahip olan bir tepe üzerindedir.


Bugün Bolu'nun batı cihetine düşen ve şehrin kenarında diyecek kadar yakın bir yerde¸ mütevazı türbesinde ziyaret edilen Tokadî Hazretleri¸ Resûl-i Ekrem (s.a.v)'e dayanan o nurlu yolda belli bir iman ve irfan nirengisi olarak o beldeyi şereflendirmektedir.


Akşemseddin


Büyük evliya ve İstanbul'un manevi fatihi Akşemseddin Hazretlerinin soyu Hazret-i Ebu Bekr-i Sıddik (r.a)'a kadar ulaşır. 1390 yılında Şam'da doğdu. Asıl ismi¸ Muhammed bin Hamza'dır.


Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Akşemseddin ilk olarak Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Yedi yaşında babası ile Anadolu'ya gelip¸ o tarihte Amasya'ya bağlı olan Kavak nahiyesine yerleşti. Âlim ve veli bir zat olan babası vefat sonrada tahsiline devam etti. Genç yaşta akli ve nakli ilimlerde akranlarından daha üstün derecelere ulaştı. İlim tahsilini tamamladıktan sonra¸ Osmancık'a müderris oldu.


İlim öğretmekle ve nefsinin terbiyesiyle meşgulken¸ tasavvufî eğitim alma isteğiyle¸ Ankara'da bulunan zamanın büyük velisi Hacı Bayram-ı Veli'ye talebe olmak üzere onun yanına gitti. Fakat Hacı Bayram-ı Veli'deki gördüğü hâl üzere ona talebe olmadı. Halep'te bulunan Şeyh Zeynüddin'e talebe olmak için Halep'e giderken¸ gördüğü bir rüya ile Hacı Bayram-ı Veli'ye talebe olmak için Ankara'ya geri döndü. Hacı Bayram-ı Veli tarafından kabul edilip¸ onun sohbetinde tasavvuf yolunun bütün inceliklerini öğrendi.


Akşemseddin Hazretleri ilmî konulardaki önemli başarılardan sonra tasavvuf konusunda da bu eğitimle kendisini göstermiş¸ daha sonra da Sultan İkinci Murad'ın emir ve isteğiyle şehzade Mehmed (Fatih Sultan Mehmed)'in hocalığına tayin edilmiştir. İstanbul'un fethi sırasında büyük yararlılıklar göstermiş¸ genç sultanı teşvik ederek zaferin kazanılmasında önemli katkılarda bulunmuştur. Fethin hemen sonraki günlerde sahabi Ebu Eyyub'el Ensari Hazretlerinin kabrini bularak ordunun maneviyatını yükseltmiştir.


Akşemseddin Hazretlerinin çok başarılı olduğu bir alanda hiç şüphesiz tıp ilmidir. Özellikle bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalışan Akşemseddin araştırmalar sonunda Maddet-ül-Hayat adlı eserinde:


“Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” diyerek¸ bundan beş yüz sene önce mikrobun tarifini yaptı.


Pasteur'un teknik aletlerle varabildiği neticeyi¸ dört asır önce dünyada ilk defa o haber verdi. Buna rağmen mikrop teorisi yine de Pasteur'a mal edilmiştir.


Akşemseddin¸ İstanbul'un fethinden sonra¸ Göynük'e yerleşti¸ 1460 yılında Göynük'te vefat etti ve Süleyman Paşa Caminin bahçesine defnedildi.

Sayfayı Paylaş