ZENGİNLİK MUTLULUK MUDUR?

Somuncu Baba

Son yıl­lar­da mut­lu ol­mak için zen­gin­li­ğin şart sayıldığı¸ mut­lu­luk­la zen­gin ol­ma­nın ay­rıl­maz bir bü­tün ol­du­ğu şek­lin­de bir ina­nı­şın yay­gın­laş­tı­ğı gö­rü­lü­yor. Ya­ni zen­gin olu­nun­ca mut­lu olu­nur¸ mut­lu­luk için zen­gin­lik ge­re­kir gi­bi bir dü­şün­ce top­lu­mu sar­mış du­rum­da. Hâlbuki ger­çek böy­le de­ğildir.

Son yıl­lar­da mut­lu ol­mak için zen­gin­li­ğin şart sayıldığı¸ mut­lu­luk­la zen­gin ol­ma­nın ay­rıl­maz bir bü­tün ol­du­ğu şek­lin­de bir ina­nı­şın yay­gın­laş­tı­ğı gö­rü­lü­yor. Ya­ni zen­gin olu­nun­ca mut­lu olu­nur¸ mut­lu­luk için zen­gin­lik ge­re­kir gi­bi bir dü­şün­ce top­lu­mu sar­mış du­rum­da. Hâlbuki ger­çek böy­le de­ğildir.


Yal­nız ev­li çift­le­rin te­mel ih­ti­yaç­la­rı­nı zah­met­siz gi­der­me­le­ri¸ mad­dî ye­ter­siz­lik­ten sı­kın­tı­ya düş­me­me­le­ri ev­li­li­ğin iyi git­me­si için ge­rek­ti­ği bir ger­çektir. Bu­gün ge­çim­siz ve uyum­suz çift­le­rin bir­ço­ğu­nun te­me­lin­de eko­no­mik sı­kın­tı­la­rın yat­tı­ğı doğ­ru­dur.


Bu yüz­den evi­ni ge­çin­di­re­cek¸ mer­de ve na­mer­de muh­taç ol­ma­ya­cak ka­dar ai­le­nin ge­li­ri ol­ma­sı ge­re­kir.


An­cak mad­dî ih­ti­yaç­la­rın so­nu­nun ol­ma­dı­ğı bi­lin­me­li­dir. Mu­hak­kak bu yön­den ken­di­miz­den yok­sul olan­la­ra bak­ma­lı¸ ka­na­at­kâr­lı­ğı iti­yat ha­li­ne ge­tir­me­li­yiz. Yok­sa ih­ti­yaç­lar bit­mez ve do­yum­suz­luk mut­suz­lu­ğa da­ve­ti­ye çı­ka­rır.


İna­nın dar bir ge­li­re sa­hip ol­ma­la­rı­na rağ­men gö­nül hu­zu­ru ve kar­şı­lık­lı sev­gi ile ya­şa­yan o ka­dar çok ev­li çif­te ras­tla­dım ki… Bu ki­şi­ler¸ “Al­lah'a şü­kür” di­yor­lar­dı. “Aç de­ği­liz¸ açık­ta hiç de­ği­liz. Mut­lu­yuz. Ço­cuk­la­rı­mız sağ­lık­lı ve ha­yır­lı. İba­det­le­ri­mi­zi ya­pa­cak sıh­ha­ti­miz de var. Bir­bi­ri­mi­zi se­vi­yo­ruz. Da­ha ne is­te­ye­lim?”


Zen­gin ol­mak her za­man mut­lu­luk ge­tir­mez¸ de­dik. İş­te ak­lı­ma ge­len ba­zı­la­rı:


Sa­lih De­de­'nin hi­kâ­ye­si­ni ga­ze­te­ler­den oku­ma­yan kal­ma­mış­tır. Ken­di ha­lin­de yal­nız bir ih­ti­yar olan Sa­lih De­de'­ye bir ­gün pi­yan­go­dan bü­yük ik­ra­mi­ye çık­tı. Çık­ma­sı ile et­ra­fı­nı sa­yı­sız in­san sar­dı. Ki­mi ak­ra­ba­sı ol­du­ğu­nu id­dia edi­yor­du¸ ki­mi de sı­kın­tı­da ol­du­ğu­nu söy­le­ye­rek pa­ra sız­dır­mak ni­ye­tin­dey­di. Bir­çok ka­dın ­da “Bel­ki be­nim­le ev­le­nir¸ na­sıl ol­sa yaş­lı¸ ölün­ce pa­ra­sı ba­na ka­lır.” di­ye yü­zü¸ kı­rı­şık­lık­tan ha­ri­ta gi­bi olan bu be­li bü­kük ih­ti­ya­ra kur ya­pı­yor­du. So­nun­da has­ta­ne­de ken­di­si­ne ba­kan to­ru­nu ya­şın­da­ki hem­şi­re ile ev­len­di. Fa­kat ak­ra­ba­la­rı ol­du­ğu­nu id­dia eden ve ev­vel­ce hiç gö­rün­me­yen in­san­lar pe­şi­ni bı­rak­mı­yor­lar­dı. Bir sü­re son­ra öl­dü¸ bu se­fer de mi­ras­çı­lar ce­se­di­ni ra­hat bı­rak­ma­dı. Yıl­lar son­ra me­za­rın­dan çı­ka­rı­lıp otop­si ya­pıl­dı. Sa­lih De­de­'ye zen­gin­lik ya­ra­ma­mış­tı.


Ay­sel Ha­nım ko­ca­sın­dan ya­kı­nı­yor­du. “Çok mut­lu bir ev­li­li­ği­miz var­dı dok­tor bey.” di­yor­du. “Bir­bi­ri­mi­zi se­ver sa­yar­dık. Zor gün­le­ri hep bu sev­gi ile aş­tık. Ko­cam iş­te ba­şa­rı­lı olup zen­gin­le­şin­ce­ye ka­dar… Pa­ra­lı olun­ca gö­zü dı­şa­rı­ya kay­dı¸ ye­ni­den giz­li­ce ev­len­di­ği­ni duy­dum. Hu­zu­rum kaç­tı.”


Bir baş­ka ha­nım ise: “Ko­ca­mın faz­la pa­ra­sı ol­ma­ma­sı için dua edi­yo­rum. Çok pa­ra ka­zan­dı­ğın­da baş­ka ka­dın­lar­la yi­yor¸ eve geç ge­li­yor­du. Şim­di if­lâs et­ti¸ ina­nın se­vin­dim. Har­ca­ya­cak pa­ra­sı ol­ma­dı­ğın­dan eve za­ma­nın­da ge­li­yor.”


Ha­mi­yet Ha­nım zen­gin­di. Her ta­ra­fın­da pa­ha­lı ta­kı­lar var­dı. Tek ço­cu­ğu ma­ale­sef uyuş­tu­ru­cu tut­ku­nuy­du. Oğ­lu­nun bu ha­li­ni gö­rün­ce acı ve ça­re­siz­lik için­de kıv­ra­nı­yor¸ ke­der­li göz­ler­le şun­la­rı söy­lü­yor­du: “Ye­di bi­tir­di be­ni ev­lâ­dı­mın bu du­ru­mu. Keş­ke fa­kir ol­sam da oğ­lum sağ­lık­lı ol­say­dı. Ha­yat­tan tat al­ma­yın­ca ne ya­pa­yım ben mad­di­ya­tı?”


Bü­lent Bey ise zen­gin­di ama ka­rı­sı on­dan çok dert­liy­di: “De­vam­lı ma­lı mül­kü ile meş­gul. Gö­zü baş­ka şey gör­mü­yor. Hep on­la­rı dü­şü­nü­yor. Çift ara­ba­sı­nın ta­mir ve ba­kı­mın­dan ki­ra­cı­la­rı­nın prob­lem­le­ri­ne ve yaz­lı­ğa gi­ren hır­sı­za ka­dar hep ser­ve­tin ge­tir­di­ği meş­gu­li­yet­ler­le dop­do­lu. Ha bir de boş za­man bu­lur­sa bor­sa­yı he­ye­can­la ta­kip edi­yor. Bor­sa düş­tü­ğün­de üzün­tü­sün­den yü­zün­den dü­şen bin par­ça. Yük­se­lir­se de çok ne­şe­le­ni­yor. Gün­ler hep böy­le boş ge­çip gi­di­yor. Dok­tor bey¸ bi­zim ya­ra­dı­lış ga­ye­miz var. Ni­çin dün­ya­ya gel­dik¸ ne­re­ye gi­de­ce­ğiz? Bun­la­rı dü­şü­ne­mi­yo­ruz bi­le.”


Evet¸ Bü­lent Bey bir­ gün ba­ka­cak ­ki yaş­lan­mış ve ge­ri­de hiç­bir ha­yır ha­se­na­tı yok. Öm­rü­nü bo­şa ge­çir­di­ği­ne mi yan­ma­lı¸ yok­sa pa­ra­cık­la­rın­dan ay­rı­la­ca­ğı­na mı?


Alt­mı­şı­nı geç­miş İb­ra­him Be­y'in ise tril­yon eden ar­sa­sı var­dı ama gün­le­ri­ni ge­çim sı­kın­tı­sı için­de ge­çi­ri­yor­du. “Sat¸ ra­hat ye iç be am­ca!” di­ye­cek ol­du­ğum­da “Olur mu? De­ğer­le­ne­cek git­tik­çe.” şek­lin­de ce­vap­lı­yor­du. Ger­çek­ten kıy­me­ti hep art­tı.


Bir­ gün İb­ra­him Am­ca­'nın ağır bir ra­hat­sız­lı­ğa ya­ka­lan­dı­ğı ha­be­ri gel­di. Mah­ru­mi­yet için­de ya­şa­mış­tı ve has­ta­lı­ğı da yi­ne öy­ley­di. “Bak ev­lâ­dım!” de­miş­ti. “İyi­le­şin­ce ilk işim ar­sa­yı sa­tıp ra­ha­tı­ma bak­mak ola­cak.”


Fa­kat has­ta­lı­ğı ağır­dı¸ ve­fat et­ti. Şim­di mi­ras­çı­la­rı ar­sa için bir­bi­ri­ni yi­yor­lar. Da­ha son­ra bö­lü­şe­cek ve İb­ra­him Be­y'in har­ca­ma­ya kı­ya­ma­dı­ğı pa­ra­la­rı hoy­rat­ça yi­ye­cek­ler.


Ali­ye Ha­nım zen­gin­di. Ko­ca­sı­nın mar­ket­ler zin­ci­ri var­dı. An­cak iş­le­ri­nin yo­ğun­lu­ğun­dan ev­den er­ken ay­rı­lı­yor¸ geç ge­li­yor­du. So­nun­da Ali­ye Ha­nım yal­nız ol­du­ğu­nu fark etti. Ev­liy­di ama ko­ca­sı ile ile­ti­şi­mi yok­tu. Ko­ca­sı ade­ta ken­diy­le de­ğil işiy­le ev­liy­di. Ağ­la­ya­rak şun­la­rı an­lat­mış­tı: “Ben böy­le zen­gin­li­ği ne ya­pa­yım. Evet¸ al­tım­da ara­bam da­hi var ve her is­te­di­ği­mi ala­bi­li­yo­rum. Ama mut­lu de­ği­lim.”


Pa­ra­sı çok­tu. Hız­lı ya­şı­yor­du. Al­kol¸ eğ­len­ce¸ ka­dın der­ken bir ­gün tra­fik ka­za­sı ge­çir­di ve bel­den aşa­ğısı tut­maz ha­le gel­di. Şim­di kol­tuk ara­ba­sı­na mah­kûm bir hal­de¸ he­sa­bı­nı bi­le­me­di­ği ser­ve­ti işi­ne ya­ra­mı­yor.


Çok zen­gin­di. Yurt­dı­şı­na nak­li­yat ya­pan tır şir­ke­ti­ne or­tak­tı. İki oğ­lun­dan bi­ri anti sosyal bir hap­çıy­dı. Öte­ki oğ­lu tra­fik ka­za­sın­dan ölün­ce bu­na­lı­ma gir­miş­ti. “Ne ya­pa­yım ben böy­le zen­gin­li­ği.” di­ye­rek ağ­la­mak­tan göz­le­ri kı­zar­mış­tı. Ger­çek­ten ne yap­sın­dı pa­ra­la­rı? Der­di­ne mer­hem ola­bi­lir miy­di eko­no­mik du­ru­mu?


İs­ma­il Bey ise zen­gin bir işa­da­mıy­dı. Hep bi­rik­ti­rir¸ ye­ni iş­yer­le­ri açar­dı. Ne za­man “İş­ler na­sıl?” di­ye so­ra­cak ol­sam: “Sor­ma dok­tor!” der­di. “Ye­ni bir fab­ri­ka açı­yo­rum.” ve­ya “Fa­lan­ca şeh­re şu­be­mi­zi ku­ru­yo­rum.” di­ye izah eder ve ek­ler­di: “Onun sı­kın­tı­sı için­de­yim. Bu yüz­den ne yi­yo­rum ne ta­til ya­pa­bi­li­yo­rum. Şöy­le iş­le­ri bir otur­ta­yım¸ ta­dın­ca din­le­ne­ce­ğim.”


 


İs­ma­il Bey hep böy­le de­di dur­du. Bir ­gün tra­fik ka­za­sın­dan ve­fat et­ti. İş­le­ri tes­lim için gü­ve­ne­me­di­ği oğ­lu fab­ri­ka­la­rın ba­şı­na geç­ti ve tah­min et­ti­ği gi­bi if­lâs et­ti. İs­ma­il Be­y'i ha­tır­la­yan pek yok gi­bi şim­di.


Gö­rül­dü­ğü gi­bi zen­gin­lik her­ şey de­ğil­dir. Çift­le­rin mut­lu ve uyum­lu ol­ma­la­rı¸ kar­şı­lık­lı sev­gi ve say­gı­ya da­ya­nır. Sev­gi olun­ca prob­lem­le­re da­ha ko­lay ta­ham­mül edi­lir¸ zor­luk­lar ça­buk aşı­lır.

Sayfayı Paylaş