NEDEN ERGENLİK DEĞİL DE YEDİNCİ YAŞ?

Somuncu Baba

"Ergenlik dönemi çocukların; ruhsal ve bedensel gelişim olarak
çocukluktan yetişkinliğe doğru geçiş sürecini içine alan bir
dönemdir. Ergenlik dönemi¸ gelişim dönemlerinin içinde en zor
olanıdır. Onun için ergenlik dönemi ne kadar sağlıklı geçirilirse
ileriki yaşlar da o oranda sağlıklı ve mutlu geçirilir."

Çocukların ergenliğe girişlerini; iklim özelliklerine bağlı olarak ülkeden ülkeye değiştiği gibi ırk¸ kalıtım¸ cinsiyet¸ fiziksel yapı¸ beslenme¸ sosyo-ekonomik düzeyi¸ çevresel şartlar etkilemektedir.


Araştırmalar¸ kızların erkeklere göre¸ siyah ırkın beyaz ırka göre¸ uzak doğulu çocukların batılı ülkenin çocuklarına göre¸ kentsel kesimin kırsal kesime göre¸ şişman ve uzun boylu çocukların zayıf ve kısa boylu çocuklara göre daha erken ergenliğe girdiğini göstermektedir.


Ergenliğe; deniz seviyesinde yaşayan çocukların¸ yüksek rakımlı bölgelerde yaşayan çocuklara göre daha erken girdikleri bilinmektedir. Yine Arabistan gibi sıcak ülkelerde yaşayan çocuklar¸ soğuk iklimde yaşayan çocuklara nazaran daha erken girmektedirler. Arabistan'da çocuklar yedi yaşından itibaren ergenliğe girdikleri için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de namaz için yedi yaşını işaret etmiştir.


Ergenlik dönemi çocukların; ruhsal ve bedensel gelişim olarak çocukluktan yetişkinliğe doğru geçiş sürecini içine alan bir dönemdir. Ergenlik dönemi¸ gelişim dönemlerinin içinde en zor olanıdır. Onun için ergenlik dönemi ne kadar sağlıklı geçirilirse ileriki yaşlar da o oranda sağlıklı ve mutlu geçirilir.


Bu dönemin en belirgin özelliği ergenin kimlik duygusunu kazanmaya çalışmasıdır. Ergen¸ benlik duygusunu kazanırken sosyal ortamlarda da rolünü belirlemek için kimlik arayışı içine girer.


Kendi kimliğini oluşturmak adına anne babasını önce örtülü olarak¸ sonraları ise açıktan açığa eleştirir. Ergen bir taraftan anne babasını eleştirirken¸ diğer taraftan da büyüdüğünün ifadesi olarak bağımsız bir kimlik geliştirmeye çalışır.


Ergenlik dönemini her çocuğun değişik şekilde yaşamasından ailelerin çocuklara yaklaşımı şeklinden etkilidir.


Ergenlikte de çocuk kalan ergenler: Bu çocukların anne babaları¸ çocuklara gerekli desteği vermedikleri gibi bu dönemin özelliklerini yaşamaya çalışan çocuklara gerekli anlayış ve sabrı da göstermezler.


Anne babalar¸ bu çocukların büyüdüklerini kabul etmek bir yana¸ onların kişilik gelişimleri adına yaptıkları hal ve hareketlerine olumsuz tepki verirler. Anne babaların genelde ergenle konuşmaları; "Sen daha çocuksun¸ senin aklın ermez." şeklinde olur.


Ergenlikte yetişkin olan ergenler: Bu çocukların anne babaları¸ ergene duygusal olarak olduğundan fazla görev ve sorumluk verirler. Bu çocuklardan yaşlarının üstünde bir olgunluk beklenir. En küçük çocuksu hareketleri tepkiyle karşılanır. Bu çocuklar¸ ergenliği yaşamadan yetişkin gibi davranmak zorunda kalırlar. Bu da ergenin kendini yetersiz hissetmesine sebep olmaktadır.


Bu ve benzer durumlar¸ ergenin kimlik karmaşası içine girmesine ve benlik saygısını kazanamamasına neden olur. Bu nedenle de ergen kendi kimliğini geliştiremeyecektir. Kimlik duygusunu geliştiremeyen ergen¸ bağımlı bir kişilik geliştirecektir. Bu durum çocuğun ileride kendi kararlarını veremeyen¸ kendisiyle ve toplumla barışık olmayan¸ yalnız kalmayı ve yalnızları oynamayı seven bir kişi olmasına neden olacaktır.


Oysa bu dönemde çocuklar; kendi ayaklarının üzerinde durabilecekleri¸ kendi kararlarını verebilecekleri¸ kendilerine çocukmuş gibi muamele edilmesinden hoşlanmadıklarını¸ kendilerinin de söz hakkı olduğunu ve en önemlisi ailelerine kendilerinin bir yetişkin olduklarını anlatmaya çalıştıkları bir dönemdir.


Ergenlerle kimlik duygusu kazanmaya çalışırken¸ fiziksel değişiklikler¸ çocukluktan yetişkinliğe geçiş¸ yaşanan duygu yoğunlukları çocukların psikolojisini etkileyecektir. Bunun üstüne bir de anne babaların ergeni anlamamalarının verdiği psikolojik baskılar çocukları iyice bunaltır. Bu kritik dönemde çocuklara verilecek dinî eğitim de ister istemez farkı tepkilere neden olabilecektir. Oysa dinî değerlerin ve namazı ergenlikten önce öğretilen çocuklar¸ Yaradan'a inanma ve sığınmanın verdiği manevî havayla daha rahat geçirmektedirler.


Bu dönemin özelliklerine dikkat çeken Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde de: "Çocuklarınız yedi yaşına geldiklerinde onlara namazı emredin. On yaşlarına gelince (namaz kılmazlarsa) onları hafifçe dövün. Ve yataklarda aralarını ayırın." (Ebu Davud¸ Salât¸ 26) buyurmaktadır.


Hadiste geçen bu üç yıl (7-10) zaman zarfında çocuklara namaz sevgisi ve namaz kılma alışkanlığı kazandırılması gerekir. Eğer namaza alıştırmak için daha erken¸ büyüyünce kılar denirse süreç için bu sefer üç yıldan daha fazla zamana ihtiyaç duyulacaktır. Bu da daha fazla çaba ve sabır gerektirecektir. Çünkü namaz kılma davranışı kazandırmak için yedi yaş çocuğun psikolojisi ile ergen çocuğun psikolojisi birbirinden çok farklıdır. 


Çocukları namaza alıştırma süreci olan bu dönem üç yıl gibi bir zamanı içine alır ki bu da Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) tebliğinin ilk üç yılına benzemektedir. Sevdirmek ve gönüllere hitap etmektir. Bu dönemde çocukların gönüllerine girilerek namazla ilgili verilmesi gereken eğitim yavaş yavaş verilmeye başlanmalıdır. Çocukların önceki dönemlerde bilinçaltlarına yerleştirilen namaz çağrışımları yerini yavaş yavaş uygulamalara bırakılmalıdır.


Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.): "Çocuklarınız yedi yaşına gelince namaz kılmasını emredin."(Tirmizi¸ Salât¸ 299) buyurduğu yedi yaşın en önemli özelliği; çocukların yavaş yavaş somut zekâdan soyut zekâya doğru geçtikleri¸ söylenenleri rahatlıkla anlayabildikleri¸ öğrendikleri arasında bağlantı kurabildikleri¸ ergenliğe yavaş yavaş girmelerinden dolayı dinî sorumluluklarında yavaş yavaş verilmesinin uygun olabileceği bir yaş dilimidir.


Çocukların seviyelerine göre namazda okuyacakları sure ve dualar¸ yavaş yavaş kolaydan zora doğru bilinçli bir şekilde öğretilmeye çalışılmalıdır. Bir sureyi tam öğrenmeden diğerine geçilmemelidir. Unutmamak için de pekiştirilmesi gerekir. Öğrenilenin kalıcı olması için de yatmadan önce tekrar edilmelidir. Çünkü bilinçaltına bağlı olarak yatmadan önce tekrar edilen şeyler¸ hem unutmayı azaltmakta hem de duayla yatmayı öğretmektedir.


Dua ve surelerin öğretimi de sevdirilerek yapılmalıdır. Çocuğa zorla ve kızarak yaptırılmaya çalışıldığı zaman¸ çocuğun öğrenmesi¸ kum üzerine yazı yazmaya benzeyecektir. En küçük dalga ve rüzgârın bu yazıyı sildiği gibi en küçük olumsuzluklar da çocuğun aklındakileri silecektir.


Sonuç olarak¸ çocukların ailesine olan bağlılıklarının azaldığı ve arkadaş çevresinin ön plana çıktığı¸ ergenlik dönemine kadar anne babası tarafında namazla ilgili bir telkinde bulunulmamış ve namazı öğretme adına bir çaba gösterilmemişse¸ çocukların en deli çağlarında (büyüklerine karşı gelme¸ söz dinlememe¸ istenileni kulak ardı etme¸ ani tepki verme¸ çabuk ağlama¸ çabuk sinirlenme gibi olumsuz davranışlar) namaza alıştırmak ve bu konuda çocukların sorumluluk almaları hayli güç olacaktır.

Sayfayı Paylaş