KUR'AN İLE KONUŞAN KADIN

Somuncu Baba

Aynanın karşısında oturmuş¸ ağır hareketlerle biraz da elleri titreyerek gözüne kalem çekiyordu. Aslında âdeti değildi makyaj yapmak ama ne de olsa bugün farklı bir gün sayılırdı. Evlendikten bir yıl sonra¸ eşini trafik kazasında kaybettiği¸ o zamandan bugüne kadar pek çok talibi çıkmıştı ama…

Kalem çekmeyi bırakıp¸ aynadaki aksiyle konuşmaya başladı.

– Sanki on sekiz yaşında genç kız bir gibi hazırlanıyorsun. Zamanında ikinci kez evlenenlere¸ onca lafı etmeyecektin Sultan Hanım. Kırk yaşındasın ve belki sen de evleneceksin şimdi. İnşallah bugün¸ ni

Aynanın karşısında oturmuş¸ ağır hareketlerle biraz da elleri titreyerek gözüne kalem çekiyordu. Aslında âdeti değildi makyaj yapmak ama ne de olsa bugün farklı bir gün sayılırdı. Evlendikten bir yıl sonra¸ eşini trafik kazasında kaybettiği¸ o zamandan bugüne kadar pek çok talibi çıkmıştı ama…


 Kalem çekmeyi bırakıp¸ aynadaki aksiyle konuşmaya başladı.


– Sanki on sekiz yaşında genç kız bir gibi hazırlanıyorsun. Zamanında ikinci kez evlenenlere¸ onca lafı etmeyecektin Sultan Hanım. Kırk yaşındasın ve belki sen de evleneceksin şimdi. İnşallah bugün¸ ninemin aklı yerinde olur da adamı kaçırtmaz daha ilk günden.


Sultan ninesinden dolayı tedirgin olmakta haksız sayılmazdı. Zira arkadaşları ya da akrabalardan biri gelip de sohbet ederlerken ya da çoğunlukla dedikodu yaparlarken¸ ninesi karşılarına dikilir¸  gözlerinin içine bakarak onları suçlayan bir tavırla bir ayetin mealini okurdu.


Bir defasında karşı komşu Zeliha gelmiş¸ hararetle sohbet etmeye başlamışlardı. Sohbetten çok dedikodu ediyorlardı aslında. O anda Halide Hanım çıktı odadan. Hızlı adımlarla gelip tam karşılarında durdu ve işaret parmağını gözlerinin içine sokarcasına uzatıp "Siz onları doğru yola çağıracak olsanız da duymazlar. Onların sana baktıklarını görürsün¸ bakarlar ama görmezler." dedi ve aynı hızla odasına dönüp büyük bir gürültüyle kapıyı kapattı. Böyle bir davranışı hiç beklemeyen komşu birden neye uğradığını şaşırdı. Sultan ise gayet sakin bir tavırla  “A'raf 198. ayet!” derken komşunun şaşkınlığı birkat daha arttı ve Sultan'ın ısrarlarına rağmen "Şimdi bizimki gelir."  diyerek evine gitti.


Söylediği ayetler¸ bulunulan ortama ya da konuştukları konuya göre değişiklik gösterirdi. O zaman misafir¸  Sultan'ın ısrarlarına rağmen ya o gün olduğu gibi kalkıp hemen gider ya da hiçbir şey olmamış gibi devam ederlerdi.


Sultan kendi kendiyle konuşarak hazırlanmaya devam ederken¸  yan odada ninesi Halide Hanım¸  seccadesinde bir süre hareketsiz oturdu. Gözleri kapalıydı. Ne düşündüğünün ya da ne yapmak istediğinin ayırdına varmadan gözleri kapalı oturdu bir süre. Sonra ılık ılık gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. Hala gözleri kapalı ama için için ağlayarak öylece oturdu bir süre daha. O anda daha çok ağlamak istyordu. Gözyaşları sadece yüzünü değil¸ tüm bedenini hatta gönlünü yıkamak istercesine yağmur gibi dökülüyordu gözlerinden.  “Neden böyleyim?” diye düşündü sonra. En son Yasin Suresi'nin mealini okuyordu ve evet işte o iki ayete (Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik¸ fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler. Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz¸ hem Rahman olarak Allah hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.) gelince birden dehşet olmuştu. Kur'an-ı Kerim'in üzerine kapanıp içinden sürekli “Allah'ım ya bizi Müslüman yaratmayaydın¸ ya da o devirde olaydık¸ biz de onlar gibi mi olurduk? Aman Ya Rabbi! Ne yapardık o zaman?" diyordu.


Bir süre sonra başını kaldırdı. Büyük bir saygıyla Kur'an-ı Kerim'i kapattı. Üç kez öpüp alnına koydu ve rafa kaldırdı. İslâm üzere doğmak¸ Rasûlullah'ın sevgisini ta gönlünde hissetmek¸ iman üzere devam etmek. Şükredecek ne çok nimete sahipti ve o ne kadar az şükrediyordu. Aynı Mülk Suresi'nde okuduğu ayetteki gibi:


“De ki¸ O'dur ancak sizi inşa eyleyen ve size dinleyecek kulak¸  görecek gözler¸  duyacak gönüller veren¸ fakat sizler pek az şükrediyorsunuz.”


Çocukluğunda bir hikâye dinlemişti annesinden. Eski zamanların birinde bir kadın yaşarmış. Hep ayetlerle konuşurmuş. Misal çocuklarının adını mı sordular o Enbiya Suresi'nin 85. ayetiyle cevap verirmiş: İsmail¸ İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi.”


Halide çocuk haliyle hayran olmuştu hikâyedeki kadına ama yakın zamana kadar dünyevî gailelerle hiç fırsatı olmamıştı Kur'an-ı Kerim öğrenmeye¸ anlamaya çalışmaya.


Halide torunuyla birlikte oturuyordu. Vaktinin çoğunu ibadet ederek geçirir¸ en çok da Kur'an-ı Kerim okurdu. Önce Arapçasını¸ daha sonra da tefsirini. Her gün bu şekilde yeni bir ayeti keşfediyor ve onun anlamını defalarca okuyor ve hayatıyla ilgisini anlamaya çalışıyordu. Sultan¸ zaman zaman onun aklının gittiğini düşünürdü ama yetmiş beş yaşında olmasına rağmen aslında çok berrak bir hafızası ve zehir gibi zekâsı vardı ama öğrendiklerinin dışındaki her şey manasız geliyordu. Her an sadece onları konuşmak istiyordu. Sultan onun öğrendiklerini hazmedemediğini düşünüyordu ama ne kadar kızsa da ağzını açıp tek laf etmiyordu. Onu kırmaktan çok korkuyordu. Halide de hareketlerinde eksik ya da yanlış olan bir şeylerin olduğunu düşünmüyor değildi ama neyin eksik olduğunu bulamadığı için de vaktinin çoğunu odasında ya ibadet ederek ya da okuyarak geçiriyordu. Art arda eşini ve iki evladını kaybedince odasına kapandığı süreler giderek uzadı.


Sultan hazırlığını tamamlayıp odasından çıkarken¸ zilin çalmasıyla irkildi. "Ninemin bir vukuatı olmadan akşamı bi atlatsaydık ya Rabbi!" diyerek kapıya yöneldi. Bu arada Halide de başına ipekli beyaz örtüsünü örtmüş¸ her zamanki yerine oturmuştu. Aklında hala Mülk Suresi'nin şükürle ilgili ayeti vardı.


Gelenler Fahri Bey¸ annesi ve halası olmak üzere üç kişiydiler. Halide oturduğu yerden onları süzerken¸ içinden torununu vermemeye kararlıydı ama yine de misafir olduklarına göre bunu¸ onları dinledikten sonra uygun bir dille söyleyecekti.


Konuşmaya anne ya da hala değil Fahri Bey başladı:


"Bugün size iyi ve temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helal olduğu gibi¸ sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Ve mü'minlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilen namuslu hür kadınlar¸ zina etmeksizin¸ gizli dost tutmaksızın namuslu bir şekilde mehirlerini ödediğiniz takdirde size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse¸ ameli boşa gitmiş olur ve o¸ ahirette zarara uğrayanlardandır."


Halide bir an ne diyeceğini şaşırmıştı. Fahri Bey Maide Suresi'yle söze başlamıştı. Hayran hayran dinlerken Fahri Bey konuşmasına devam etti.


"Kim şükrederse ancak¸ kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki¸ Allah her bakımdan sınırsız zengindir¸ övülmeye layıktır. Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: ‘And olsun¸ eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir."


Halide gözünü ayırmadan Fahri Beyi dinlerken o kendinden emin bir şekilde konuşmasına devam etti.


Biz inanan kullar Rabbimizin bize verdiği nimetlere dil ile olduğu kadar kalben ve hal diliyle de şükrederiz. Sizi ve torununuzu gördüğüm ilk anda¸  sizlerin bizim için bir nimet olduğunuzu anladım ve rızanız olursa¸ Sultan Hanımı Allah'ın emriyle sizden isteyerek bu nimetin şükrünü eda etmek istiyorum efendim. Yalnız şunu da belirtmek isterim ki; büyük evliyalardan bir zat "Tenlerin iyiliği hizmette¸ canların iyiliği doğruluktadır." diye buyurmuştur. Biz de acizane gücümüz yettiğince Hazreti Peygamber (s.a.v.) Efendimizin yaptığı gibi insanlara hizmet yolundan giderek kul olmaya çalışanlardanız. Sultan Hanımla evlenmemiz nasip olursa o da kendini ‘Her canlıya hizmet' anlayışıyla bir çaba ve gayretin içinde bulacaktır.


Halide Hanım söyleyecek söz bulamıyordu. Akşama kadar Yasin ve Mülk surelerinin mealini okurken perişan olmuştu. Fahri Bey iki dakikalık konuşmasıyla olayı çözmüştü. İslâm üzere doğmak ve bu yolda devam etmek bir nimetti.  Odalara kapanıp "Ya olmayaydı!" diye düşünmek yerine insanlara hizmetle Allah'a kul olmaya çalışmaksa bu nimetin şükrüydü.


Kahveler içilene kadar kimse konuşmadı. Sultan boş fincanları toplayıp geldikten sonra¸ Halide Hanım tek tek hepsinin yüzüne bakarken Sultan'da tedirginlik had safhadaydı.


Halide Hanım ise onu yanıltan bir gülümsemeyle şöyle dedi:


– "Hayırlı işlerinizde acele ediniz! Ta ki bir şer gelip ona mani olmasın."

Sayfayı Paylaş