İSLÂM'I DOĞRU ANLAMAK

Somuncu Baba

İslâm¸ Allah'ın koyduğu yasaları¸ bu yasaların muhtevâsını¸ inancın aslını¸ onun pratik hayata yansımasını ve insanın ibadet ettiği mabudumuz olan Allah'a
karşı yaklaşımını ifade eden bir dindir. Dolayısıyla İslâm¸ hayatın yalnız bir parçasını değil¸ tamamını dolduran bir inançtır. Bu çerçevede İslâm¸ insanın bütün hayatını kapsamaktadır.

Dinin Tanımı


İslâm¸ Allah'ın koyduğu yasaları¸ bu yasaların muhtevâsını¸ inancın aslını¸ onun pratik hayata yansımasını ve insanın ibadet ettiği mabudumuz olan Allah'a
karşı yaklaşımını ifade eden bir dindir. Dolayısıyla İslâm¸ hayatın yalnız bir parçasını değil¸ tamamını dolduran bir inançtır. Bu çerçevede İslâm¸ insanın bütün hayatını kapsamaktadır.[1] Bunun içindir ki¸ İslâm âlimleri dini¸ “Akıl sahibi insanları¸ kendi hür iradeleri ile peygamberlerin teblîgâtını kabûle çağıran¸ onları dünyada doğruluğa ve iyiliğe¸ âhirette de kurtuluşa götüren ilâhî buyruklar manzumesi” diye tanımlamışlardır.[2]


İslâm¸ ilk olarak insanın düşüncesini Allah'a yöneltir. Sonra da sunduğu hakikat bilgisiyle insan hayatının vazgeçilmez bir değeri haline gelir. Kur'an bu gerçeği fıtrat kelimesiyle ortaya koyar. Çünkü fıtrat¸ insanı Allah'a ve O'nunla ilgi kurmaya yönelten aslî bir duygudur.


Kur'an'da Din Kavramı


Kur'an'da çeşitli kullanım şekilleri ile 93 kez geçen din kavramı¸ Allah ve İslâm'la irtibatlandırılır. Kur'an'ın tertip sıralamasına göre birinci sûrenin ilk âyetlerinde¸ Allah'ın “Din Gününün sahibi ve hâkimi (sahibi) olduğundan”[3]¸ nüzûl sıralamasına göre ise¸ en son inen sûrede de “Allah'ın dininden” söz edilerek din gerçeği ile Allah arasındaki ilişkiye dikkat çekilir.[4]


Kur'an'ın beyânına göre Allah katında makbul din İslâm'dır. İslâm¸ vahiy kaynaklı din olduğundan ve bu din son olarak Kur'an'la insanlığa sunulduğundan¸ diğer din olgularının geçerliliği yoktur. O halde doğru din tektir¸ yaratılış kanunları gibi esas ve değişmezdir. Çünkü bu dinin sahibi Allah'tır. O¸ diğer konularda olduğu gibi din konusunda da hiçbir varlığın kendisine ortak edilmesine müsâade etmemiştir.  Allah¸ razı olduğu dinin adını İslâm koymak sûretiyle¸ dinin amaçladığı hedeflere ve insan hayatına katmak istediği değerlere işaret etmiştir.[5]


Kur'an'a göre din¸ sadece kişisel inancı değil¸ aynı zamanda toplum tarafından paylaşılan inanç ve eylemler bütününü de ifade eder. Kişisel inanç ve itaatle başlayan din gerçeği¸ gelişip şekillenince millet halini alır. İşte bu noktada din ile milletin özdeşleştiği görülür.


Din kavramının bu çok yönlü özelliğinden dolayı Kur'an¸ bâtıl ve yanlış din olgularına karşı¸ “ed-Dînu'l-Kayyım”[6] ve “ed-Dînu'l-Hak”[7] tabirlerini kullanarak “doğru dinin” ne olduğunu bildirmiş; ayrıca onun¸ diğer bütün bâtıl din olgularına üstün kılınacağı müjdesini vermiştir. Çünkü Kur'an'da¸ İslâm dışı inanç ve yaşayış biçimlerine de¸ “din” denilmiştir.[8]


Doğru Dinin Genel Özellikleri


Hak din¸ vahiy eseridir¸ beşer kaynaklı değildir. Muhâtabı da¸ akıl ve irade sahibi olan insandır. O¸ akıl üstüdür¸ akıl dışı değildir.


Din¸ özgür iradeye yönelik olduğu için¸ onda zorlama da yoktur. Kur'an¸ hak dinde¸ bir işi istek ve irade dışı yaptırmanın (ikrâhın)¸ insanı zora sürmenin (harecin) olmadığını açıkça belirtir. Demek ki¸ zorla din seçmek veya değiştirmek¸ hem temelsiz hem de geçersizdir.[9]


İslâm'ın kişiye tanıdığı din seçme özgürlüğü ile yine İslâm'da yer alan cihad ilkesi arasında bir çelişki yoktur. İslâm'a göre cihad¸ dini zor kullanarak benimsetme yolu değil¸ bilakis İslâm'ın din olarak varlığının kabûl edilmesini ve yayılmasını engelleyen şartların ortadan kaldırılması için sarfedilen çabadır.


Doğru din¸ insana vahiyle bildirilmekte¸ insan onu aklıyla anlayıp hür iradesiyle seçmekte ve hayatına geçirmektedir. Dolayısıyla din¸ bir bilgi ve tercih konusudur. Fakat sadece inançtan ibaret değildir. O aynı zamanda insanın dünya hayatını düzenleyecek ahlâkî¸ hukûkî ve sosyal kuralları da ihtivâ etmektedir. Bu sebeple¸ dinin sadece kişi ile Allah arasında bir vicdan konusu olduğunu söylemek yanlıştır. Çünkü dinin getirdiği kuralların hem bağlayıcılık özelliği hem de yaptırım gücü vardır.


Dinin¸ ferdî yaşayışı aşan sosyal yönü olduğu gibi¸ mânevî boyutu aşan dünyevî yönü de vardır.


Dini Algılama Düzeyleri


Günümüz toplumunda benimsenen din anlayış ve yaşayışının üç farklı çizgisini şu şekilde özetleyebiliriz:


1. Hakikati öğrenmek ve dini yaşamak için yerinde sayan ve hiç kıpırdanmayanlar¸ Allah¸ din diye bir derdi olmayan bu sınıf bedbaht ve şerli bir zümredir.


2. İlâhî hakikate ermek ve İslâmî bir hayat yaşamak için harekete ve teşebbüse geçip bunun yoluna girenler. Bunlara ehl-i sülûk ve sâlik/yolcu denir.


3. Dinî hayatı yaşaya yaşaya ilâhî hakikate erenler. Bunlara vâsıl¸ vuslat ehli¸ eren ve kâmil/ergin denir. Bunlar Nebîler¸ Rasuller ve onlardan sonra da tam olarak onların izinden gidenlerdir. Bu anlamda onları izleyenler de iki kısımdır: Birinci kısım¸ hakikate erdikten sonra başkalarına bu yolda rehberlik yapmagayretine¸  yetkisine ve ehliyetine sahip olan¸ buna me'zun/izinli me'mur olanlardır. Bunlar kâmiller ve mükemmiller¸ erenler ve erdirenlerdir. İkinci kısım¸ kâmildir ama mükemmil değildir¸ başkalarını irşâd edemez¸ rehberlik yapamaz. Bunlara “meczûb” denir.[10]


Modern dönem Müslümanları arasında âdetâ “peygambersiz din” tasavvuru zuhûr etmeye başladı. Peygamberin mânevî otoritesini yok sayan¸ Peygamber Efendimizin hadis ve sünnetlerini görmezden gelen bir anlayış bütün tehlikesi ve açmazlarıyla İslâm toplumunu derinden sarsmaktadır. “Sodyum ve klor tek başına alındıklarında öldürücü birer zehir; bir araya gelince ise dünyanın tadı-tuzu (NaCl) oluyor.” denilince¸ Ahmed Âmiş Efendi¸ “Allahu Teâlâ ile Muhammed (s.a.v.) de öyledir.” buyurur. Dolayısıyla bugün batılı zihniyetin esas sıkıntısı ateizmden değil¸ teizmden¸ yani peygambersiz bir Allah anlayışından kaynaklanıyor. ‘Lâ ilahe illallah' gerçeğini ‘Muhammedü'r-Rasûlullah' ifadesi ile birlikte söylüyoruz.[11]  


Değişmesi Gereken Din Değil Din Anlayışlarımızdır


Din sâbittir¸ ama dinî anlayışın tekâmülü vardır ve dinî düşünce gelişmeye tâbidir. Din kâmil ve tamamlanmış iken¸ dinî anlayış eksik ve değişime tabidir. Değişmez dinî sâbiteler ile değişen hayat şartlarının örtüştürülmesi bir zihnî ameliyeyi gerektirir. Dinî bilginin gelişmesi normaldir¸ çünkü insanın beşerî ve tabîî bilimlerden anladığı da değişir. Gerek müsbet bilimlerdeki gelişmeler¸ gerekse beşerî bilimlerdeki gelişmeler neticesinde dinî metinlerin okunması farklı yorumlar ortaya çıkarabilir. 8. yüzyıldaki insanın tabiat olayları hakkındaki bilgisi neticesinde ortaya çıkan yorumlar ile 21. yüzyıldaki bilgilere dayanarak yapılan yorumlar arasında farklılık olması doğaldır. Evrenle ilgili insanın sahip olduğu bilgi arttıkça¸ evrenle ilgili âyetlerin yorumu da derinlik kazanır.


Değişimi yanlış yerden beklemek ve yanlış yere uygulamak başarısız sonuçlar almak anlamına gelir. Dini¸ değişime tabi tutmaya çalışmak¸ dinî sâbiteler üzerinde oynamak gibi. Oysa burada değişmesi gereken değişim ve gelişim alanında olan dinî anlayış¸ düşünce ve pratiklerdir. Tekâmül¸ ihyâ ve tecdîd bu alanda olabilir.


Eğer dinî anlayışları¸ dinî yorum ve kanaatleri sâbit ve değişmez kutsallar olarak görürsek¸ o zaman bundan zarar görecek olan değişmesi talep edilemeyecek olan kutsal dindir.


Bu yüzden olması gereken dinî anlayış farklılıklarına kapı açmak¸ dinî düşüncenin gelişimini desteklemek olmalıdır.


Düşüncemiz gelişmeli ki¸ değerlerimize uygun pratikler ortaya koyabilelim.[12]


 


 






[1] Fahrettin Yıldız¸ Kur'an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak¸ İşaret Yay.¸ İstanbul 2001¸ s. 11.



[2] Seyyid Şerif Cürcani¸ Ta'rîfât¸ “din” md.; Abdullah Draz¸ Din ve Allah İnancı¸ çev.Bekir Karlığa¸ Bir yay.¸ İstanbul¸ ts.¸ s. 40.



[3] 1/Fâtiha¸ 1-3.



[4] Yıldız¸ Kur'an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak¸ s.12.



[5] Yıldız¸ Kur'an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak¸ s.12-13.



[6] 12/Yûsuf¸ 40.



[7] 9/Tevbe¸ 29.



[8] Yıldız¸ Kur'an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak¸ s.13.



[9] Yıldız¸ Kur'an Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak¸ s.14.



[10] Süleyman Uludağ¸ Tasavvufun Dili 1 Mürşid-Mürid-Yol¸ Mavi Yayıncılık¸ İstanbul 2006¸ s. 225.



[11] Metin Karabaşoğlu¸ “Efendimzin Örnek Ahlakı”¸ Yenidünya Aylık¸ İlmî¸ Fikrî¸ Aktüel Dergi¸ Yıl: 15¸ Sayı: 173¸ Nisan 2008¸ s. 19.



[12] Yasin Doğan¸ “Mevcudu¸ İdeallerimize Uygulamak”¸ Yeni Şafak Gazetesi¸ 18.11.2005.

Sayfayı Paylaş