GİZLİ VE AÇIK HER ŞEYİ İŞİTEN; SEMÎ'

Somuncu Baba

Müslümanın itikâdında Cenâb-ı Hak¸ kullarına¸ şahdamarlarından daha yakındır. "Şüphesiz O hakkıyla işitendir¸ kuluna çok yakındır."[3] O'nun işitmesi¸ kulun kendisinden kendisine daha yakındır. Allah'ın işitmesi¸ kulunun ızdırap ve sıkıntı anında¸ duâsına icâbet etmesi şeklinde gerçekleşir. Sıkıntılı anlarda¸ günahlardan dolayı af dilemek suretiyle Yüce Allah kullarının feryadına icâbet eder. Bu da ancak işitmek suretiyle olur.

İşitmek¸ "duymak¸ duyurmak¸ anlamak¸ arzu ve dileği kabul etmek" mânâlarındaki sem' kökünden türemiş bir sıfat olup "işiten" demektir.  Allahu Teâlâ'nın en güzel isimleri arasında yer alan Semî'¸ "her şeyi işiten" mânâsına gelir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur¸ O¸ hakkıyla işitendir¸ hakkıyla görendir."[1]


Yüce Allah'ın işitmesi her şeyi kuşatmıştır. O'nun için gizli açık¸ uzak yakın diye bir şey söz konusu değildir. O zaman ve mekândan münezzehtir. Her türlü sesi işitir. O'nun işitmesi¸ hiçbir zaman mahlûkatın işitmesi gibi değildir. O¸  kulak¸ sinir¸ beyin gibi organ ve parçalara ihtiyaç duymaz. Bunlar yaratılmış varlıklar için geçerlidir.


Cenâb-ı Hakk'ın işitmesi iki çeşittir:


Birincisi¸ O¸ zâhir ve bâtın¸ gizli ve açık bütün sesleri tam bir ihâta ile işitir. O'nun nezdinde sesler çeşitlenmez¸ aksine tek bir ses gibidir. Çünkü her şeyin yaratıcısı O'dur.


İkincisi¸ Yüce Allah¸ duâ eden ve kendisinden bir şeyler isteyenlerin isteklerini işitir ve onlara cevap verir. "Şüphesiz Rabbim duâyı işitendir."[2]


Müslümanın itikâdında Cenâb-ı Hak¸ kullarına¸ şahdamarlarından daha yakındır. "Şüphesiz O hakkıyla işitendir¸ kuluna çok yakındır."[3] O'nun işitmesi¸  kulun kendisinden kendisine daha yakındır.  Allah'ın işitmesi¸ kulunun ızdırap ve sıkıntı anında¸  duâsına icâbet etmesi şeklinde gerçekleşir. Sıkıntılı anlarda¸ günahlardan dolayı af dilemek suretiyle Yüce Allah kullarının feryadına icâbet eder. Bu da ancak işitmek suretiyle olur.


Önce Dinlemek Gerekir


Yüce Allah'ın  "işiten" anlamına gelen bu güzel isminden bizlerin çıkaracağı birçok ders vardır.  Bilindiği gibi Hz. Mevlân⸠ Mesnevî'ye "Bişnev/Dinle" diye başlar. Tasavvuf terbiyesinde temel ilke¸ söylemek değil¸ dinlemektir.  Sahâbe¸ yüz yüze eğitime dayalı sohbet yöntemiyle yetiştirilmiştir. Cibrîl hadisinden öğrendiğimiz kadarıyla¸ vahiy meleği Cebrâil'in insan sûretinde Allah elçisinin yanına gelip diz çökerek oturup dizlerini onun dizine dayaması¸ ellerini de dizlerinin üzerine koyması¸ sonra da Hz. Peygamber (s.a.v.) ile dinin temel ilkeleri konusunda soru-cevap metoduna dayalı müzâkerede bulunması¸ hoca-talebe¸ mürşid-mürid ilişkisi sergilenmiş olması yüz yüze eğitimin nebevî bir yöntem oluşunun en açık örneğidir.


İslâm'da önce edep¸ sonra ilim tahsili gelir.  Eğitimde yüz yüze hoca-talebe ilişkisi¸  çağdaş eğitim anlayışlarının bile en ideal eğitim yöntemi olarak işaretledikleri husustur. Çünkü görmek gibi işitmek de bir bilgi vâsıtasıdır.  Eğitim-öğretim işi aceleye gelmez. Belli bir süreç dâhilinde olgunluk dönemi geçirmesi gerekir. Nitekim bir şiirde şöyle denmiştir:


Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der¸


Dün mektebe vardı¸ bugün üstâd olayım der.


Bu şiirin muhtevâsından anladığımız kadarıyla¸ henüz "olmak"lık olgunluğuna erişmemiş kimseler¸ "dinleyemedikleri" için gerçek anlamda "öğrenme" aşamasına varamazlar.  Dinlemek¸ bir Kur'an yöntemidir. Nitekim Kur'an'da ‘dinleme'nin bir öğrenme tarzı olduğuna dair birçok âyet vardır. Onlardan bazıları şunlardır:


"Onlar¸ sözü (önce) dinlerler (sonra da) en güzeline uyarlar."[4]


"Cinlerden bir grup¸ Kur'an'ı dinlerler."[5]


"Vahyolunanları dinle."[6]


"Dinle! O münâdinin bağıracağı günü yakın bir yerden."[7]


"Kur'an okunduğu zaman onu dinleyiniz…"[8]


"Ey insanlar! Bir misal verilmektedir¸ onu dinleyin: Sizlerin Allah'ı bırakıp taptıklarınız bir araya gelseler¸ bir sinek bile yaratamayacaklardır. Sinek onlardan bir şey kapsa¸ onu kurtaramazlar; isteyen de istenen de âciz."[9]


Başta Allah ve Rasûlü'nün¸ enbiyâ ve Allah'ın velî kullarının kutlu sözlerinin her biri nasîhat kaynağıdır¸ bilgi membaıdır¸ feyiz ve bereket ravzasıdır. Bu sebeple şeyh-mürîd¸  talebe-hoca ilişkilerinden doğacak feyzin elde edilmesi¸ insanda dinleme iradesi ve engin gönül açıklığına dayanır.


Vefat Anında En Son İşlevini Kaybedecek Olan Dinleme Organı Kulaktır


Kur'an'dan öğrendiğimiz kadarıyla helâk olan kavimlerin ekseriyeti peygamberlerin getirdiği mesajlara kulaklarını kapamalarından kaynaklanmıştır. Çünkü ilim ve bilgi elde etmede dinleme organı olan kulak¸ görme organı olan göz; kulak ve gözün elde ettiği bilgileri analiz ve senteze tabi tutan fuad/akıl çok önemli bilgi vâsıtalarıdır.[10] Çünkü ham bilgi¸ filozofların bilgi kovası dedikleri akıl kovasına göz ve kulak yoluyla akar. Meselâ insanlık tarihine baktığımız zaman Hz. Nuh (a.s.)'ın kavmi¸ onun getirdiği ilâhî mesajı dinlememek için kulaklarına parmaklarını tıkamışlar¸ elbiseleriyle yüzlerini örtmüşler¸ küfre dayalı hayat tarzlarını sürdürmek uğruna büyüklük taslamışlardır.[11] Bu sebeple¸ mü'minler her türlü önyargıdan uzak olarak ilim ve hakikat uğruna din ve dünyalarını mamur etmek adına önce sözü dinlerler ve sonra da en güzeline uyarlar.


Konuşmak¸ dinleme ve öğrenmenin sonucudur. Kuş yavruları bile belirli bir müddet analarını-babalarını dinliyorlar¸ öğrendikten sonra da ötmeye başlıyorlar. Bizde de "Erken öten horozun başını keserler." deyimi meşhurdur.


Hz. Mevlânâ'da "ney metaforu" insân-ı kâmili anlatmaktadır. İnsân-ı kâmil oluş derecesi bir üst bilgi ve mâneviyat düzeyidir. Çünkü o düzeye erişenler alıcı olmaktan ziyâde verici olma makâmına gelmişlerdir. Bu sebeple mü'min insan¸ dinini kimden öğrendiğine dikkat etmelidir. Nâkıs düzeyde kalanlardan bilgi aktarımı da nâkıs ve sorunlu olacaktır.  Bir de unutmayalım ki¸ insanoğlu vefat ederken en son işlevini kaybedecek olan işitme organı kulaktır. Sebebi¸ son nefesine kadar kelime-i şahâdet telkînine açık kalacaktır. Efendimizin¸ "Kim ‘Lâ ilahe illallah' diyerek vefat ederse¸ cennete girer."[12] buyruğu bunun içindir. Bundan dolayı vefat anında aralıklarla bu kelime-i tayyibeyi telkîn emri verilmiştir.


O halde kullarını gizli ve açık işiten ve onların dilek ve arzularına cevap veren Yüce Allah'ın Semî' isminden bizlerin çıkaracağı daha birçok hisse vardır. Bunların başında yalnız olmadığımızı bilmemiz gelir. Çok yakınlarımıza bile işittiremediğimiz birçok meseleyi¸ Yüce Allah işitir. Bunun önünde hiçbir engel yoktur. O'nun işitici olduğuna inanmak kadar bizi mutlu eden bir başka olay ve bilgi kaynağı var mıdır?


 


 


 






[1] 42/Şûr⸠11.



[2] 14/İbrâhim¸ 39.



[3] 34/Sebe'¸ 50.



[4] 39/Zümer¸ 18.



[5] 46/Ahkâf¸ 29.



[6] 20/Tâh⸠13.



[7] 50/Kâf¸ 41.



[8] 7/A'râf¸ 204.



[9] 22/Hac¸ 73.



[10] Bkz.17/İsr⸠36



[11] Bkz.71/Nûh¸ 7



[12] Buhârî¸ "İman" 33.

Sayfayı Paylaş