ORDU VELİLERİ

Somuncu Baba

Hamit Hoca¸ Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Hazretlerinin tanınmış müridlerindendir. Tarak imal ettiği için “Tarakçı Hoca” adıyla tanınmıştır. Küçük yaşlarda Hacı Mustafa Rumî Hazretleri ile tanışmış ve ona intisap etmiştir. Eğitimine Tokat'ta başladıysa da asıl eğitimini¸ Çorum'da Hacı Mustafa Rumî Hazretlerinin medresesinde tamamlamıştır.
Tarakçı Hoca¸ 1901 yılında mürşidi Mustafa Rumî Hazretlerinin Hakk'a yürümesinin ardından onun halifesi Tokatlı Hacı Mustafa Haki Hazretlerine intisap etmiş¸ onun da 1920 yılında vefat etmesiyle Sivaslı İsmail Ha

ORDU VELİLERİ


Tarakçı Hamit Kısık Hoca


Hamit Hoca¸ Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Hazretlerinin tanınmış müridlerindendir. Tarak imal ettiği için “Tarakçı Hoca” adıyla tanınmıştır. Küçük yaşlarda Hacı Mustafa Rumî Hazretleri ile tanışmış ve ona intisap etmiştir. Eğitimine Tokat'ta başladıysa da asıl eğitimini¸ Çorum'da Hacı Mustafa Rumî Hazretlerinin medresesinde tamamlamıştır.


Tarakçı Hoca¸ 1901 yılında mürşidi Mustafa Rumî Hazretlerinin Hakk'a yürümesinin ardından onun halifesi Tokatlı Hacı Mustafa Haki Hazretlerine intisap etmiş¸ onun da 1920 yılında vefat etmesiyle Sivaslı İsmail Hakkı Toprak Hazretlerine bağlanmıştır.


İsmail Hakkı Toprak Hazretlerine bağlanması şu şekilde gerçekleşmiştir:


"Mustafa Haki Hazretleri¸ vefatına yakın bir zamanda kendisine sorulan ‘Efendim sizden sonra vazife kime verilecek.' sualine kendisine görev verilecek kimsenin henüz hazır olmadığı yönünde bir cevap verir. Hamit Hoca bu sözün Haki Efendi Hazretlerinin Şam'da bulunan oğlu Bahauddin Efendi için söylendiği zannına kapılarak Şam'a gider. Şam'da Bahauddin Efendi sahrada iken ziyaretine varır. Bahauddin Efendi¸ vazifenin kendisinde değil de Sivas'ta İhramcızade İsmail Hakkı Efendi Hazretlerinde olduğunu söyler.


Hamit Hoca orada daha fazla kalmayıp Mekke'ye hicret eder. İki sene tarak yaparak geçinmeye çalışır fakat kimse onun tarağını almamıştır. Ailesi mağdur olan Hamit Hoca¸ Rasûlullah (s.a.v.) Efendimize müracaat eder. Orada bulunan bir doktor görmüş olduğu bir rüyanın tesiriyle ona yol parası verir. Osmaniye'ye gelen Hamit Hoca¸ rüyasında başının bir zincire bağlı¸ zincirin de Sivas'a doğru olduğunu görür. Bu sırada İhramcızade İsmail Hakkı Hazretleri de¸ “Katremizden hisse al..” diye başlayan şiirini yazmış göndermiştir kendisine. Zaten de kararını önceden vermiş olan Hamit Hoca hemen Sivas'a giderek İsmail Hakkı Efendi Hazretlerine gönülden bağlanır.


Mürşidine son derece bağlı¸ saygı ve hürmetli olan Hamit Hoca bir gün bir arkadaşı ile Sivas'tan mürşidini ziyaretten dönerken arkadaşı henüz Sivas şehrinin sınırları içinde bir soru sorar. Fakat Hamit Hoca bu soruya hemen cevap vermez. Ta ki¸ Tokat sınırlarına girince¸ “Ne sordun ki? Şimdi cevap vereyim. ” diye arkadaşına dönünce arkadaşı¸ neden önce cevap vermediğini sorar. Hamit Hoca da¸ “Efendi Hazretlerinin makamında nasıl cevap verebilirdim. ” karşılığını verir.


Defalarca hacca yaya olarak gidip gelen Hamit Hoca 1949 yılında rahmet-i Rahman'a kavuşmuştur. Kabri bugün Fatsa'da Mağazalar Başı'ndadır.


Abdi Hoca (Abdurrahman Hilmi Bilici)


Özellikle Kumru ilçesi ve civarında ilmi¸ şahsiyeti ve hizmetleriyle öne çıkmış en önemli şahsiyetlerden olan Abdi Hoca ahlakî duruşu ve dinî ilimlerin yeni yetişen nesle kesintisiz bir şekilde aktarılmasındaki katkıları itibariyle mühim bir görevi yerine getirmiş muttaki bir âlimdir. Aslen Tokalı olan dedeleri de âlim ve fazıl kişilerdir. 


İlk tahsiline Findekse müftüsü Mustafa Efendi'de başlayan Abdi Hoca¸ daha sonra tahsiline Kumru'da medresesi olan Müderris Mehmet Efendi'den devam eder. Müderris Mehmet Efendi onu¸ Ünyeli Hacı Yusuf Efendi'ye gönderir. Bir ara tahsiline ara verip kendi köyünün yakınlarında bir yerde hizmetçi olarak çalışan Abdi Hoca tekrar Yusuf Efendi'nin yanına döner ve uzun yıllar orada okuyup icazet alır. Yusuf Efendi'nin zahiri ilimlerin yanında tasavvufî ilimlerde de Abdi Hoca'ya rehberlik yaptığı da bilinmektedir.


İcazet aldıktan sonra köyüne dönen Abdi Hoca¸ Fizme'nin Çakıllı denilen mevkiinde daha önceden kurulmuş ve fakat âtıl halde bulunan medreseyi faaliyete geçirir. Orada uzun yıllar talebe okutur. Ayrıca yazlık olarak kullanılan Akdana denilen yerde de yaz aylarında talebe okutur. Böylece kışın Fizme'de yazın da Akdan'da ilmî faaliyetlerine kesintisiz olarak devam eder. Abdi Hoca ilmî faaliyetlerini bu şekilde medreselerin kapatılmasına kadar sürdürür. Sonraki zamanda medrese ve tekkelerin kapatılmasıyla da "Hükümeti saymak mecburiyetindeyiz." diyerek medresedeki ilim faaliyetini bırakır. Medreselerin kapanmasından sonra Abdi Hoca'yı Diyanet'te etkin bir görev alması için davet ederler ama o bunu kabul etmez. Daha sonra Fatsa'da vaiz olmasını isterler. Bu teklife sıcak bakan Abdi Hoca bazı sebepler nedeniyle bir süre sonra bu görevi bırakır.


Abdi Hoca'nın göze çarpan en mühim hizmetlerinden biri irşat faaliyetleridir. Bilgisinin genişliği¸ sohbetinin güzel oluşu ve sağlam ahlakî duruşuyla gittiği her yerde halktan sevgi ve saygı görmüştür. Etrafta tanınmış olması misafir olarak gittiği yerlerde kendiliğinden oluşan bir sohbet halkasının kurulmasını beraberinde getirmiştir.


Konuşmalarında bölge halkının ihtiyaç duyduğu¸ ibadet¸ ahlak¸ komşuluk adabı ve kul hakkı¸ ahiret hesabı gibi konulara ağırlık verirdi. Gür sesle konuşur¸ ayet ve hadislerle tezyin ettiği sohbetlerin kimi yerinde ağlamaktan kendini alamazdı. Böylece dinî bilgi aktarımında hissiyatı da işin içine katardı.


Temiz giyinmeye özen gösteren Abdi Hoca geçimini çiftçilikle kazanmış¸ meyve fidanı dikmeye özel önem vermiştir. Özellikle olgunluk ve yaşlılık zamanlarında gelen gideni çok olduğu için her zaman ziyaret edilen¸ akıl danışılan ve duası alınan bir âlim olmuştur. Abdi Hoca'nın halk nezdindeki konumunu talebelerinde birisi yaşadığı bir hatırayla şöyle dile getirir:


"Çorum'da imamlık yapıyordum. Oradaki insanlar beni oradaki hatırı sayılır bir hocanın yanına götürdüler ve beni¸ ‘Ramazan için gelen hocamız' diye tanıttılar. O hoca bana nerelisin diye sordu. Fatsa¸ Korgan derken iş Kumru'ya geldi. Bunun üzerine bana; ‘Sen Abdurrahman Efendi'yi bilir misin?' diye sorunca ben¸ âcizane talebesiyim¸ dedim. Bunun üzerine o mübarek kalktı¸ geldi ve beni gözlerimden öptü. ‘Ey dostlar! Gelin bu kişiyi ziyaret edin¸ dedi. O¸ hocamızı görmediği halde ismini duymuş meğer."


Abdi Hoca ahir ömründe sol yanına felç vurmuş¸ son üç dört yılını yatağa bağlı bir vaziyette geçirmiştir. Ancak o¸ yatakta felçli¸ gözleri iyi görmez bir halde iken bile kendisini ziyarete gelip bilgisinden istifade etmek isteyenlere bilgi vermekten onlarla ilgilenmekten geri kalmamıştır. 1957 yılın da vefat eden Abdi Hoca'nın mezarı bugün Fizme'nin Avdullu Mahallesi'nde kendi evine yakın bir yerdedir.

Sayfayı Paylaş