NEFİSLE MÜCÂDELENİN AŞAMALARI

Somuncu Baba

“Doğanın nefsi körelsin¸
vahşiliği kalmasın ve avcıya
alışsın diye gündüzleri aç ve
susuz¸ geceleri uyanık tutar.
Avcıya alışıp evcilleşince¸
avcı ona avlamayı öğretir.
Avlamayı öğrenince¸
padişahın huzuruna götürür.
Doğan padişahın yanına
gelip eline konar.”

Nefsin ayıp ve kusurlarını bilmek¸ arz ve semâyı keşiften daha hayırlıdır. "Kişi noksanını bilmek gibi irfân olmaz." sözü bir hakikattir. Yer ve göklerin keşfi¸ seyr-i mahzdır. Kusurlarının farkında olmayan ve hakikatten uzak olan kişinin böylesi bir seyre koyulmasının bir faydası yoktur.[i] Bu gerçeği ifade sadedinde Ebu Bekr et-Tamestânî (ö. 340/951) şöyle demektedir: "En büyük nimet nefisten çıkmak ve uzaklaşmaktır¸ nefis seninle Allah arasında bulunan perdelerin en büyüğüdür."[ii] Nefis ve ruh¸ insan denilen aynı bütünün iki ayrı parçası ve iki farklı kutbudur. Benliğin müsbet kutbuna ruh¸ menfî kutbuna nefis diyoruz. Ruh¸ insanın Allah'tan kaynaklanan yönlerinin tamamı¸ nefis ise beden menşeli vasıflarının bütünüdür. Ruh ezelî ve ebedîdir¸ ama dünya planındaki seyrini nefis olmadan sürdüremez. Tasavvufî sülûkta nefsi öldürmek değil¸ ıslah esastır. Ruh nefsi¸ nefis de ruhu esir edebilir.[iii]


Nefsi ruhun hizmetine verebilmek için¸ öncelikle nefsin sıkı bir eğitime tabi tutulması gerekir. Bir doğan avcısının kuşunu evcilleştirmesi gibi¸ mürşid-i kậmiller de kendi hakikatinden kaçan gâfilleri Hak ile ünsiyet peydâ ettirmeye ve Hak sarayına yaraşır bir kıvama gelmelerine çalışırlar. Zira padişahın avcısı doğan avlayınca¸ önce onun gözünü¸ sonra ayaklarını bağlar. Doğanın nefsi körelsin¸ vahşiliği kalmasın ve avcıya alışsın diye gündüzleri aç ve susuz¸ geceleri uyanık tutar. Avcıya alışıp evcilleşince¸ avcı ona avlamayı öğretir. Avlamayı öğrenince¸ padişahın huzuruna götürür. Doğan padişahın yanına gelip eline konar. Aslında avcının maksadı¸ doğanın gözünü ve ayaklarını bağlamak¸ onu aç¸ susuz ve uykusuz bırakmak değildir. Avcının tek gayesi doğana avlamayı öğretmektir. Gerçi maksat sadece doğanın avlamayı öğrenmesi de değildir. Avlamayı öğrenerek padişaha yaklaşmasını sağlamaktır. 


Cenâb-ı Hak buyuruyor:


"Nefse ve onu düzenleyene¸ sonra da ona hem kötülüğü hem de ondan sakınmayı ilhâm edene yemin olsun ki¸ nefsini tertemiz yapan kurtuluşa ermiş¸ onu (cehâlet ve günahlar ile) mâsiyetlere gömen de ziyân etmiştir."[iv]


Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular:


"Allah'ım¸ beni göz açıp kapayıncaya kadar¸ hattâ ondan daha az bir zaman bile nefsimle baş başa bırakma."[v]


Anlatılır ki bir derviş¸ şiddetli riyâzetlerden sonra nefsine¸ "Sen kimsin¸ ben kimim?" diye sorar. Nefsi bu soruya "Sen sensin¸ ben de ben!" diye cevap verir. Bunun üzerine derviş ikinci defa nefsini tezkiyeye koyulur. Öyle gayret eder ki¸ bu uğurda yaya olarak defalarca hacca gider. Bütün bunlardan sonra nefsine aynı soruyu yine sorar. Aldığı cevap birinci cevapla aynıdır. O zaman öncekilerden daha sıkı bir riyâzete başlar ve çareyi yemeği azaltmada bulur. Sonuçta nefsinin kötü arzularını öldürmeyi başarır ve ona aynı soruyu sorar. Aldığı cevap şöyledir: "Sen sensin¸ ben yok oldum ve artık varlığımdan hiçbir eser kalmadı!" Böylece Allahu Teâlâ'nın yardımıyla derviş huzura erer…"[vi]


Dervişlerinin Nefsini Köreltmek


Aynı şekilde¸ mürşid-i kậmiller de önce dervişlerini avlarlar. Halvet hücresine alır¸ karanlık bir odaya sokar¸ kalabalıklardan kurtulup kendi iç dünyasına nazar etmesini sağlar¸ bir iç muhâsebesi gerçekleştirmesini ister¸ kendisi ile yüzleşmesine zemin hazırlar¸ her türlü kayıtlardan uzaklaşıp Hakk'ı idrak etmesini hatırlatır ve Hak'tan kaçan yabânî tabiatının giderilmesine çalışır.


Dillerini bağlar¸ yani dervişi halvet ve uzlete sokar¸ günlerce aç ve susuz bırakır¸ geceleri uyanık tutar¸ geceleri kâim¸ gündüzleri sâim olur¸ kötü sözlerden dilini tutmasını¸ hayır söylemeyi öğrenmesini¸ dillerini Hakk'ın zikrine alıştırmasını¸ kalbinde Hakk'ı murâkabe ve tefekkür etmesini öngörür. Böylece dervişlerinin nefsini köreltir. Sonunda dervişin hayvânî/yabânî ve şeytânî kuvvetleri azalır.


Mürşid¸ daha sonra ona avlamayı öğretir. Dervişin avı; ilim¸ marifet¸ muhabbet¸ müşậhede ve miậyenedir.


Avlamayı öğrenince padişahın huzuruna gelip ona yakın olur. Padişaha yakın olunca kurtulur ve kurtulanlar zümresine girer. Yegâne padişah ise Hazret-i Allah'tır. Dolayısıyla mürşid-i kậmillerin gayesi dervişlerini kendilerine bende kılmak değil¸ Allah'a kul olabilmelerini sağlamaktır. Onlar sadece birer kılavuzdur. Tek gayeleri; Hakk'a giden yolcuları harâmîlerin saldırılarından korumak¸ menzil-i maksûda selâmetle ulaşmalarını sağlamaktır.[vii]


İnsanın içindeki nefis putunu¸ demir ve çakmak taşı metaforu ile izah eden Mevlânâ¸[viii] "Sûrî putları kıvılcıma; insanın içindeki nefsi çakmak taşına benzetir. Kıvılcımlar su ile söndürülebilirken¸ çakmak taşındaki ateş alma hassasının değme su ile söndürülemeyeceğinden¸ söner gibi görünse de fırsat bulunca alevlenmeye başlayacaklarından bahseder. Yûsuf (a.s.) gibi bir peygamberin bile¸ "Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefs¸ Rabbimin merhameti olmadıkça¸ kötülüğü emreder. Doğrusu Rabbim bağışlayandır¸ merhamet edendir."[ix] dediğine işarette bulunur. Sözlerinin devamında¸ nefsinde çarpışmaya âmâde taşlar ve demirler bulunan insan bu ikisinden emin olamaz¸ çakmak taşı ve demir¸ ateşi içlerinde tuttuğundan¸ onların ateşine su tesir etmez." der. Ona göre¸ insanın benliğindeki bu sorun halledilmeden¸ dışarıdaki kıvılcımları söndürmeye çalışmak hiçbir zaman kötülükleri gidermeye yetmeyecektir. Kendi içerisindeki nefis ile mücâdele edip onu dizginlemeyen kişiler için dışarıdaki putlar¸ sadece bu ateş kaynağının birer kıvılcımı mesâbesindedir. Fakat bu içteki ateş kaynağının söndürülmesi de o kadar kolay değildir. Zira dışarıdaki kıvılcımlar su ile söndürülebilirler. Yani dışarıda işlenen kötülükler; toplum baskısı ve hukuk normu gibi dış faktörlerle önlenebilir¸ ama insan¸ nefsiyle baş başa kalınca¸ bu tür toplumsal veya hukûkî bir normla karşı karşıya kalmayınca¸ kötülük kaynağı yine harekete geçecektir. Kısaca Mevlân⸠diğer bütün kötülükleri nefsin ve şehvetin birer dış tezâhürü olarak kabul eder.


Nefis Putunu İzale Etmek


Takip eden beyitlerde putları bir kap içindeki suya¸ nefsi ise kesilmeyen bir su kaynağına benzeten[x] Mevlân⸠kaptaki suyun sonu gelirken kaynak suyunun kesilmeyeceğinden bahseder. Buna göre dışarıdaki putları kırmak kolayken¸ nefis putunu izale etmek o kadar kolay değildir.


Bir diğer benzetmesinde nefsi¸ yedi kapılı cehenneme benzeten Mevlân⸠hâviye¸ sakar¸ se'îr¸ cahîm¸ lezâ ve hutame isimli cehennem kapılarına muâdil olarak nefsin; dünya sevgisi¸ gazap¸ şehvet¸ yalnız kendi nefsini düşünme¸ kibir¸ haset ve riyâ[xi] isimli kapılarından bahsetmektedir. Gerek çakmak taşı ve demir metaforu¸ gerekse cehennem kapısı benzetmesiyle Mevlân⸠nefsin özelliğinin ateş olduğuna vurgu yapmaktadır.


Mevlânâ'nın bahsettiği nefis metaforlarının gelişim seyrine dikkat çeken Âşık Paşa ise nefis mücâdelesi yapan alperenin şu dokuz haslete ihtiyaç duyduğunu belirtir ve bu bunları şu şekilde sıralar:


1. Velâyet sahibi olması


2. Riyâzet


3. Kifâyet


4. Aşk


5. Tevekkül


6. Şeriat bilgisi


7. Himmet


8. İlim


9. Dostları.[xii]


Dervişlik yoluna sıdk ile girmeye davet eden Eşrefoğlu Rûmî¸ dervişin nefsini nasıl terbiye etmesi gerektiğini şöyle terennüm eder:


Bu dervişlik yoluna


Sıdk ile gelen gelsin


Hak'tan özge ne ki var


Gönlünden silen gelsin


Dervişlik dedikleri


Nihâyetsiz denizdir


Bu payansız denizin


Mevcini duyan gelsin


Dervişlik dedikleri


Bir tükenmez kân olur


Hass u âmm kul u sultân


Bu kandan alan gelsin


Derviş dolu nûr doğar


Her lahza göğe ağar


Ben diyem doğru haber


Canına kıyan gelsin


Dervişin kolu uzun


Çıkarır münkir gözün


Şarktan garba düpdüzün


Sonmadık iren gelsin


Dervişler Hakk'ın dostu


Canları ezel mesti


Aşk şem'ini yaktılar


Pervâne olan gelsin


Bu Eşrefoğlu Rûmî


Dervişliğe geleli


Nefsindendir çektiği


Nefsin öldüren gelsin






[i] M. Zahid Kotku¸ Tasavvufi Ahlak¸ Seha Neşriyat¸ İstanbul 1979¸ c. II¸ s. 14.



[ii] Ebü'l-Kasım Abdülkerim el-Kuşeyrî¸ er-Risậletü'l-Kuşeyriyye fi ilmi't-tasavvuf¸ haz. Ma'rûf Zerrik & Ali Abdülhamid Baltacı¸ Dârü'l-Hayr¸ Beyrut 1993¸ s. 423.



[iii] Y. Nuri Öztürk¸ Kur'an ve Sünnete Göre Tasavvuf¸ Yeni Boyut¸ İstanbul 1989¸ s. 123-4.



[iv] 91/Şems¸ 7-10.



[v] Ebû Dâvûd¸ Edeb¸ 110; Müsned¸ V¸ 42.



[vi] İsmail Hakkı Bursevî¸ Rûhu'l-Beyân¸ 5.cilt¸ Erkam Yay.



[vii] Azizüddin Nesefî¸ Tasavvufta İnsan Meselesi -İnsan-ı Kâmil-¸ trc. Mehmet Kanar¸ Dergâh Yayınları¸ İstanbul 1990¸ s. 53.



[viii] Mevlânâ Celâleddîn Rûmî¸ Mesnevî¸ çev. Velede İzbudak¸ haz.Abdülbaki Gölpınarlı¸ MEB Yayınları¸ Ankara 1998¸ c. I¸ beyit no: 769-773.



[ix] 12/Yûsuf¸ 53.



[x] Mevlân⸠Mesnevî¸ c. I¸ beyit no: 775-778.



[xi] Mevlân⸠a.g.e.¸ c. I¸ beyit no: 778-779.



[xii] M. Ali Aynî¸ Türk Ahlâkçıları¸ İstanbul 1993¸ s.25.

Sayfayı Paylaş