GEÇMİŞİN PİŞMANLIĞI VE GELECEĞİN ÖZLEMİ İLE ZAYİ OLAN ÖMÜRLER

Somuncu Baba

Hayatımızda üç önemli zaman dilimi vardır. Dün¸ bugün ve yarın. Daha geniş bir açıdan ifade edecek olursak geçmiş zaman¸ şimdiki zaman ve gelecek zaman. Dün geçmiştir¸ geleceğe ulaşacağımız belli değildir. Biz şu anda yaşamaktayız. Son zamanlarda moda olan bir ifadeye göre "an itibarı ile" yapılan işler¸ şayet kayda değer bir şeyse hayata anlam katmakta ve kişiyi geleceğe hazırlamaktadır.

Hayatımızda üç önemli zaman dilimi vardır. Dün¸ bugün ve yarın. Daha geniş bir açıdan ifade edecek olursak geçmiş zaman¸ şimdiki zaman ve gelecek zaman. Dün geçmiştir¸ geleceğe ulaşacağımız belli değildir. Biz şu anda yaşamaktayız. Son zamanlarda moda olan bir ifadeye göre "an itibarı ile" yapılan işler¸ şayet kayda değer bir şeyse hayata anlam katmakta ve kişiyi geleceğe hazırlamaktadır.


Bugün¸ dünün eseridir. Bugünün başarısı da¸ hezimeti de dünden kazanılmıştır. Yarını da bugünden yapılan işler hazırlayacaktır. İçinde bulunduğu halden memnun olmayan bir kısım insan¸ geçmişte şu hatayı yapmasaydım şimdi bu sıkıntıyı yaşamazdım¸ düşüncesiyle sürekli geçmişin pişmanlığını yaşar. Bazıları da geçmişte yaşanan olumsuzluklardan başkalarını suçlar. Geçmişte yapılan hatalara düşmemek için geçmişin muhasebesini yapmak¸ geçmişten dersler çıkarmak ve böylece geleceğe daha iyi hazırlanmak¸ güzel bir tutumdur hatta elzemdir. Geçmişten ders çıkarmak¸ aklını kullanmasını bilenlerin tarzıdır ancak geçmişte yaşanan olumsuzlukları takıntı haline getirmek başlı başına bir problemdir. Zira sürekli geçmişin sorunları ile zihnini meşgul edenler¸ henüz bu güne gelememekte¸ bugünü yaşayamamakta¸ anın fırsatlarını kaçırmakta¸ doğal olarak geleceği de riske atmaktadır.


Öte yandan bazı hırslı ve idealist kişiler¸ zengin olma¸ kariyer yapma¸ popüler olma vb. saiklerle sürekli hayali planlar kurarlar¸ hayalleri gerçekleştiğinde eski planlarını revize ederler¸ yeni planlar hazırlarlar¸ hedeflerine ulaştıklarında çıtayı yükseltirler. Başarıyı ve mutluluğu¸ kurdukları hayalin gerçekleşmesine bağlarlar. Geleceğin özlemi ile sürdürülen koşuşturma ve mücadele bir ömür boyu sürer. Bu esnada yaş ilerler¸ beden yıpranır¸ vaktinde yaşanması gerekenler yaşanmış değerler olarak kayıp hanesine yazılır¸ fırsatlar kaçar ve ömür zayi olur. Bu durumda geçmişe takılı kalanlarla¸ geleceğin özlemi peşinde koşanlar¸ bu günü¸ anı zayi etmekle aynı hatayı yapmış olurlar. Bir farkla¸ geleceğin özlemi peşinde koşanların halen bir yerde işi rölantiye alarak anı yaşama ihtimali vardır.


Güzel bir gelecek özlemi ile sürekli hedefler peşinde koşma eleştirişinden hedefsizliği ve idealsizliği öngördüğümüz sonucu çıkarılmamalıdır. Hiçbir amacı ve ideali olmayan bir insanın ne kadar insan olduğu tartışmalı hale gelir. Ulvi gayeler peşinde koşmak ve mücadele etmek hayata anlam katar ve insanı yüceltir. Biz¸ ideal peşinde koşarken bu günün ihmal edilmesini eleştiriyoruz.


Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.)¸ ashabı ile açık bir alanda sohbet ederken eline bir çöp aldı ve birbirine paralel üç çizgi çizdi¸ sonra da bu çizgilere yüklediği anlamı şöyle izah etti: İlk çizgiyi irşat ederek¸ bu şu andır¸ ortadaki çizgiyi işaretle¸ bu eceldir¸ üçüncü çizgiyi işaretle¸ bu da tûl-i emeldir¸ buyurdu. Beşerî arzular¸ özlemler¸ emeller o kadar çok ki bir ömre sığmıyor. Ömür bitiyor ama emeller bitmiyor.


Günümüzde birçok insanın farkında olmadan yaşadığı "anı ihmal etme sorununu" çekirdek aile bağlamında örneklendirelim:


Ahmet Bey ile Ayşe Hanım 25 yıl önce evlenmişlerdir. Her ikisinin de gençlikte kurdukları hayalleri ve beklentileri vardır. Ayşe Hanım¸ prenseslere özgü bir düğünle dünya evine girmeyi planlamış¸ takıları¸ alyans kolyesi ve kimsede olmayan ziynet eşyaları olmasını istemiştir. Herkes tarafından konuşulan düğünlerinin hatıra olarak yıllarca hatırlanmasını¸ balayında yaşadıkları tecrübenin ise ikisine özel bir hatıra olarak kalmasını hayal etmiştir. Ayşe Hanım¸ evine gelen hanım arkadaşlarının¸ maşallah evinde hiçbir eksiği yok¸ her şey lüks ve son moda¸ sözleri ile mutlu olmayı beklemiştir. Ahmet Bey ise borçlanarak yaptığı düğün sonrasında öncelikle borçlarını kapatmayı¸ ardından lüks bir araba ve güzel bir ev almayı hayal etmiştir. Bir devlet memuru olan Ahmet Bey'in düğün borçlarından kurtularak iyi bir ev ve araba alması¸ şayet eşi çalışmıyorsa en az 20 yıl zamanını alır. Ayşe Hanım çalışıyorsa 10 sene içerisinde kredi çekerek iyi bir ev ve araba sahibi olabilirler¸ kredi taksitlerinin bitmesi yine evlilik tarihinden itibaren 20 yılı bulur.


Beşerî ihtiyaçların ve isteklerin gelir düzeyine göre makul ve meşru ölçülerde karşılanması kadar doğal bir şey olamaz. Bütün istekler¸ Ayşe Hanım'ın güzel bir düğün ve rahat bir ev beklentisinden¸ Ahmet Bey'in istekleri de güzel bir ev ve arabadan ibaret olsa ne ala. Yıllar geçtikçe ve ömür ilerledikçe arzular güncellenir. Ayşe Hanım¸ yeni isteklerini daha kolay bir şekilde Ahmet Bey'e kabul ettirebilmek için¸ düğün aşamasında ve evliliğin ilk yıllarında meydana gelen bazı eksik ve kusurları sık sık gündeme getirerek sürekli mağduriyet edebiyatı yapar. Ayşe Hanım¸ düğünde konfeti patlatılmadı¸ düğün pastası da sipariş ettiğimiz gibi değildi¸ gelin arabası olarak ben şu marka istemiştim sen ise başka marka bir araba ayarlamışsın vb şeylerle Ahmet Bey'i sürekli suçlar. Ahmet Bey¸ hayatım çok özür dilerim¸ ancak bu kadar oldu¸ eksiklikler¸ bizim bilgimiz dışında meydana geldi¸ dese de Ayşe Hanım'a zaman zaman eşini suçlayacağı bir malzeme gerektiği için geçmişte yaşanan kusurları ısıtıp ısıtıp gündeme taşır. Ahmet Bey ise eşi ile bir arada ama başka âlemlerde yaşamaktadır. Kurumunda kariyer yapmayı¸ müdür¸ hatta daire başkanı olmayı hedeflemektedir. Bir yandan da yüksek lisans ve doktora çalışması yapmaktadır. Akademik kariyer yapması ve kurumunda istediği düzeye gelememesi halinde üniversiteye geçmeyi B planı olarak yedekte tutmaktadır.


Ayşe Hanım¸ Ahmet Bey'in sınavdan sınava koşmasını¸ kariyerini öncelemesini ve kendi isteklerine kulak tıkamasını ciddi sorun olarak değerlendirmektedir. Ayşe Hanım eşine¸ "Hani yeni tanıştığımız günlerde ve nişanlılık döneminde beni elde etmek için yapmayacağın şey yoktu¸ ne oldu şimdi? Düğünde ve balayında şunları şunları yapmamandan da zaten belliydi¸ nasıl olsa beni elde ettin¸ şimdi hiçbir isteğimi dikkate almıyorsun¸ siz erkek milleti böylesiniz işte." vb sözlerle Ahmet Bey'in kariyer yolculuğunda aracına bir nevi takoz koymak ister. Ahmet Bey de¸ "Hayatım¸ biraz daha sabret¸ bir müdür olayım¸ üniversiteye geçeyim her şey yoluna girecek¸ göreceksin daha mutlu günlerimiz de olacak¸ senden biraz daha anlayış bekliyorum."sözleri ile eşinin isteklerini ötelemeye çalışır. Bu arada çocuklar büyümektedir. Eşler işe¸ çocuklar kreşe gitmekteyken¸ eşler aynı işe devam ederler ama çocuklar her yıl okulların ve üniversitenin sınıflarını birer birer geçerek ebeveynlerinin 25 yıl önceki durumlarına gelirler. Ayşe Hanım¸ hâlâ 25 yıl öncesindedir yaşayamadığı hayallerinin derdi ile yanmaktadır¸ Ahmet Bey ise 25 yıl sonrasının –tabi ömrü varsa- özlemi ile yaşamaktadır. Geçmişin pişmanlığı ve geleceğin özlemi içinde ihmal edilen günler de¸ ihmal edilmiş paslı anlar zinciri olarak mazi olmuştur. Ahmet Bey ve Ayşe Hanım'ın çocuklarının çocukluk ve gençlik ihtiyacı belli ölçülerde karşılanmıştır¸ onlar da iyi okullarda okuyarak muhtemelen belli bir düzeye gelmişlerdir ancak anneden almaları gereken sevgi¸ ilgi ve şefkatten¸ babadan almaları gereken dirayet¸ temsil¸ cesaret ve özgüven duygusundan mahrum kalmışlardır. Ayşe Hanım ile Ahmet Bey¸ kendi âlemlerinde kendi hayallerini yaşarken çocukları¸ televizyon ve internet tarafından yetiştirilmiştir.


Modern dünyada dört beş kişiden oluşan çekirdek ailede¸ aile ferdi kadar farklı dünya kurulmakta ve yaşanmaktadır. Modern dünyanın aileleri bir çatı altında bir arada yaşamaktadır ancak birlikte yaşanılan ve paylaşılan bir hayat söz konusu değildir. Bir ailede birlikte yaşayamayan¸ sevinç ve hüznünü paylaşamayan fertler¸ anlamsızlığın doğurduğu mutsuzluk girdabına yuvarlanmakta¸ varlık içinde maneviyat yokluğunu ve anlam yoksunluğunu yaşamaktadırlar.

Sayfayı Paylaş