OSMANLIDA AKINCILARIN HAZİN ÖYKÜSÜ

Somuncu Baba

"Akıncıların teşkilât yapıları çok dinamikti. Kurumsal yapıları akıncı kanunuyla tesis edilmişti. Daimi ordu birliklerine mensup değillerdi¸ belli bir maaş ve kışlaları yoktu¸ vergiden muaftılar¸ bazılarının tımarları vardı."

Akıncı¸ "akın yapan" manasında¸ Osmanlı hafif süvari birlikleri için kullanılmıştır. Akıncıların¸ düşman arazisini tahrip edip zayıflatmak¸ ani baskınlarla düşmanı dehşet içinde bırakarak maneviyatını kırmak¸ keşif hareketleri yapmak¸ düşmanın pusu kurmasına mani olmak¸ ganimet ve esir almak¸ geçitleri¸ yolları¸ köprüleri emniyet altında bulundurmak¸ istihbarat yapmak¸ düşmanı barışa zorlayıcı askeri harekâtlar yapmak gibi muhtelif vazifeleri vardır.[1]Akıncılar¸ eski Selçuklu "uç teşkilâtı"nın yerine kurulmuştur. Akıncı teşkilâtın temeli Osman Bey zamanında Köse Mihal tarafından atılmıştır. Orhan Gazi zamanında daimi piyade ve süvari birliklerinin kuruluşuna kadar askerlik hizmetlerini akıncılar yapmıştı. Akıncılığın bir ocak şeklinde kurumlaşması Gazi Evrenos Bey tarafından yapılmıştır. Sultan I. Murad devrinde Yeniçeri Ocağı'nın kurulmasından sonra akıncılar¸ sınır boylarına kaydırılmıştır.[2]Akıncı ailelerinden Evrenosoğulları Arnavutluk ve Dalmaçya taraflarına; Mihaloğulları Bosna¸ Semendire ve Sırbistan bölgesine; Malkoçoğulları Silistre tarafına; Turhanoğulları da Teselya ve Mora bölgesine yönlendirilmişti. Bu akıncı aileleri faaliyet gösterdikleri bölgelerde pek çok vakıf eser inşa ederek kurumsal izler bırakmışlardır.


Anadolu'dan Gelen Türk Yiğitleri


Padişahlar¸ Osmanlı devlet merkezini sürekli¸ uçlara yakın şehirlere taşıyorlardı. Edirne¸ Rumeli fetihlerinin merkeziydi. Akıncı beylerinin başlarına toplanan binlerce akıncıyı¸ Anadolu'dan gelen Türk yiğitleri oluşturuyordu. Bunlar¸ akıncı beyinin veya padişahın yaptığı fetihlerle ele geçirilen yeni arazilerde tımarlı sipahi oluyor¸ onların yerine de yeni gönüllüler geçiyordu. Hudutlarda akıncı beylerinin emrinde hem kadrolu akıncılar hem de sıra bekleyen¸ gönüllüler bulunuyordu.[3] Akıncıların teşkilât yapıları çok dinamikti. Kurumsal yapıları akıncı kanunuyla tesis edilmişti. Daimi ordu birliklerine mensup değillerdi¸ belli bir maaş ve kışlaları yoktu¸ vergiden muaftılar¸ bazılarının tımarları vardı.[4] Bütün ihtiyaç; kılıç¸ kalkan¸ ok¸ yay¸ mızrak¸ gürz¸ pala ve zırh gibi teçhizatlarını mensubu oldukları kumandan vasıtasıyla yaşadıkları bölgelerden veya akınlardan elde ediyorlardı. Akıncılar¸ Mihallı¸ Turhanlı¸ Evrenosoğlu¸ Malkoçoğlu akıncıları gibi mensubu bulundukları akıncı kumandanlarının isimleriyle anılırlardı. Akıncı olabilmek için genç¸ güçlü ve "ehl-i hâl ve'l-akt" olmak gerekirdi.[5]


Ayrıca yaşadıkları uçlarda düşman ülkeye akınlar düzenleyerek maddî ve manevî olarak çökertme¸ sindirme¸ göçe zorlama; ordu sefere giderken öncülük (keşif); dönerken de arka güvenliğini sağlamak; savaşılan ülkeye yardım gönderebilecek ülkelere akınlar düzenleyerek meşgul etmek; meydan savaşlarında gerekiyorsa muharebeye katılmak; savaşılan ülkenin geçit¸ kule ve garnizonlarının bağlantılarını tutmak gibi önemli görevleri vardı.[6] Akıncıların sulh içinde olunan bir ülkeye veya ülke dâhilinde akında bulunması mümkün değildi. Bu gibi durumlarda akında bulunanlar cezalandırılırdı.


Akıncıların Sonu


Osmanlıların Eflak eyaletinin voyvodası Mihail (Mihail Viteazul) 1590'lı yıllarda isyan etti. Bu isyanın bastırılmasına Sultan III. Mehmed¸ hükümdar olduktan sonra¸ o sırada Belgrad'da kışlayan Sadrazam Koca Sinan Paşa'yı azledip yerine tayin ettiği Sadrazam Ferhat Paşa'yı¸ görevlendirdi. Osmanlı vezirlerinin kendi aralarındaki siyasî çekişmeleri¸ Avusturya cephesindeki sorunların çözümü ile Eflak voyvodası Mihail isyanının bastırılması meselesini uzattı. Nihayet¸ 18 Temmuz 1595 tarihinde Sadrazam Koca Sinan Paşa¸ 100.000 kişilik bir orduyla Eflak voyvodası Mihail'in üzerine yürüdü. Osmanlı Ordusu'nun karşısında tutunamayacağını anlayan Mihail¸ savaşı göze alamayarak sürekli geri çekilip Osmanlı ordusunu bataklıklara çekmeye çalıştı. Bunun üzerine Sadrazam Sinan Paşa¸ Mihail'e bir ders verdiğini düşünüp daha fazla ilerlemeyerek¸ Bükreş'in güvenliği için Satırcı Mehmed Paşa'yı 2.000 askerle bırakarak geri çekilmeye başladı. Osmanlı Ordusu'nun harekâtını günü gününe takip eden Voyvoda Mihail¸ Sinan Paşa Targovişte (Targoviste) şehrinden ayrılır ayrılmaz Eflâk'a girdi. Bundan sonra da¸ Osmanlı Ordusu'nu bir günlük mesafeden takip etmeye başladı¸ 19 Ekim 1595 tarihinde Targovişte'yi ele geçirerek¸ şehri savunan 3500 Osmanlı askerini çeşitli işkencelerle katlettirdi. Bu sırada Osmanlı Ordusu¸ Tuna'nın kuzey kıyısına ulaşmış Yergöğü Kalesine gelmişti. Yergöğü'nün karşısında¸ Tuna'nın öbür kıyısındaki Rusçuk'a geçecekti. Önce Sadrazam Sinan Paşa ve maiyeti Tuna'yı geçerek Rusçuk'a ulaştı. Osmanlı Ordusu ve ağırlıkların karşıya geçmesi üç gün sürecekti. Ordunun arka güvenliğini akıncılar sağlıyordu. Akıncılar geçtikten sonra Yergöğü Köprüsü yıkılacaktı. Bu sefer sırasında Osmanlı Ordusu¸ bilhassa akıncılar¸ çok ganimet elde etmişti. Koca Sinan Paşa¸ bu ganimetten beşte bir devlet payını (pençik)¸bilhassa serdar payını almak için köprübaşlarına tahsildarlar koydu.[7]


Tahsildarların hazine ve serdar payını almaları sebebiyle köprüden geçiş süresi uzadı.[8] Sinan Paşa¸ âsi voyvoda Mihail'in 70.000 kişilik bir ordu ile yaklaşmakta olduğu bilgisiyle¸ tahsildarların köprüdeki geçişi yavaşlattığı¸ tahsildarların hazineye serdar paylarını geçişten sonra alması¸ ordunun Tuna'nın iki yakasında ikiye ayrılmasının çok tehlikeli olduğu uyarılarını dinlemedi. Voyvoda Mihail¸ Osmanlı Ordusu köprüden geçinceye kadar¸ bir harekette bulunmadı. Akıncılar hariç¸ ordunun geçişi tamamlandıktan sonra köprüye ateş açtırdı. Düşman toplarının sesi duyulunca Sinan Paşa ganimet toplamaktan vazgeçtiğini bildirdi. Ancak bu emir çok geç verilmişti. Bir kaç isabet alan tahta köprü çöktü¸ binlerce akıncı Tuna nehrinde boğuldu (24 Ekim 1595). Henüz köprüden geçemeyen birkaç bin akıncı da düşman kılıçları altında can verdi.[9]Yergöğü Köprüsü hadisesini. Böylece düşman takibi dolayısıyla hızla geçilmesi gereken köprü bu işlemler dolayısıyla tıkandı. Geçişler geciktikçe gecikiyordu. Ama ganimet hisselerini almakta olan Koca Sinan Paşa'nın keyfine diyecek yoktu. Para hastalığı nüksetmiş¸ Mihail'in takibini çoktan unutmuştu. Böyle bir yöntemi o icat etmişti. Ona göre bu çok akıllıca bir işti. Kimse mal kaçıramayacak¸ kuruşuna kadar tahsil edilecekti.


Görülmemiş Bir Felaket


Bu sırada Voyvoda Kanlı Mihail yetmiş bin kişilik ordusuyla gittikçe yaklaşmaktaydı. Gözü doymaz Koca Sinan Paşa'ya Tuna nehrinin iki yakasında orduyu ikiye ayırmanın çok tehlikeli olabileceği defalarca söylenmişse de¸ o bu uyarıları dikkate almamıştı. Mihail ise olanların farkına varmış¸ kurnazlık düşünüyordu. Osmanlı Ordusu geçene kadar pusuda bekledi. Orduyu muhafaza ile görevli akıncılar hariç olmak üzere¸ diğer askerlerin tamamen geçmesini bekledi. İstediği pozisyonu yakalayınca da top ateşiyle köprüye nişan aldı. Bu sırada tarihî facia meydana gelmeye başladı. Akıncıların asla düşmana teslim olmama prensiplerini iyi bilen Kanlı Mihail¸ köprüyü geçmeye çalışan akıncıların bir kısmını köprüyle beraber Tuna'nın sularına gömdü. Şimdi karşı yakadaki yaklaşık 100 bin Osmanlı askeri¸ akıncıların suya gömülmesini canlı film seyreder gibi seyretmek durumundaydılar. Hiçbir şey yapacak durumda değillerdi. Açgözlü Koca Sinan Paşa'nın da artık yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı. Akıncıların yarısı yanan köprü ile beraber sulara gömülerek şehit olmuş¸ kalan kısmı da 70 bin kişilik Kanlı Mihail ordusu tarafından son askerine kadar şehit edilerek yok edilmişlerdi. İşte bu köprü faciası tarihlere bir kara leke olarak sürülmüştür.[10]


 Dönemin tarihçileri Yergöğü Köprüsü faciasının yegâne sorumlusunun Koca Sinan Paşa olduğunu yazmaktadırlar. Ordu¸ paşa aleyhinde bazı nümayişler yaptıysa da değişen bir şey olmadı. Sinan Paşa¸ 8 Kasım 1595'te Rusçuk'tan ayrıldı. Rusçuk-İstanbul yolundayken sadaretten azledildi.[11] Sadarete¸ padişahın Manisa Sancağı'ndan lalası olan Mehmed Paşa getirildi. Ancak Lala Mehmed Paşa¸ dokuz günlük bir sadrazamlıktan sonra öldü. III. Mehmed¸ o sırada sadrazamlık bekleyen Kaymakam İbrahim Paşa'yı "Ferhad Paşa'yı yok yere katlettirdi" diye¸ Malkara'ya sürgün ettiği Koca Sinan Paşa'yı tekrar sadrazamlığa tayin etti. Vezir Ferhat Paşa'nın¸ onun öldürülmesiyle Lala Mehmed Paşa'nın hizmetinde bulunan ve 1593 yılında orduya katılarak¸ Osmanlı Devleti'nin Avusturya cephesindeki gelişmelere yakinen şahit olan Tarihçi İbrahim Peçevi[12]¸ Sinan Paşa'nın beşinci defa sadarete getirilişini¸ kesesinin şişkin oluşuna ve dolayısıyla koruyucularının çokluğuna bağlamakta¸ akıncıların sonunu getiren Yergöğü Köprüsü faciasını da "görülmemiş bir felaket" olarak nitelemektedir.[13]Sonuç olarak¸ Yergöğü Köprüsü hâdisesinden sonra akıncılar¸ bir daha toparlanamadı ve zamanla silinip gittiler. Sadrazam olmuş¸ serdarı Ekrem olmuş¸ fakat para¸ şan¸ şöhret hırsı yüzünden ihanete varan adımları çekinmeden atmış bir Paşa. Osmanlı tarihinin en kara lekelerini tarih sayfasına yazdırmış asırlardan beridir hizmet etmiş ve çok başarılar elde etmiş olan Akıncıları kendi hırsı¸ nefsi arzuları uğruna yok etmiş olan bu paşa hakiki anlamda yüz karası ve tarihin kendisini af etmeyeceği bir sima. Bu olayla tarihin yönü değişmiş bir milletin kaderi sıkıntılı günlere doğru yol almıştır. XVII. asrın ortalarında sayıları 2 ile 3 binlere düşen Akıncılar yok olmaya mahkûm olmuşlardır. Esasen Yergöğü Köprüsü hâdisesinin yaşandığı dönem¸ akıncı ocağı açısından hazin bir son olmuştur.


 






[1]Şemseddin Sâmi¸ Kamus-ı Türkî¸ 1317¸ s. 45-46.



[2]Abdülkadir Özcan¸ "Akıncı"¸ DİA (1989)¸ II¸ s. 249.



[3]Akdağ¸ Mustafa¸ Türkiye'nin İktisadî ve İçtimaî Tarihi (1243-1453)¸ I¸ Ankara 1979.



[4]Başbakanlık Osmanlı Arşivi¸ TD. 625 (1586)¸ s. 346- 351.



[5]¸ İsmail Hakkı Uzunçarşılı¸ "Akıncı"¸ İA¸ I¸ 1993.



[6]Mühimme Defterl¸ Numara 5/Belge No: 53¸ 56¸ 239¸ 577¸ 716¸ 903¸ 1088¸ 1277¸ 1305¸ 1549¸ 1550¸ 1583¸ 1688¸ 1765¸ 1866.



[7]Solakzâde Mehmet Hemdemi Çelebi¸ Solakzâde Tarihi¸ II¸ (Hazırlayan: Dr.Vahid Küçük)¸ Kültür Bakanlığı¸ Ankara 1989¸ s. 363-370.



[8]Mustafa Âlî¸ Künhü'l-Ahbâr¸ Süleymaniye Ktp. Esad Efendi Kol. Nr: 2162¸ vr. 598a¸ 598b- 599a.



[9]Yılmaz Öztuna¸ "Türk Akıncıları ve Akıncı Ocağının Sönmesi" Hayat Tarih Mecmuası¸ (Haziran1972). Sayı; 5.



[10]Joseph Von Hammer¸ Büyük Osmanlı Tarihi¸ 4¸ Üçdal Neşriyat¸ İstanbul 1990¸ s. 234



[11]Mustafa Naima Efendi¸ Naima Tarihi¸ I¸ (Çeviren: Z. Danışman)¸ İstanbul 1967.



[12]Peçevi İbrahim Efendi¸ Peçevi Tarihi¸ I¸ (Hazırlayan: Pof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal)¸ Kültür ve Turizm Bakanlığı¸ Ankara 1981¸ s. XIV. Peçevi¸ II¸ 1982¸ s. 161.



[13]Peçevi¸ II¸ 1982¸ s. 161-177.

Sayfayı Paylaş