MÜSLÜMANIN BAYRAM SEVİNCİ

Somuncu Baba

“Bizim bayramlarımız¸ tekbîr ve namazla başlar¸ bayramın açılışı camide yapılır. Müslümanın bayramında çılgınlık¸ günah ve israf yoktur. Müslümanın bayramı sadece neşe¸ sevinç ve gülüp oynama serüveni değil¸ aynı zamanda özel bir ibadettir.”


Ramazan ayı¸ Müslümanın ibadet ve rahmet panayırıdır. Zira Ramazan'da ibadet ve rahmet yoğunluğu göze çarpmaktadır. Çünkü Ramazan ayı Müslümanlar için bir dolum ayıdır. Diğer yandan Ramazan ayı¸ bizleri hayata hazırlayan bir okuldur. O¸ bizi mânen güzelliklerle tanıştırır¸ iyiliklerle donatır. Önemli olan ise¸ onun bize kazandırdıklarını Ramazan'dan sonra da sürdürebilmektir. Zira Müslümanlık bize her zaman gerekli olan bir değerdir. İslâmî güzellikler de her zaman bize yakışan erdemlerdir.


Bizlere ibadet yoğunluğunu yaşatan Ramazan¸ rahmet¸ mağfiret ve bereket ayı olarak ruhumuzda ve hayatımızda derin izler bırakan bir aydır. O aydaki kazanımlarımız¸ bir sonraki Ramazan'a kadar sürmelidir. İşte ancak o zaman Ramazan Okulu hedefine ulaşmış demektir.


Ramazan ayındaki oruç farzını eda ederek Allah’ın ihsânına eren mü’minler¸ bayram günlerinde sevinç ve neşe içerisinde olurlar. Ancak gerçek bayram¸ orucu kabul olanların¸ sa’yi makbûl olanların¸ günahları mağfûr olanların hakkıdır. Kulun Allah’a isyan etmediği her gün aslında bir bayramdır.


Ramazan ve Kurban bayramlarının gün ve gecelerini ihyâ etmemiz en önemli hassasiyetlerimizden olmalı. Zira Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:


 “Her kim Ramazan bayramı gecesiyle¸ kurban bayramı gecesini ihyâ ederse kalblerin öleceği gün onun kalbi ölmez.”[1]


Said Ebî Evs el-Ensârî (r.a.)’dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:


“Ramazan bayramı günü olunca melekler yollara durup; ‘Ey Müslümanlar topluluğu! Cömert olan Rabbinize koşunuz! O iyilik eder ve bol ihsânda bulunur¸ siz gece ibadet etmekle emrolundunuz¸ yaptınız. Gündüz oruçla emredildiniz¸ tuttunuz ve Rabbinize itâat ettiniz. Mükâfatlarınızı alınız!’ diye seslenirler. Onlar namazlarını kılınca bir münâdî şöyle sesleniyor: ‘İyi dinleyiniz! Rabbiniz sizi bağışladı. Evlerinize¸ doğru yolu bulmuş olarak dönünüz. Bayram günü mükâfat günüdür. Bu gün semâda mükâfat günü olarak isimlendirilir.’”[2]


Ebû Hureyre (r.a.)’ın rivâyet ettiği bir diğer hadîs-i şerîfte ise Peygamber Efendimiz şu hatırlatmada bulunmaktadır:


“Tekbîr getirmek suretiyle bayramlarınızı süsleyiniz.”[3]


Bayram ve Berraklık


Bayramların aslî hüviyetini Behlül-i Dânâ şöyle ifade etmektedir: “Bayram¸ yeni elbiseler giyinmek için değil¸ ilâhî azaptan kurtuluşa erip selâmet ve emniyette olabilmeyi sağlayacak merhamet tezâhürlerinin gerçekleşebilmesi içindir. Bayram¸ güzel binitlere binmek için değil¸ hata ve günahları temizleyerek nefsi berraklaştırmak ve böylece Allah’a götürecek bir kalb-i selîme sahip olmak içindir.”


Bizim bayramlarımız¸ tekbîr ve namazla başlar¸ bayramın açılışı camide yapılır. Müslümanın bayramında çılgınlık¸ günah ve israf yoktur. Müslümanın  bayramı sadece neşe¸ sevinç ve gülüp oynama serüveni değil¸ aynı zamanda özel bir ibadettir. Tutulan oruçlar¸ kılınan terâvih namazları¸ okunan mukabeleler¸ yapılan hatm-i şerifler¸ getirilen tekbîr ve tehlîller¸ kesilen kurbanlar¸ verilen fitre¸ zekât ve sadakalar¸ yapılan ikramlar bireysel ve sosyal boyutta Müslümanın ibadet zevkini tatmasını sağlar.


Bayramlar gönüllerin zerâfete ermesini¸ yetimlerin¸ yoksulların ve fakirlerin gözetilmesini sağlar. Cerrâhiyye şeyhlerinden Sefer Dal Efendi’ye göre Kurban Bayramı “Cennette Cemâlullâh’ı görmeye işarettir. Kurban edilen hayvan¸ nefsi temsil eder. Kurban kesmek bir remzdir. Mü’min nefsini Allah’a kurban ediyor demektir.” Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerine göre ise kurban “şehid”dir. Kurbanın maddî mânevî mühim faydaları vardır: Gazab-ı ilâhî’yi söndürür. Rızâ-ı ilâhî’yi söndürür. Rızâ-yı ilâhî’yi celbeder. Kurbanda çoluk çocuk ve fakir fukarâ için umûmî bir maslahat ve menfaat vardır. Kurban Bayramında avf-ı umûmî tecelliî eder.[4]


Müslüman bayramlarda sevinirken düşünmeye; kederlerini hayra tebdîl etmeye çalışır. Bayram; neşelenmeye ve mutlu olmaya değer işler yapmış olmanın sonucunda elde edilen gerçek mutluluk ve sevinçtir. Bayram; sevinmeyi hak etmektir.[5]


Bayram paylaşmaktır. Acıyı ve sevinci ortaklaşa karşılamaktır. Bayram sevmektir. Bayram dostluktur. Bayram gözyaşlarını silmektir. Bayram birbirimizin ihtiyaçlarını candan karşılayabilmektir. Bayram sevincinin nasıl hâsıl olacağını Allah (c.c.) şöyle beyân etmektedir: Sana Allah yolunda kimlere ve ne harcayacaklarını sorarlar. De ki: İnfâk edeceğiniz mal; anne-baba¸ akrabâlar¸ yetimler¸ yoksullar ve yolda kalmış garipler için olmalıdır…”[6]


Kardeşinin bir ihtiyacını karşılayan Müslümanın ihtiyacını Allah giderecektir. Kardeşinin üzüntüsünü gideren Müslümanın kıyâmet günündeki üzüntüsünü Allah giderecektir.[7] Müslümanların bayram öncesi yardımlaşma ve dayanışma ruhuna bürünmesi gerektiğinin en açık örneğini ise şu şekilde sunabiliriz.


Yüz dinardan başka bir şeyi olmayan bir adam vardı. Bayram yaklaştığında¸ dostlarından biri ona mektup yazıp; “Bayram geldi¸ ama çocukların ihtiyacını görecek hiçbir şeyimi yok.” diyerek bir şeyler istedi. Bunun üzerine o zat¸ yanında bulunan yüz dinarı bir keseye koyup ağzını da mühürleyerek arkadaşına gönderdi. Kese adama ulaştıktan bir müddet sonra¸ ona da başka bir dostundan yazı geldi. O da elinin daraldığını belirterek bayramdaki ihtiyaçları için kendisine yardım etmesini istiyordu. Adam kendisine gelen keseyi olduğu gibi bu arkadaşına gönderdi. Keseyi ilk gönderen kişi¸ elinde bir şey kalmadığından o da başka bir arkadaşına mektup yazdı. Bu zat ise¸ dinarların ulaştığı üçüncü kişiydi. O da elindeki keseyi mührüyle birlikte dostuna gönderdi. Para kesesini alan adam¸ bunun kendi gönderdiği kese olduğunu görünce çok şaşırdı. Paraları yanına alarak dostuna gitti ve “Bana gönderdiğin bu kesenin durumu nedir?” diye sordu. O da durumu anlattı. Meselenin anlaşılması üzerine adam; “Haydi¸ diğer arkadaşımızın yanına gidiyoruz” dedi. Keseyi alıp beraberce diğer arkadaşlarının yanına gittiler¸ aralarında konuştular ve keseyi açarak içindeki parayı paylaştılar.[8]


Bayramlar Gönül Kaynaşmasıdır


Bayramların gelişi kaynaşmanın işaretidir. Dargınlıklar ve küskünlüklerin izâle edilmesidir. Allah’ın; “…Akrabalık haklarına riâyetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.”[9] buyruğuna sadâkattir. Âyet-i kerîmede dikkat çekilen akrabalık hakkının ehemmiyetini Peygamber Efendimiz şu şekilde belirtmektedir: “Âhirette cezâsını ayrıca vermekle beraber¸ dünyada Allah Teâlâ’nın çabucak cezâlandırmasını en fazla hak eden günahlar¸ zulmetmek ve akrabâyı ihmâl etmektir.”[10]


Bayramlar¸ iman kardeşliğinin gerçek tezahür sahneleridir. Ölüm ötesindeki neşeli günlere bir rahmet meş’alesidir. Bayramlar ferdin değil¸ toplumun mânevî sevinci¸ bu heyecanın paylaşılması¸ gönül iklimine girme¸ bütün Müslümanları gönülden kardeş hissedebilmedir.


Sami Hocaoğlu bir makalesinde bayramların medeniyetleri temsil eden en önemli gösterge olduğundan bahseder. Bayram kutlamalarının Yunan¸ Roma¸ Batı ve İslâm medeniyetlerini nasıl birbirinden ayırdığını ortaya koymaktadır. Şöyle ki: “Medeniyetlerin neyi temsil ettikleri bayramlarını nasıl kutladıklarıyla doğru orantılıdır. Yunan¸ bayramı sahnede kutlardı. Anfi tiyatrolara doluşan insanlar¸ akıl yarıştıranların eserlerinin icrasına kilitlenirlerdi. Bu bir söz yarışına dönüşürdü. Bayramlar insanların bütününü kapsamaz¸ sadece seçkinleri kapsardı. Seçkinler için bayram¸ diğer kesimler için daha fazla ıstırap ve iş yükü¸ daha fazla ezilme ve yorulma demekti.


Roma kas uygarlığıydı¸ gücü kutsuyor ve çıkarı temsil ediyordu. Roma kolezyum ve arenalarda yaptı bayramı. Yunan nasıl söz yarıştırdıysa¸ Roma da kas¸ yani güç yarıştırdı. Maviler¸ yeşiller¸ gladyatörler¸ aç aslanlar¸ ölümle sonuçlanan vahşi düellolar güç yarışının araçlarıydı. Tek slogan vardı: Güçlü olan kazansın. Güç yarışı vahşet yarışına dönüştü. Böyle bir tasavvurun bayramında zayıfa¸ güçsüze¸ ezilene¸ yoksula yer olur muydu? Nitekim olmadı da…


Modern Batı ise ten uygarlığıdır. Modern Batı teni kutsadı. Hazzı temsil ediyor. Batı¸ bayramı hep haz olarak algıladı. Bireyciydi¸ onun için bayramı da bireysel bir haz yarışına dönüştürdü. Bu anladığımız mânâda bir bayramın intiharı olduğu içindir ki¸ Batı'da bayram intihar etti. Hazzı artırmak için tene yatırım yaptı. En iyi¸ en çok haz verendi. Böyle bir tasavvurda¸ hazzı azaltan her şey kötüydü. Dolayısıyla güçsüz¸ muhtaç¸ yoksul¸ ezilen hazza limon sıkan unsurlardı. Zaten tene ve hazza tapan bir toplumda sevgi ve şefkatin zemîni yok olurdu¸ öyle de oldu. Batı¸ nefsi alabildiğine azdırmanın öbür adı olan tatil tasavvurunu¸ bayramın yerine ikâme etti.


Bayram Medeniyeti


İslâm medeniyeti yüreği temsil eder; yani yürek medeniyeti. İslâm medeniyetinin temsil ettiği şey hayırdır. O bir hayır medeniyetidir. İslâm bayramı mâbedde başlatıp toplumun kılcal damarlarına kadar ulaştırdı. Bayramı mâbedde başlatması¸ sevinç ile Allah arasında bağ kurmak içindi. Hatırlayalım vahyin ölümsüz ifadesini: “Güldüren de O'dur¸ ağlatan da O; öldüren de O'dur¸ dirilten de O.”[11] Bu bağ sayesinde sevinç hayra dönüşecektir. Eğer sevinç ile kutsal arasında bağ kurulmazsa¸ sevinç hazza dönüşür. Bu da hayvânî ve şehvânî bir hedonizm demektir.


Aklı kutsayan Yunan'a¸ gücü kutsayan Roma'ya¸ teni kutsayan modern Batı'ya karşı İslâm yüreği kutsadı. Yüreği kutsamak¸ yüreğin en soylu meyvesi olan sevgiyi kutsamaktır. Bu yüzden varlığın zirvesi¸ sevginin zirvesi oldu: Allah. [12]


Muhammed Lütfi Mazlumoğlu (ö.1285/1956) ismiyle bilinen Alvarlı Efe Hazretleri¸ bayramların serencâmını şiirlerinde şu şekilde dile getirmektedir:




 




Kānûn-i kadîmdir ezel ezelden


Kullarına sultân bayramlık verir


İhsânı umarlar vechi güzelden


Kullarına sultân bayramlık verir


 




 



İkramlar eylerler sabî sıbyâna


İhtirâm eylerler pîr ü civâna


Bayramda giderler mîr-i mîrâna


Kullarına sultân bayramlık verir


 


Sehâvetden sukût etme yamandır


Sehâvet erbâbı dost-ı Rahmân’dır


Sehâveti olan kâmil-i îmândır


Kullarına sultân bayramlık verir


 


 


Tâlib-i rızâ-yı Rahmân olanlar


Anlardır rahmet-i Rahmân bulanlar


Hakk’a kulluk edüp namaz kılanlar


Kullarına sultân bayramlık verir


 


Lutfî dirâz etme bugün bu sözü


Kur’ân’dan ayırma bu iki gözü


Her kim Allah’ına döndürse yüzü


Kullarına sultân bayramlık verir.[xiii]


 


Peki gerçek bayram nedir? Bayramın tadı nasıl çıkarılır. Bunu da yine şiirinde Alvarlı Efe şu şekilde dile getirir:


 


Mevlâ bizi afvede


Gör ne güzel ıyd olur


Cürm ü hatâlar gide


Bayram o bayram olur


 


 


Dildeki Rahmân olur


Derdlere dermân olur


Âzâde fermân olur


Bayram o bayram olur


 


Lutfî’ye lutf u kerem


Dâhil-i bâb-ı harem


Dâimâ Allah direm


Bayram o bayram olur.[xiv]


 


  *  *  *


Merhamet eyleye merhamet kânı


Iyd-i udhiyyeniz mübârek olsun


Bahşede kalblere nûr -i irfânı


Iyd-i udhiyyeniz mübârek olsun


 


Kerem-i Kerîm’den ola merhamet


Enbiyâ evliyâ eyleye himmet


Gark ede dilleri feyz-i muhabbet


Iyd-i udhiyyeniz mübârek olsun


 


Keremler erişe ol kerem-kândan


Güneşler göstere ism-i Rahmân’dan


Lutfî’ye erişe katre ummândan


Iyd-i udhiyyeniz mübârek olsun.[xv]


 


  *  *  *


 


Îyd odur cânân ile cânın berâber cân ola


Zevk-ı tevhîd ile cânın bir tâze civân ola


 


Îyd odur dildâr ile dil dâr -ı vahdet sadrına


Dilrubâlar ile meclis vuslata şâyân ola


 


Îyd odur cânân cemâlin perdesini kaldıra


Âfitâb-ı âlem-ârâ-veş dile mihmân ola


 


Îyd odur hubb-i sivâdan fâriğ ola gönlümüz


Hubb-i Mevlâ ka‘r -i kalbde dür ile mercân ola


 


Îyd odur Mevlâ kuluna “ente abdî” emr ede


Lutfiyâ tevfîk-ı Mevlâ dergehe derbân ola.[xvi]


 






[1] el-Münzirî¸ et-Tergib ve't-terhib¸ c. II¸ s. 531.



[2] el-Münzirî¸ age.¸ c. II¸ s. 533.



[3] el-Münzirî¸ age.¸ c. II¸ s. 532.



[4] Afet Ilgaz¸ İbnü’l-Vakt¸ İz yayıncılık¸ İstanbul 2000¸ s. 90-91.



[5] Sami Şener¸ “Bayram Muhasebesi”¸ Yeni Şafak Gazetesi¸ 24.02.2002.



[6] 2/Bakara¸ 215.



[7] Buhârî¸ Mezâlim; 3.



[8] Hatîb-i Bağdâdî¸ Târihu Bağdâd¸ c. XIV¸ s. 282.



[9] 4/Nis⸠1.



[10] Ebû Dâvûd¸ Edeb¸ 43; Tirmizî¸ Kıyâme¸ 57; İbn-i Mâce¸ Zühd¸ 23.



[11] 53/Necm¸ 44.



[12] Sami Hocaoğlu¸ “Yürek Medeniyeti”¸ Yeni Şafak Gazetesi¸ 27.10.2006.



[xiii] Lütfî¸ Hulâsatü’l-Hakâyık¸ s. 156-157.



[xiv] Lütfî¸ Hulâsatü’l-Hakâyık¸ s. 167.



[xv] Lütfî¸ Hulâsatü’l-Hakâyık¸ s. 344.



[xvi] Lütfî¸ Hulâsatü’l-Hakâyık¸ s. 461-462.

Sayfayı Paylaş