GAZÂLÎ DÜŞÜNCESİNDE SEVGİ VE AŞK

Somuncu Baba

"Sevginin gerisinde yatan şey¸ sevilenin şekli¸ sureti
değildir. Öncelikle onunla sevgi bağını oluşturan¸
onunla ve bizimle ilişkisi olan¸ onu ve bizi kuşatan
ortak yöneldiğimiz kutsal varlık olan Allah (c.c.)'dır."

Gazâlî'ye göre sevgi¸ ancak marifet ve idrak ile mümkün olabilir. Yani kişi neyi sevdiğini¸ neden sevdiğini bilip¸ onu ancak bütün boyutlarıyla ve derinlemesine anladığında gerçek sevgiden söz edilebilir. Dolayısıyla kişi¸ bilmediğini ve tanımadığını değil¸ ancak tanıyıp bildiğini sevebilir. O halde sevmek için önce sevilecek olanı tanımaya çalışmak¸ onun hakkında bilgi sahibiolmak gerekir. Bu da bir emek ve gayreti gerekli kılar. Bu emek sonucunda kalıcı ve sağlıklı bir sevginin yolu açılır.


Çabalarımızla bilip idrak etmemizden sonra sevme nesnesi ile ilişki biçimlerimiz önem kazanır. Yani sevme nesnesine yönelen insanın hissettiği ve farkında olduğu yaşantılara göz atmak gerekir. Bu çerçevede Gazâlî¸ insanın kendi dışındakilerle ilişkilerindeki yönelimlerin üç şekilde gerçekleştiğini söyler. Bunlardan birincisi¸ hoşuna gitmesi ve zevk almasıdır. Bir diğeri tabiatına uymayıp hoşuna gitmemesi¸ üçüncüsü de ne zevk ne de elem vermesidir. Gazâlî'ye göre sevgi ve nefretin gerçekleşmesi bu üç yönelimle olur. İşte bu üç yönelimden birincisi olan¸ insanın zevk aldığı ve hoşlandığı şeylere yönelmesiyle sevgi gerçekleşir. Eğer bu eğilim çok şiddetli olursa "aşk" meydana gelir. Sevgi eğiliminin zıddı "buğz" da dediğimiz nefrettir. Bireyin kendisine zorluk veren¸ canını sıkarak eziyet eden ileri derecedeki nefret yaşantısına ise "makt" denir.


Sevginin zıddı olan nefretin gerçekleşmesi¸ duyu organları ile gerçekleşen algılar sonucunda oluşsa da¸ Gazâlî asıl olanın kalpteki idrak olduğunu söyler. Ona göre sevginin asıl anlamıyla gerçekleşmesi¸ kalpte duyulabilmesi ile olur. Yani kalbe ulaşmayan¸ salt bilme¸ tanıma yahut öylesine hoşlanma yönelimleri gerçek anlamda sevgi olarak tanımlanamaz. Zaten aşk denilen yoğunluklu yahut şiddetli sevgiden¸ bu noktada hiç söz edilemez.


Gazâlî¸ sevginin salt bu yönelime sahip kişinin kendi ilişkilerindeki varlıklarla sınırlı olmadığı¸ dolaylı ilişkilerde de olabildiğini belirtir. Yani birey¸ kendi dışındaki bir başkasını¸ salt başkası için de sevebilir. Bunun için beş duyu organıyla gerçekleşmiş algılara da ihtiyaç yoktur. Çünkü sevginin gerisinde yatan şey¸ sevilenin şekli¸ sureti değildir. Öncelikle onunla sevgi bağını oluşturan¸ onunla ve bizimle ilişkisi olan¸ onu ve bizi kuşatan ortak yöneldiğimiz kutsal varlık olan Allah (c.c.)'dır. Örneğin Peygamberimizi¸ diğer peygamberleri¸ sahabeleri¸ âlimleri¸ salihleri¸ şehit ve gazileri¸ Allah'a muhabbetle bağlı olanları ve tüm inananları bu şekilde severiz. Hatta bunları aynen Yaratan'ı sevdiğimiz gibi aşkla severiz. Onları bize böylesine sevdiren şey¸ onları görmek¸ onlara dokunmak vb. değil¸ görüp dokunmadan bildiğimiz¸ idrak ettiğimiz Allah'ın sevgili kulları olmaları hasebiyledir. Onların Allah'a kul olduklarının bilincinde olmaları¸ Allah'a halisane bir şekilde yaklaşmaları ve örnek davranışları ahlakları ve takvaları nedeniyledir.


Bütün bu sevme süreçlerinde Gazâlî`ye göre sevginin zirvesi¸ diğer bütün sevgileri kuşatan ve tüm başkaca sevgilerin kaynağı olan¸ sevilmeyien çok hak eden ve en çok layık olan Allah'a dönük sevgidir. Çünkü Allah¸ insana olan ihsan ve ikramı¸ güzel olması ve diğer pek çok yönleriyle¸ kalpte karşılık bulan aşk yöneliminin en önemli yönelme kaynağıdır. O halde sevgiyi doğru ve yerinde yaşamak için¸ önce sevginin kendisini ve sevilecek olan her şeyi var eden Yüce Yaratan'a yönelmek¸ en sağlıklı ve insanı mutlu edebilecek yegâne yoldur.

Sayfayı Paylaş