ÂH ENDÜLÜS

Somuncu Baba

İspanya'da Endülüs İslâm Devletini kuran Müslümanlar¸ bu ülkede pek çok sanat eseri de meydana getirdiler. Bunların başında¸1232'de yapımına başlanan El-Hamra Sarayı gelmektedir. El-Hamra¸ İslâm mimarisinin Batı dünyasında en bilinen örneğidir. Burası İslâm mimarisinin gurur abidesidir. ‘Kızıl' anlamına gelen "el-hamrâ" sıfatı¸ inşaatta kullanılan kil harcın kızıla çalan rengi sebebiyledir. Bu saray¸ tarih boyunca birçok tahribata maruz kalsa da¸ mevcut haliyle dimdik ayaktadır. Avrupa'daki engizisyon zulmüne karşı¸ İslâm&#39

Endülüs'te Raks…


İspanya deyince bazılarının aklına Real Madrid ve Barcelona gibi dünya futbolunun dev takımları gelse de; benim aklıma Endülüs¸ Endülüs deyince de Türk şiirinin zirve isimlerinden biri olan Yahya Kemal Beyatlı'nın "Endülüs'te Raks"  şiiri gelir. Bu şiir¸ bizi buram buram maneviyat kokan kadim İslâm şehrine götürür. İşte Üstad'ın o tılsımlı beyitleri:


Zil¸ şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…


Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı…


Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.


İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir


 


Endülüs'te İslâm Medeniyetinin İzleri…


Endülüs¸ İslâm kültürünün sentezlendiği kadim bir coğrafyadır. Zulme karşı direnişin sembolüdür. O¸ Avrupa'da kurulmuş en büyük medeniyetlerden biridir. 711'den 1492'ye kadar İber Yarımadası'nda hüküm sürmüştür. Sekiz asır hüküm süren bu sıra dışı kadim medeniyet¸ çağa altın mührünü vurmuştur. Avrupa¸ insanî nefesleri buradan soluklanmıştır. Bugün İspanya'da Endülüs mirasının maddî ve manevî yansımalarını bütün çıplaklığıyla görürsünüz. İspanyolcadaki Arapça kelimeler¸ bu uygarlığın köklü izlerinin sese ve söze ait olanlarıdır. Endülüs¸ şahsına münhasır coğrafî¸ siyasî¸ sosyal ve kültürel hususiyetleriyle İslâm tarihi içerisinde bambaşka bir yeri ve önemi olan bir bölgenin adıdır.


Endülüs demek¸ bize bu coğrafyanın kapılarını ardına kadar açan Târık b. Ziyâd demektir. Bu topraklarda dolaşırken Müslüman coğrafyasının doyumsuz havasıyla soluklanırsınız. Kendinizi bir Anadolu şehrindeki gibi huzurlu hissedersiniz. Zira maddî ve manevî yansımalarıyla Batı Avrupa'da bir İslâm atmosferi ve huzur adası inşa edilmiştir.


Bu topraklar nice şair ve yazarlara ilham kaynağı olmuştur. Ünlü İspanyol yazar Miguel de Cervantes¸ anıtlaşmış eseri olan Don Kişot (Don Quixote)'u Endülüs'ün mümtaz şehirlerinden sayılan Sevilla (İşbiliye)'da yazılmıştır.


 


Kurtuba(Cordoba) Şehri ve Gözü Yaşlı Kurtuba Camii…


Günümüzdeki adıyla Cordoba¸ nam-ı diğer Kurtuba¸ Madrid'e yaklaşık 400 km mesafede bir İslâm şehri… Şehir¸ dümdüz bir araziye kurulmuş. İhtişamlı zamanlarında sekiz yüz binleri görse de¸ günümüzde şehrin nüfusu yarıya inmiştir. İbn Hazm¸ İbn Tufeyl ve İbn Rüşd gibi edebiyatçı¸ tarihçi¸ âlim ve filozoflar bu topraklarda yetişerek isimleri zamanın göbeğine yazılmıştır. Kurtuba¸ var oluşundan beri İslâm'ın hüznünü yansıtan ayna olmuştur.


Endülüs Emevilerinin başkenti Kurtuba'da vaktiyle altı yüz cami bulunmaktaydı. Bunların en gözdesi ve ihtişamlısı Kurtuba Camii'ydi. Fakat bu cami¸ 1236'da katedrale çevrilmiştir. Guadalquivir (Vad'il Kebir) ırmağının kenarındaki bu cami¸ dünyanın en büyük ve kadim camilerinden kabul edilir. Bu mabet¸ en fazla sütuna sahip olmasıyla da dünyada tektir. Bu görkemli camiin at nalı şeklindeki mihrabı ve minberi görülmeye değerdir.


Kurtuba Camii bugün ne kadar görkemliyse¸ mü'minlerin secdelerine şahit olamadığı için¸ bir o kadar da hüzünlüdür. Elli bin cemaatin aynı anda ibadet edebileceği devasa Kurtuba Camii'nde¸ çan kulesine çevrilmiş minareleri görmek¸ insanın içini acıtıyor. A. Karakoç'un "Üşüyenler" adlı şiirindeki  "Ezanlar buz tutmuş minarelerde" dizesi¸ tam da bu acıklı durumu anlatıyor. Kurtuba Camii¸ tevhid nidalarını duyacağı kutlu asırların özlemiyle yanıp tutuşuyor.


 


Gırnata (Granada)¸ Sevilla (İşbiliye) ve Ötesi…


Gırnata (Granada)'da cümle varlıklar size sanki gülümser. Zira bu mütebessim şehir¸ 1492'ye kadar İslâm uygarlığı dairesinde kalmıştır. Bugün o cadde ve sokaklarda dolaşırken bir İslâm şehri havasını doyasıya hissederek huzur bulursunuz. Buradaki İslâmî mimarî¸ şehrin doğu medeniyetine ait olduğunu adeta haykırmaktadır. Hüzün ve coşkuyu en iyi şekilde yansıtan Flamenko¸ Granada'yı da içine alan Endülüs'ün dünyaya armağanıdır.


Prof. Dr. Nazif Gürdoğan'ın Hicaz'dan Endülüs'e adlı kitabındaki şu tespiti çok doğru ve yerindedir: "İspanya'nın neresine giderseniz gidin¸ en güzel yapıların Müslümanların egemenliği döneminde yapılmış olduğunu görürsünüz. Bu yüzden İspanya'da Hıristiyanların egemenliği ne kadar sürerse sürsün¸ Elhamra ve Kurtuba Camii ayakta kaldıkça¸ kimse Müslümanların kültür ve sanat seviyesine ulaşamayacaktır." Doğru söze ne demeli¸ mükemmel teşhis…


Gerçekten de Endülüs bölgesinde İslâm'ın buram buram kokusu içimize dolar. Sevilla (İşbiliye) deyince de ünlü mutasavvıf¸ İslâm düşünürü ve şâiri Muhyiddin İbn Arabî gelir akıllara.  Bu kıymetli ve kudretli İslâm âlimi¸ ilk eğitimini burada tahsil etmiş¸ uzun süre bu topraklarda yaşadıktan sonra Şam¸ Bağdat ve Mekke'ye seyahat etmiştir.


İslâm şehirleri¸ insan merkezli medeniyetin mücessem abideleridir. Mekke¸ Medine ve Kurtuba bunların en başta gelenidir. Endülüs'ün payitahtı Kurtuba¸ İslâm medeniyetinin görkemli izlerini üzerinde gururla taşır. Buradaki mimarî¸ bu medeniyetin asaletini tescil eder.


 


Gemileri Yaktıran Endülüs Fatihi Târık Bin Ziyâd


"Gemileri yakmak" deyimini dilimize kazandıran hadisenin kahramanıdır Târık Bin Ziyâd… O¸ Emevîler zamanında¸ Afrika'nın fethi için vazifelendirilmiş¸ Mûsa bin Nusayr'ın azâdlı kölesidir. Târık bin Ziyâd¸ emrindeki dört gemi ve yedi bin asker ile 711 (H. 92) yılında Endülüs'e hareket etti. Askerler¸ İspanya'nın güneyinde gemilerden inip karaya çıktılar. Târık bin Ziyâd¸ bir rivayete göre bütün gemileri yaktırdı¸ sonra da askerlerine şöyle hitap etti: "Ey mücahit kardeşlerim! Görüyorsunuz¸ arkamızda deniz¸ önümüzde düşman var. Artık geriye dönüşümüz kalmadı. Düşmana saldırıp bu toprakları almadan başka çaremiz yoktur."


Târık Bin Ziyâd¸ düşmana elçi göndererek onları İslâm'a davet etti. Bu teklifi kabul görmeyince¸ şiddetli bir savaş başladı. Târık Bin Ziyâd zorlu bir savaştan sonra¸ kral Doderiche'ye ulaşarak¸ bir kılıç darbesiyle onu yere serdi.


Endülüs fatihi Târık Bin Ziyâd¸ cesur¸ güçlü ve dirayetli bir komutandı. Aynı zamanda çok yetenekli bir hatipti. Sebte'den gemilerle İspanya'nın en güneyindeki Calpe bölgesine ulaşan Târık¸ karargâhını burada kurduğu için¸ iki kıtanın birbirine yaşlaştığı Cebelitârık¸ ismini ondan almıştır. Endülüs İslâm medeniyeti¸ bu gözü pek kahramana çok şey borçludur.


 


İslâm Medeniyetinin Şaheseri: El-Hamra Sarayı


İspanya'da Endülüs İslâm Devletini kuran Müslümanlar¸ bu ülkede pek çok sanat eseri de meydana getirdiler. Bunların başında¸1232'de yapımına başlanan El-Hamra Sarayı gelmektedir. El-Hamra¸ İslâm mimarisinin Batı dünyasında en bilinen örneğidir. Burası İslâm mimarisinin gurur abidesidir. ‘Kızıl' anlamına gelen "el-hamrâ" sıfatı¸ inşaatta kullanılan kil harcın kızıla çalan rengi sebebiyledir. Bu saray¸ tarih boyunca birçok tahribata maruz kalsa da¸ mevcut haliyle dimdik ayaktadır.  Avrupa'daki engizisyon zulmüne karşı¸ İslâm'ın gülen yüzünü temsil etmektedir. Ayakta kalan İslâm saraylarının¸ tartışmasız¸ en şöhretli olanıdır.


El-Hamra Sarayı¸ Gırnata şehrine ve Darro Nehri'ne bakan¸ hâkim bir konumdadır. Arap Dünyası Enstitüsü eski Başkanı Edgar Pisani¸ Elhamra'yı bakın ne de güzel anlatır:


"Endülüs İslâm sanatını¸ Müslüman İspanya tarihinden ayrı düşünmek imkânsızdır… Elhamra inşâ edilirken hiçbir şey tesadüfe bırakılmamış¸ her detay itina ile hesaplanmıştır. Kavislerin bölünüşünde¸ tek ve çift sütunların hoşa geden bir tarzda yerleştirilmelerinde¸ kapı ve pencere yerlerinin tespitinde bunu anlamak mümkündür. İşte bu sayede harikulâde perspektifler ortaya çıkmış¸ avlularla açık salonlar arasında güneş ışığı¸ suların akışı ve gölgelerin oyunu buluşturularak¸ dış âlemle inanılmaz bir uyum ve zarafet sağlanmıştır. Bu¸ sanki el değince kırılıp dökülecek hissi veren yüksek bir zarafettir. Elhamra'yı gerçekten anlamak için¸ sarayın içindeki pek çok kitabeyi anlayarak okumak gerekir. Kur'an'dan alınan ayetlerin ve İbn-i Zamrak'la diğer Müslüman şairlerin mısralarının kazınmış olduğu bu kitabeler bazı duvarları tamamen kaplamakta¸ kemerler¸ kapı çerçeveleri ve sütun tekneleri boyunca uzayıp gitmektedir. Öyle ki¸ bu yazıları süsleme motiflerinden ayırmak neredeyse imkânsız haldedir. Evet¸ Elhamra konuşur. Hem de kutsal kitabının sesiyle konuşur."


Granada ziyareti sırasında Erasmus programı kapsamında İspanya'da öğretim gören Türk öğrencilerle karşılaştık¸ Yener ve Hakan…


Ispartalı Yener Bursa Uludağ Üniversitesi Maliye Bölümü öğrencisi¸ Hakan ise Trabzonlu olup Kocaeli Üniversitesi Maliye Bölümü öğrencisi. Oraya dil öğrenmek için gelmişler. Bizleri görünce çok sevindiler. Çünkü 3¸5 aydır Türkiye'den uzaktaydılar. Kendileriyle hasbihal ettik¸ bizlere eşlik ettiler¸ Granada'yı beraberce gezdik. Daha sonraki buluşma mekânımız Nemrut Kebapçısıydı.


Türk yemekleri özellikle de döneri¸ hele hele demleme çayı canımıza can kattı. El-Beyyazin Mahallesinden El-Hamra Sarayı'na karşı akşam vaktinde dolunay ışığında demleme çay keyfi bir başka oluyordu. Orada akşam namazı 21.30¸ yatsı namazı 23.20¸ sabah namazı da 05.10'de oluyordu. Sanki güneş hiç batmayacak gibi…


Nemrut Kebapçısı çalışanı Abdullah Urfalı¸ çayın iyisini Almanya'dan getirmiş¸ ama sadece kendine. Bizim Türk olduğumuzu anlayınca bizlere de ikram etti ve bizleri ziyadesiyle memnun etti.


Gezimizin en son gününde başkent Madrid'e geçtik. Modern Avrupa şehirleri havasındaydı. Madrid'e gidilir de Arena'da boğa güreşi izlemeden gelinmez diye düşünüp¸ Arena'yla doğru yola koyulduk. 25.000 kişilik Arena'da önce alt katlardaki seyis odalarını¸ boğaları kızdırdıkları mekânlar ile yaralanınca matadorların tedavi edileceği ameliyathaneleri gördüm. Maalesef yaralı boğalarla ilgili bir bölüme rastlamadık. Gösteri başlayınca yerimizi aldık. Bir müddet çeşitli artistik görüntüler eşliğinde boğa izledik. Gösterinin ortalarından sonra¸ iş iyice merhamet sınırlarını aşmaya başlamıştı. Boğalar¸ boyun ve sırt bölgelerinden aldıkları kılıç ve mızrak darbeleriyle acımasızca katledilmeye doğru gidiyorlardı. Bir ara çok kızan bir boğa belki de bizim üzülmemizin tesiriyle matadoru yere yatırdı. Kendisine yapılanın rövanşını ve arkadaşlarının hesabını sordu. Kılıçla kesilen sinirleri sebebiyle etkisiz hale getirilen boğa kasaba doğru giderken¸ matador da ameliyathaneye kaldırıldı. Bu görüntü Türklere barbar diyen acımasız Avrupalının kendi barbarlığını ve değil insanlara hayvanlara bile acımadığını¸ keyfi zulümlerde bulunduğunun bir göstergesiydi.


Madrid sokaklarında şampiyon olan Atletico Madrid'in Türk oyuncusu Arda Turan namına bir Türk olarak gurur duyduk. Futbol takımı La Liga'da mücadele eden Atletico Madrid¸ Real Madrid'le birlikte Madrid'in en önemli iki kulübü arasındadır.


Artık Türkiye özlemiz iyice artmıştı. O gün akşam cennet yurdumuza doğru Türk Hava Yolları'yla dönüş yaptık.

Sayfayı Paylaş