YÜREK YANGINIMSIN, EFENDİM… !

Somuncu Baba

"Gül neslinin gül
bahçesinden yayılan
rayihalarından bir esinti
olan Osman Hulûsi
Efendi (k.s.)¸ kendisini
tanıyan¸ gören¸ görmeyen¸
herkesin gönlünü
fethetmiştir. Hasretiyle¸
görenlerin gönüllerini
yakmış¸ görmeyenlerin ise
yüreğinde yürek yangını
olarak kalmıştır."


Dünyaya gelen her insan özeldir. İnsanı diğer insanlardan daha da özel yapan şey¸ Rabbine olan yakınlığıdır. Kişi Rabbini tanıdıkça¸ sevdikçe daha da yakınlaşır¸ yakınlaştıkça özelleşir¸ mükemmelleşir ve gökte meleklerin¸ yeryüzünde tüm insanlığın sevip saydığı örnek insan olma şerefine mazhar olur. İşte böylesine güzide insanlar Allah'ın muhibbanı olma sıfatıyla sıfatlanırlar. Bu sıfata peygamberler ve peygamberlerden sonra onların varisleri olan evliyaullah mazhar olur.


Allah'ın dost kulları denilen evliyaullah Allah'a yakınlaşacak şeylerle yaklaşanlardır. Onlar kınından sıyrılmış yalın kılıç gibi keskindir. Onların her işlerinde yardımcıları Allah'tır. Nasıl ki Kur'an-ı Kerim'de “yedullâh” ifadesi “Allah'ın kudreti¸ inayeti” anlamında kullanıldıysa Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ve onun vâris-i kâmili olan insan-ı kâmilin eli de “Allah'ın eli”¸ yani “kudreti” ve “inayeti” anlamında kullanılmıştır.


Kendisini görme şerefine nail olamadığımız ama âcizane tanımaya çalıştığımız; güzide¸ özel ve mümtaz insan olma sıfatıyla¸ gönüllerde gönül yangını oluşturan Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ yakın geçmişimizi aydınlatan bir kandildir. Kendisi¸ piri Garibullah İhramcızâde İsmail Hakkı Hazretleri (k.s)'nin kapısına yönelenlerin dertlerine şifa bulacaklarını¸ elini tutanların “Allah'ın elini” tutmuş gibi olacaklarını belirtir. Onun yoluna girenleri¸ lütuf ve ihsana uğrayan peygamberler ve o yolda gidenleri Hakk'ın şaşmayan dosdoğru yolunu takip ettiklerini ifade eder.


Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı eserinde şöyle der;


Elin tutanlar oldular “yedu'llâh” sırrına mazhar


Anın tutduğu yol gibi sırâtü'l-müstakîm olmaz.


Gül Bahçesinden Yayılan Rayihalar


Dağ başında değil de halk içinde evliya olma yolunu benimseyen Osman Hulûsi Efendi hayatını halka hizmetle geçirmiş¸ toplumla iç içe fakat Hakk'la beraber olmayı hedefleyen bir irşad usulünü benimsemiştir


Gül neslinin gül bahçesinden yayılan rayihalarından bir esinti olan Osman Hulûsi Efendi¸ kendisini tanıyan¸ gören¸ görmeyen¸ herkesin gönlünü fethetmiştir. Hasretiyle¸ görenlerin gönüllerini yakmış¸ görmeyenlerin ise yüreğinde yürek yangını olarak kalmıştır.


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Muhammedî ahlak ile ahlaklanmış¸ Rahman'ın rahmet kanalıyla beslenmiş¸ gökte meleklerin yerde tüm insanlığın gönlünde ‘Gönüller Sultanı' olma sıfatıyla sıfatlanmış güzide bir insandır.


Allahu Teâlâ'nın rahmet nazarıyla beslenen Hulûsi Efendi¸ Rabbinin sıfat-ı ilahiyesine mazhar olur ve gören gözleri kusur görmez¸ tutan elleri haram tutmaz¸ işiten kulakları yanlışı işitmez. Ayakları ise küfrün bataklığında yürümediği gibi¸ bu bataklıkta yürüyenlere de hoşgörü nazarıyla bakmayı şiar edinmiş bir insan-ı kâmil olarak yüreklerimizde taht kurmuştur. Evliyaullah olma hasebiyle yediden yetmişe her gönle hitap edebilen bu mümtaz şahsiyet¸ kimi zaman eşyanın sırrına vâkıf olup ağaçların¸ kuşların¸ taşların zikrini müşahede edebilmiş¸ kimi zaman beş yaşındaki anadan doğma evliya ile aynı dili konuşabilmiş¸ kimi zaman kendisi yedi yaşında iken evliyaullahı yar yoluna sokabilmiştir. Bu özelliği ile de Allah dostlarının aralarında yaş farkının gözetilmediğini kavradığımız gibi onların Allahu Teâlâ ile gönülden bir bağlarının da olduğunu anlayabiliriz.


İlâhî Aşkın Rengine Boyananlar


Gül bahçesinin güllerinden derilen Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi yaşam düsturunu sünnet-i seniyyeye uyarak¸ Rabbinin kelamına ram olmaktan almış ve bizlere de bu örnek yaşamıyla rehber olmuştur. Rabbinin rengiyle boyanmış ve O'nun mümtaz kullarının arasında dürr-i yekta olmuştur. Allah'ın aşkı ile dolu olanlar¸ o ateş ile yananlar ilâhî aşkın rengine boyanırlar. Bu boya Allah'ın verdiği manevî bir boyadır. O¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı eserinde şöyle der;


Yönelip Ka'betu'llah'a


Sücûd et Hazretullah'a


Ser-â-ser sıbgatu'llaha


Boyan artık boyan artık


Dünyaya gelen her insan nasıl ki anne karnında tek bir damardan besleniyorsa¸ Allah'ın veli kulları da dünyaya geldikleri ilk andan itibaren Rabbinin nazarıyla beslenir ve insan-ı kâmil olgunluğuna ulaşırlar. Onların üniversiteler bitirmesine¸ farklı alanlarda diplomalar almasına ihtiyaç yoktur. Yeri ve zamanına göre onlar¸ bazen doktor¸ bazen avukat¸ bazen mimar¸ bazen mühendis¸ bazen de öğretmen diplomasını maneviyat kanalıyla Rahmet-i Rahman'dan almaya mazhar olmuştur.


Rabbimizin lütfuyla¸ mazhar oldukları bu meziyetleri canlıların hizmetinde kullanmış olan evliyaullah¸ yeri geldiğinde penceresine konan kuşun diliyle konuşup derdine derman olmuş¸ yeri geldiğinde aşılması zor sıkıntıları bir nazarıyla çözmüş¸ yeri geldiğinde ise kayaların bir peynir dilimi gibi kesilmesine vesile olmuşlardır. İşte maneviyat erenleri çölleşmiş yüreklerimizi ferahlatmış¸ bu deryaya dalmış insanların gönüllerini maneviyat pınarlarıyla yıkamışlardır. Asırlar geçse de ardından isimleri ve etkileri her geçen güne inat daha da ölümsüzlük kazanmıştır.


Cenab-ı Mevlâ'nın selamının¸ rahmetinin¸ ihsanının ve ikramının üzerine olduğuna inandığımız o yüce şahsiyetlerden biri olan Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ gönüllerimizin gönül yangını olmuş ender şahsiyetlerdendir. Kendisi içinde bulunduğumuz bu sonsuz deryanın kaptanlığını idame ettirmiş ve bizlere yol göstermiştir. Bizler de bu geminin yolcuları olarak büyüklerin himmetiyle onu tanımaya gönül verdik.


Ne mutlu onu tanıyanlara¸ tanıtanlara ve yolunda olanlara…

Sayfayı Paylaş