HULÛSÎ-İ DÂRENDEVÎ DÎVÂNI’NDA AŞK MESNEVÎLERİNİN UNSURLARI

Somuncu Baba

“Dîvân-i Hulûsi’de en çok göndermenin bulunduğu¸ Arap halk hikâyesinden Nizâmî-i Gencevî’nin kalemiyle mesnevî şekline giren ve birçok Osmanlı şairi tarafından işlenen¸ halk edebiyatından gölge oyununa kadar¸ Âzerî operasından filme kadar vazgeçilmez bir konu olan Leylâ ile Mecnûn hikâyesidir. ”


Klasik Türk edebiyatının¸ Dîvân edebiyatının veya daha geniş bir ifadeyle Arapça¸ Farsça¸ Osmanlıca¸ Urduca yazılmış Klasik İslâm Dünyası edebiyatının kaynakları malumdur. Bunların arasında Kur’ân ve hadisten başlayarak¸ önceki kitaplara dayanan ve Âdem Peygamber’den ilk yaratılmış ve son gönderilen Fahr-i Âlem’e kadar Yaratan’ın insanlara gönderdiği kitaplar ve elçilerin sürekliliğini gösteren peygamberler ve geçmiş medeniyetlere ait menkıbeler üzerinden¸ tasavvuf öğretileri¸ evliyâ ve mutasavvıf menkıbeleri¸ Firdevsî’nin Şehname’si ve yerel halk hikâyeleri yer almaktadır. Tabii bizim anlatmak istediğimiz Dîvân edebiyatının dayandığı ve edebî metinlerin içerisinde çeşitli söz sanatları aracılığıyla¸ 20. yüzyılın mutasavvıfı olan Hulûsi Darendevî Hazretlerinin faydalanarak kendi zihninde ilişki kurduğu bu kaynaklar arasında aşk mesnevîlerinin unsurlarını arayıp onun açısından da bu hikâyeleri anlamaya çalışmaktır.


Dîvânı’nı okuduğumuzda Hulûsi Efendi’nin iki kahramanlı aşk mesnevîlerinin konuları arasından beşine gönderme yaptığını tesbit ettik. Hikâyelerin kaynakları hem mekân hem zaman olarak farklıdır: Dîvân-i Hulûsi’de en çok göndermenin bulunduğu¸ Arap halk hikâyesinden Nizâmî-i Gencevî’nin kalemiyle mesnevî şekline giren ve birçok Osmanlı şairi tarafından işlenen¸ halk edebiyatından gölge oyununa kadar¸ Âzerî operasından filme kadar vazgeçilmez bir konu olan Leylâ ile Mecnûn1 hikâyesidir. Aşağıda göstereceğimiz gibi Hulûsi Hazretleri birçok yerde Mecnûn’la özdeşleşiyor¸ çeşitli hal ve tavrını kendisine yakıştırıyor. Bu Mesnevî hikâyesinden istifade ederek¸ hakiki aşkın manifestosunu da söylüyor:


Ana Mecnûn derler ki ezber etmiş


Dilinde her nefes evrâd-ı Leylâ


Gözü yarın cemâlin manzar etmiş


Şuhûdu şâhidi irşâdı Leylâ



……


Hulûsi yâr olup gayrı unut kim


Kala ortada ancak adı Leylâ


Mecnûn’un gamını yaşama derecesine yükselen zat tabii ki bu tecrübenin değerini bilmektedir:


Mevlâ da yâr-ı Mecnûn Leylâ da yâr-ı Mecnûn


Sahrâ da yâr-ı Mecnûn gezdikçe gam berâber


Bundan dolayı hastalığından da kurtulmayı talep etmez:


Mecnûn gibi giriftâr-ı derd-i aşkım ey Leylâ


Duâ kıl ki ermeye nâgehân bir devâ bana


Kendini rûhânî âlemin mecâzı olan sahrâlara salmış Mecnûn¸ Hulûsi Efendi’nin zihninde pâdişâh-ı aşk ki¸ Leylâ’nın güzelliğine şâhit olmaya kadar şanslıdır:


Zihî şol pâdişâh-ı aşk olan Mecnûn hevân ile


Görüp Leylâ-yı hüsnün kendini sahrâya salmışdır


veya:


Sen düşürdün n’eyleyeyim feryad ü vâveylâlara


Sabrı yok ârâmı yok emsâli yok sevdâlara


Âhiri Mecnûn-veş koydun beni sahrâlara


Sevdiğim bilmen mi kim hicrinle hâlim n’olduğun


Güzelliğe şahit olduktan sonra kölesi olunur:


Aşkdır Mecnûn’a kûh u sahrâyı gezdiren


Aşkdır Leylâ’ya hüsnüne i’tibâr eder


veya:


Deldirir dağları Şîrîn-leb ile Ferhâd’a


Aklı Mecnûn olanın kâkül-i Leylâ’da kalır


veya:


Gezdirir Mecnûn’a kûh u sahrâyı


Boynunda kâkül-i Leylâ olursa


Güzellik göründükten sonra görenin değer standartları farklı oluyor:


Leylâ gözünü sürmelese gül ruhu Mecnûn


Leylâsına meftûn


Her hâr-ı mugaylân görünür ravza-i Cennet


Ağyâra ne minnet


Farklı bakış açısı sadece zâhire bakan ve zâhiri görebilenler arasında akıldan yoksunluk olarak görülmektedir.


Deme Mecnûn’a Leylâ yüzünden düşdü sahrâya


Anın ………… aklı hep zâildi görmüşdüm


Ey Leylâ senin Mecnûn’un oldum


Dağıldı aklım dîvâneler tek


Dîdârına meftûn kılan cânı sana medyûn kılan


Aklım alıp Mecnûn kılan ebrûların gîsûların


Ben figân-ı aşkın Mecnûn’u oldum


Sen melek-sîmânın meftûnu oldum


Hulûsi Efendi’nin Mecnûn’la özdeşleşmesi şu beyitlerden de anlaşılıyor:


Mecnûn Hulûsî’ye vefâ kim ede Leylâ


Mahzûn Hulûsî’ye cefâ kim ede Leylâ


Medyûn Hulûsî’ye eza kim ede Leylâ


Mağbûn Hulûsî’ye safâ kim ede Leylâ


Talan ola varlık gide can yâr ola cânân


N’itdim n’ideyim n’oldu bakın âlem-i ebdân


Yusuf ve Züleyhâ Kıssası


İkinci sırada Kur’an’daki ‘Ahsenu’l-kasas’ olarak bilinen Yûsuf Sûresiyle geçmiş Kitaplara ve sözlü geleneğe dayanan ve mesnevî şeklinde bazı Orta Asya¸ Anadolu ve Balkan şairleri tarafından¸ Farsça ve Türkçe işlenen Yûsuf ve Züleyhâ2 hikâyesidir. Bu mesnevî hikâyelerinde Yûsuf ile Züleyhâ ilişkisiyle birlikte hemen hemen aynı derecede önemli baba ile oğul ilişkisi¸ yani Ya’kûb Peygamber ile Yûsuf Peygamber arasındaki aşk ve hasret incelenmektedir. Yine de Yûsuf ile Züleyhâ başlıklı mesnevî hikâyelerinde ikinci sırada incelenen ilişkiler kardeşler arasındaki ilişkilerdir; duygulara gelince sevgi¸ hasret¸ kıskançlık¸ sabır¸ sadâkat¸ dürüstlük¸ adalet¸ hırs gibi duygular¸ bunların etkisinde ortaya çıkan davranışlar ve kahramanların iç mücâdelesi ön planda tutulmaktadır. Yûsuf Sûresiyle Yûsuf ile Züleyhâ hikâyesine telmih ve diğer göndermelerin bulunduğu birçok eserde de olduğu gibi Hulûsi Efendi’nin Dîvânı’nda daha çok ‘iki seçilmiş’ veya ‘iki olgun’ kişiye¸ yani Ya’kûb ile Yûsuf arasındaki ilişkiye değiniliyor.


Çık artık Beytü’l-Hazen’den Ya’kûb


Gör ki Yûsuf-ı Ken’ân’ın âmed


Gönülden çıkdı âlem dîdeden gayra nazar gelmez


Perîşân oldu Ya’kûb Yûsuf’undan bir haber gelmez


Ya’kûb-veş âh eylerim Yûsuf benimle yâr iken


Ben dürüyüm Ken’ân’ımın Ken’ân benimle kân imiş


Yûsuf’un şevk-i visâliyle müdâm


Cennet olur Ya’kûb’a Beytü’l-Hazen


Üçüncü sırada Firdevsî’nin Şehnâme’sini kaynak olarak alan ve yine de mesnevî şeklinde Husrev ile Şîrîn veya Ferhâd ile Şîrîn3 başlığı altında birçok şair tarafından işlenen¸ Leylâ ile Mecnûn hikâyesi gibi Anadolu’da halk hikâyesi ve Karagöz faslı olarak rastlanan Ferhâd ile Şîrîn hikâyesine de göndermeler bulunmaktadır. Diğer Dîvân edebiyatı ve mutasavvıf şairlerin eserlerinde de görüldüğü gibi âşık olan şair Ferhâd’la özdeşleşiyor ve birçok şiirde Ferhâd¸ Mecnûn’la birlikte anılıyor. Âşık olup vuslata erişemeyince kendini sahrâlara salıveren Mecnûn’un en belirgin özelliği teslîmiyettir. Ferhâd’ın sanatkârlığı ve hedefine ulaşmak arzusuyla imkânsız olarak görünen işini yapma gayretlerinden dolayı bu iki kahramanın bir arada anılması mâkûldür.


Ferhâd özünde âteş-i sûzân


Şîrîn sözünde dür-feşân-ı aşk


Ferhâd ne için deldi kayaları Şîrîn’e yol edip


Vâmık için Azrâ’sına oldu zebûn


Dördüncü sıradaki¸ ilk olarak Sâsânî döneminde 1040’ta Unsurî tarafından Pahlevîce olarak yazılmış ve daha sonra da Türk edebiyatında Behiştî¸ Muîdî¸ Kubûrîzâde ve Lâmiî Çelebi’ye ait birer Vâmık ile Azrâ4 mesnevîsidir. Beşinci sırada ise sadece bir kere anılan ve sahip-köle ilişkisini ele alan Mahmûd ile Ayaz hikâyesidir.5


Nice yıl firkatin nârıyla kan yaş akıtan Vâmık


Verip seylâba Azrâ özrünü deryâya salmışdır


Aşkdır Vâmık’ı gark-ı eşk-i hûn eden


Aşkdır Azrâ’nın râzını halka âşikâr eder


Hulûsi’ya hoş görür özün Hakk’a tapşurur


Hakîkatde bir görür Mahmûd u Ayaz ile


Bu câmiada aşk mesnevîleri olarak adlandırdığımız eserlerin konusu olan aşkın mâhiyeti üzerinde durmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:


Başka bir araştırmada kırk kadar eser üzerinde incelediğimiz on dokuz mesnevî konusunda aşkın aşk-ı hakîkî olduğunu¸ mecâzî aşkın da hakîkî aşka götüren köprü olduğunu¸ âşık-kahramanların da mizaçlarına göre¸ zâhir bilimlerine hâkim olduktan sonra¸ nefs-i emmâre’den (veya nefs-i şehvânî) başlayarak ilm-i bâtın peşinde aşk yoluna girerek¸ iç ve dış dünyalarında sürekli mücâdele içinde¸ her biri ileriye atılan adımla olgunlaşarak¸ mânevî mutfakta pişerek¸ ma’şûkun şahsında gösterilen hedeflerine¸ vuslata doğru ilerliyorlar.


 


Dipnot



1 Türk Edebiyatı Tarihi¸ T. C. Kültür ve Türizm Bakanlığı Yayınları I/IV¸ Ed. Talat Sait Halman¸ Kültür ve Türizm Bakanlığı¸ Ankara 2006; Fuzuli¸ Leyla ve Mecnun¸ Metin¸ düzyazıya çeviri¸ Notlar ve Açıklamalar¸ Hazırlayan Muhammet Nuri Doğan¸ Yapı ve Kredi Yayınları¸ 5. Baskı¸ İstanbul 2007; Nizami¸ Leyla ile Mecnun¸ Çev. Ali Nihat Tarlan¸ Maarif Matbaası¸ İstanbul 1943. ; Zülfü Güler¸ “Leyla ve Mecnun Hikâyelerinde Aile”¸ Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi/Fırat University Journal of Social Science¸ c. 9. Sayı:1¸ s. 101-128¸ Elazığ 1999; Doç. Dr. Hüseyin Ayan “Hâmidî-zâde Celîlî’nin Leyla vü Mecnûn’u”¸ Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Araştırma Der. Fasikül: 3¸ Sayı: 16¸ Ayrı basım (s. 55-77);


2 Daha geniş bilgiler için bkz.: Darir¸ Yûsuf u Züleyh⸠hazırlayan Leyla Karahan¸ Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları 564¸ Ankara 1994. 431 s Yûsuf u Züleyh⸠Hamdi¸ Hazırlayan Naci Onur¸ Akçağ¸ Ankara 1991¸ KÖKTÜRK¸ Şahin «Halil Oğlu Ali’nin Yûsuf İle Zelîhâ Hikâyes»i¸ Turkısh Studıes = Türkoloji Araştırmaları¸ International Periodical For The Languages¸ Literature And Historyof Turkish or Turkic¸ Volume 2/4 Fall (2007)¸ s. 555- 617¸ Amil Çelebioğlu: Türk Edebiyatında Mesnevi (XV y. y.’a kadar)¸ Kitabevi¸ Istanbul 1999; Kemalpaşazade¸ Yûsuf u Züleyhâ (Seçmeler)¸ Haz. Dr. Mustafa Demirel¸ Kültür ve Türizm Bakanlığı Yayınları: 513; 1000 Temel Eser Dizisi: 92.; Ankara 1983.; Mustafa Aça¸ “Şeyyad Hamza’nın Yûsuf u Züleyhâ Mesnevisi ile Tatar Türklerinin Yosıf Kitabı Üzerine Mukayeseli bir Bakış”¸ Milli Folklor¸ 2004¸ Sene 16¸ No. 61¸ s. 149-159; Sibel Üst¸ „Nahifi’nin Yûsuf u Zeliha Mesnevisi”¸ TurkishStudies¸ İnternetional Periodical forthe Lenguages¸ Literature and History of Turkish or TurkicVol. 2/4¸ Fall 2007¸ s. 823-957.


3 Prof. Dr. Faruk K. Timurtaş¸ Şeyhî ve Hüsrev ü Şîrin’i¸ İnceleme-Metin¸ İstanbul Üniversitesi Yayınlarından No 2670¸ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü¸ Edebiyat Fakültesi Basımevi 1980.; Amil Çelebioğlu: Türk Edebiyatında Mesnevi (XV y. y.’a kadar)¸ Kitabevi¸ Istanbul 1999; Nazan Bekiroğlu¸ Yûsuf ile Züleyh⸠kalbin üzerinde titreyen hüzün¸ 23. Izdanje¸ Timaş Yayınları¸ İstanbul 2007.¸ 224. S;


4 Bknz. Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi – Devirler/İsimler/Eserler/Terimler 1/8¸ Dergâh Yayınları¸ Istanbul 1998. 8 C – S. 505-506; dr.BećirDžaka¸ Historijaperzijskeknjiževnosti¸NaučnoistraživačkiinstitutIbn Sina¸ Sarajevo 1997¸ str.177-178; Gönül Ayan¸ “Lâmi’î Çelebi’nin Hayatı¸ Edebi Kişiliği ve Eserleri”¸ Türkiyat Araştırmaları Dergisi¸ Selçuk Üniversitesi¸ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü¸ Yıl 1¸ br. 1¸ Kasım 1994¸ (s. 43-65)


5 Daha geniş bilgiler için bknz. Prof. Dr. Tunca Kortantamer¸ Nev’î-zâde Atâyî ve Hamse’si¸ Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları: 88¸ İzmir 1997¸ s. 232-245

Sayfayı Paylaş