HAKIKAT FISILTILARI

Somuncu Baba

"Yaratandan ötürü yaratılanı sevmiş¸ Sevdiğimin sevdiği diye piri İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Hazretlerini sevmiş¸ hizmeti tek gaye bilmişti.. İnsanlığa hizmet eden ne varsa¸ hastane¸ okul¸ yurt¸ çeşme¸ vakıf… Her güzellik¸ her hizmet onun ellerinde hayat bulmuştu.. "


“Oku” dedi Rahman Sevgilisine… “Yaratan Rabbinin adıyla oku…” Habibullah¸ “Ben okuma bilmem.” dedi. Ama okuyacaktı. Okumak için bilmek gerekti sadece… Bilinmeyenleri bildiren Rabbi bildirecekti bilmesi gerekeni. Bilmek için “Ol”mak gerekti sadece… “Ol” deyince olduran Rabbi olduracaktı olması gerekeni… “Ol”mak için sevmek gerekti sadece… Ve sevmek için yanmak gerek¸ yanmak… İşte Habibullah sevmişti¸ yanmıştı¸ olmuştu… O gün başlamıştı sonsuzluk girdabında kaybolmayan “Tek Aşkın” hikâyesi… O gün almıştı Rasûl¸ “kalemle yazmayı öğreten” Rabbinin aşk kalemini eline. İşlemişti nakış nakış aşkın kelamını¸ sevdanın güzelliğini¸ O'nu sevenlerin gönüllerine… O aşkı¸ o kelamı işlediği bir gönül vardı… O gönül ki; Gönüller Sultanı… Şimdi ise Rabbim aldırdı kalemi elime. Şu kısacık hikâyemdeki tek hakikati anlatmak üzere…


Zamanın pençesinden kurtulan¸ en şiddetli rüzgârların bile savuramadığı¸ geçse de “geçmiş” diyemediğim¸ evvelim ve ahirim olan güzel anılarımın başladığı beş yıl öncesi… Bir deryaya düştüm uçsuz bucaksız… Bir derde düştüm. Çaresiz bilirken ben o derdi¸ öğrettiler çaresizliğimin çaresini. Denize düşen yılana sarılır derler. Ama sen düşmüşsen sevdanın denizine¸ aşka sarılırsın. Ben de O'na sarıldım bilmeden kim olduğunu…


Saadetin sırrını kaybetmiştim¸ gurbetin sessizliğinde. Biri “sabır” diye fısıldadı kulağıma¸ şu sözlerle:


Sabr eyle daim etme şikâyet¸


Her derdi gamdan biçare halim.


Kim diye döndüm sözün sahibine. Onu gördüm. Yaşadığı bunca sıkıntılara rağmen yüzünü ekşitmeden acıyı yudum yudum sindirip¸ sabrından taviz vermeyen¸ gözlerinden aşkı okuduğum Sultanı gördüm. Ve ya sabır deyip¸ isyanı yerin dibine gömdüm. Ben sabrı ondan öğrendim.


Nefsimin bencilliği gözlerimi kör etmişti. Dertlerim bana benden başkasını unutturmuş¸ sevgisizliğim hırçın bir rüzgâr gibi bana uzanan kalpleri savuruyor¸ incitiyor¸ kırıyordu. Yine bir fısıltı yankılandı kulaklarımda:


Sakın nefsine uyup bir can incitmeyesin¸


Hüsn ü edebi koyup bir can incitmeyesin.


Döndüm yine o güzel sözlerin sahibine. Yaratandan ötürü yaratılanı sevmiş¸ Sevdiğimin sevdiği diye piri İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Hazretlerini sevmiş¸ hizmeti tek gaye bilmiştir. İnsanlığa hizmet eden ne varsa¸ hastane¸ okul¸ yurt¸ çeşme¸ vakıf… Her güzellik¸ her hizmet onun ellerinde hayat bulmuştur. Nefsi için taş üstüne taş koymazken¸ küçükken acıktığında annesinden yemek bile isteyemezken¸ alıp Rabbinin rızasını gönlüne¸ hizmet aşkını yüklenip düşmüştür yollara… Kapı kapı¸ gönül gönül dolaşmıştır o kutsal gaye için… . Hoş görmüştür insanların hatalarını… Hani Ürdün'deki bir sohbet sırasında¸ okunan ilahilerin büyüsü¸ o nurdan halkanın¸ ihvanı yaranın tam ortasındaki pür nur¸ pür şefkat evlad-ı Rasûl'ün asil duruşu davet olmuştu ya bir turist kafilesine… Kıyafetleri uygun olmadığı için oradakiler engel olmak istemişlerdi o halkaya girmelerine… Bir ses yankılanmıştı o sırada. Evlad-ı Rasûl yapılması gerekeni yapmış¸ söylenmesi gerekeni söylemişti. “Hiçbiriniz karışmayın¸ onların da burada nasipleri var.” Ne halde olursa olsunlar “Gel” demişti yaralı yüreklere… İnsanın gönlünde Allahu Teâlâ'nın tecellisi¸ ruhunda O'nun nefesi var diye¸ bir tek kalp kırmamıştır. O gönlü her şeyden üstün görmüştür. “Kâbe'ye arkanı dön de¸ insana dönme.” demiştir. Çünkü O Allahu Teâlâ'nın¸ “Ben yere göğe sığmam da kulumun kalbine sığarım.” deyişini hiç bir zaman unutmamıştır. “Kâbe'yi yıksan dahi incitme gönül yıkma.” sözünü dilinden düşürmemiştir. İşte ben incitmemeyi “muhabbetin asıl membaı”ndan öğrendim. Rabbim sevgisizliği¸ aşkın ateşiyle yakıp¸ küllerinden o sevdanın çiçeklerini yeşertti¸ o sultanı yer ettiğim gönlümde. Bir an gaflete düşüp vefasızlığın zerresini yüreğimde hissettiğim an yine o fısıltı…


Vefalı ol¸ vefa insana layık bir meziyettir¸


Vefasızlık edersen aşinaya pek eziyettir.


O fısıltı¸ alır götürür beni vefanın timsali¸ o kutlu sultanın deryasına… İşte ben vefayı¸ ecdadını unutmayan¸ onların anılarını yaşatan¸ cennetten kabirlerini¸ türbelerini dünyada da cennete çeviren gül nesebin biricik gülünden öğrendim.


İlham Kaynağı Hakikat Fısıltıları


Karanlık gönül tünelimde¸ elinde sevdanın mumu ile uzandı elleri bana. Tuttum o elleri ve devam ettim yoluma. O kısacık hikâyemdeki tek hakikat¸ beni sonsuz bir yolculuğun içine sürükledi. Ama bu sefer tek başıma değildim. Kalbimde “Onun” aşkı¸ önümde bir kılavuz ve nasihatleri… Beni benden alıp Hak yolunda hiçliğe ulaştırmaya çalışan¸ kalbimi kirlerden arındırmak için ihsan edilen¸ Rabbimin ilham kaynağı olduğu Hakikat Fısıltıları… Önümde halka hizmeti Hakk'a hizmet bilen bir Hak eri… O olduktan sonra¸ sonsuzluğa uzanan o hikâyede olmaz ki yürekte ne korku ne şüphe… O Habibullah'ın bize mirası¸ bilmediklerimizi öğreten¸ yazamadıklarımızı yazdıran¸ Aşkın Sahibinin ihsanı… O Es Seyyid Osman Hulûsi Ateş Efendi… Tüm sözler onu anlatmak içindi ama kifayetsizdi biliyorum.


Yıl 1990… Bir haber yankılanıyor. Sadece Darende sokaklarında değil… Tüm ülkede… Aşka düşmüş tüm kalplerde… “Darendeli Osman Hulûsi Efendi vefat etti.” Hani Rasûlullah'ın vefat ettiği gün haykırmıştı Hz. Ömer: “Yıkılsın Medine… ” Yıkıldı da… Nasıl yıkılmasın? Rasûlullah minberdeyken sırtını yasladığı kütüğü değiştirince¸ kütük ağladı ya hani hasretten… Kütük dayanamazken nasıl dayansın Medine… İşte Hulûsi Efendi'nin öldüğü gün¸ eğer orada olsaydım “Yıkılsın Darende” derdim… Ve yıkıldı da… Ama biricik evladında hayat buldu yeniden… O evveli ve ahiri olmayan aşk her gün daha da alevlendi. Ve gün geldi çıktım o deryadan¸ bana sunulan aşkın ucundan tutarak açılmak üzere bu sefer okyanuslara… Rüzgâr güçsüz aciz yaprakları savurur ya acımasızca… Dört yıl sonra dizinin dibinden tekrar gurbete düştü yolum. Hasretiyle her gün sızladı solum… Tam onsuz ne yaparım derken¸ yine bir fısıltı kulaklarımda:


“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Döndüm beni teskin eden sesin sahibine. Ve Rasûlü'mü gördüm aşkı nakış nakış işlediği “Gönüller Sultanının gönlünde”… Şükürler olsun o sevdayı kalbime¸ o fısıltıları kulağıma nasip eden Rabbime ve selam olsun Aşkın Sahibinin Sevgilisine…

Sayfayı Paylaş