DÎVÂN-I HULÛSÎ-İ DÂRENDEVÎ'DE ESMÂ-İ HÜSNÂ

Somuncu Baba

"İslâm düşünce tarihinde Müslüman müellifler¸ Kur'ân ve sünnette geçen Yüce Allah'ın en güzel isimleri hakkında birbirinden muhteşem kitaplar yazmışlardır. Kimileri de ilâhî ahlâkı¸ nesir ve şiir diliyle anlatarak Müslüman insanın ahlâkî hayatını güzelleştirmeye çalışmışlardır. "


Bu makalemizde¸ Allah'ın en güzel isimleri olan Esmâ-i Hüsnâ'nın İslâmî kaynaklardaki dayanağı¸ bu isimlerin iman¸ ibadet ve ahlakî hayatımızda meydana getireceği değişim ele alınacaktır. Sonra da Es-Seyyid Osman Hulûsi Darendevî Hazretlerinin meşhur Dîvân-ı Hulûsî'sinde yer alan en güzel isimlere değinilecektir.


Esmâ-i Hüsnâ'nın Önemi


Kur'ân-ı Kerim¸ Yüce Allah'ı bilme imkânı üzerinde dururken¸ O'nun zâtını değil¸ Zât'ın tabiat üzerindeki farklı tecellîlerini düşünmeye teşvik eder. Bu açıdan Allah'ın zâtını değil¸ mahlûkâtını düşünmek her mükellef üzerine gerekli olan bir sorumluluktur. Şu âyet bu hususa açıkça işaret eder: “Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler.”1 Gerçekten bu âyette¸ Yaratan Allah hakkında değil de yaratılan varlık üzerinde düşünmenin vurgulanmış olması anlamlıdır. Çünkü varlık üzerinde düşünmek¸ Allah'ın kudreti hakkında insanda hayret duygusunu artırır ve Allah'a olan imanı kuvvetlendirir.


Kur'ân'da Allah'ın yüze yakın ismi geçer. Aynı konuda İmâm Tirmizî'nin Sünen'inde Ebu Hureyre (r.a)'den rivâyet edilen bir hadîs-i şerîf'te de Allah'ın doksan dokuz isminin olduğu zikredilir: “Allahu Teâlâ'nın doksan dokuz ismi vardır. Bunları sayan cennete girecektir.”2 Hiç şüphesiz İslâm bilginlerinin genel kanâatlerine göre Allah'ın güzel isimleri salt doksan dokuzdan ibaret değildir. Bu isimlerin geleneksel tasnifte doksan dokuz olarak anılması¸ şerefli mânâlar bu rakamlara bâliğ olduğu içindir¸ adet olarak doksan dokuzda hasredildiği için değildir.3 Bu isimleri¸ sayı ile sınırlandırmak imkân dışıdır. Bilindiği gibi Arapçada¸ yetmiş¸ yetmiş yedi¸ doksan dokuz defa şeklindeki ifadeler daha çok mübâlağa ve çokluktan kinaye olarak kullanılmaktadır.


Dîvân-ı Hûlûsî'de En Güzel İsimler


İslâm düşünce tarihinde Müslüman müellifler¸ Kur'ân ve sünnette geçen Yüce Allah'ın en güzel isimleri hakkında birbirinden muhteşem kitaplar yazmışlardır. Kimileri de ilâhî ahlâkı¸ nesir ve şiir diliyle anlatarak Müslüman insanın ahlâkî hayatını güzelleştirmeye çalışmışlardır. İşte bunlardan birisi de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleridir. O¸ meşhur Dîvân-ı Hulûsî-i Darendevî'de yer alan birbirinden güzel mısraların arasına bu en güzel isimleri bir rahmet damlası gibi serpiştirerek Müslümanlara öğüt vermiştir. Onun şiirlerinde yer verdiği Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden bazıları şunlardır:


Allah (c.c.)


İslâm itikadında Allah kavramı¸ hem lafız ve hem de mânâ olarak sadece ve sadece Yüce Yaratıcı'nın adına tahsîs edilmiştir. İsmin Yüce Allah'a mahsus oluşundan dolayı Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulur: “Hiç sen¸ O'nun adıyla anılan birini bilir misin?”4 Arapçada “ilâh” lafzı¸ her tür mâbûd için kullanılan bir isimken¸ özel bir isim olan Allah lafzı ise¸ bütün güzel isimlerin (esmâ-i hüsnâ) anlamlarını kendisinde toplamış Gerçek İlâh'a delâlet eden özel bir isim olup¸ doksan dokuz ismin en büyüğüdür. Bundan dolayı es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Dîvan'ında sekiz defa¸ esmânın tâcı olan “Allah” ismine yer verir. Ona göre¸ insan kendi yaratılışından hareketle Allah'a ulaşabilir. Nitekim bir beytinde bu durumu şöyle anlatır:


“Hulûsî kim ki kendinde şuhûd eyledi Allâh'ı


O cân erdi visâle bulduğu yârin visâlidir.”5


Bu sebeple her daim mü'min şunu söylemelidir:


“Her büyüklüğe layık Sensin Yüce Allah'ım


Bize lütf u kerem et gündüz gece Allah'ım”6


Er-Rahmân


Rahmân ve Rahîm¸ rahmet kökünden türetilmiş iki isimdir. Rahmân sıfatı¸ ancak Allah için kullanılır¸ başkası için değil. Zira Rahmân¸ rahmeti her şeyi kuşatan demektir. Er-Rahîm ismi başkalarına da verilebilir.7 Hulûsi Efendi¸ ibadetlerdeki ihlâs ve samîmiyet üzerinde durur. Eğer ibadetler ihlâsla yapılmazsa¸ sürekli kötülüğü emreden nefsin¸ insanı Rahmân'a yöneltmeyeceğini söyler:


“İhlâs ile hâs eylemeden gönlü Hulûsî


Emmâre-i nefsin yönü Rahmân'a yönelmez”8


El-Ğaffâr ve Es-Settâr


Kullarının günahlarını bağışlamak suretiyle örtmek anlamına gelir. Çünkü günahları bağışlayan O'dur.9 “O mutlak güç sahibidir¸ çok bağışlayandır.”10 O halde el-Ğaffâr¸ günahları tekrar tekrar¸ çokça bağışlayan demektir. Bu sebeple¸ bütün günahları bir defaya mahsus olmak üzere bağışlayan ve defalarca günaha dönen insanı bağışlamayan el-Ğaffâr ismine layık olamaz.11 Es-Settâr ise¸ “her şeyi örten” demektir. O'nun için Yüce Allah'tan günahlarını bağışlamasını dileyen bir Müslüman Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi gibi şöyle dua etmelidir:


“Ayıpların Settâr'ısın mücrimlerin Gaffâr'ısın


Âlemlerin Hünkâr'ısın yâ Rabbenâfağfirlenâ.”12


El-Halîm


Allah'ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Halîm¸ kendisine isyân edenleri ve emirlerine muhâlefet edenleri gördüğü halde öfkesine kapılıp da hemen cezâlandırmayan Allah'ın bir ahlâkıdır. Eğer Allah günahlarından dolayı hemen onları yakalayıverseydi yeryüzünde insan da dâhil hiçbir canlı nesli kalmazdı. İlâhî rahmeti ve lütfü bağlamında el-Halîm isminin bir tecellîsi olarak günahkârlara belki dönerler diye süre tanımakta¸ azap verme konusunda acele etmemektedir. İşte şu mısralardan Hulûsi Efendi¸ Yüce Allah'ın el-Halîm isminin anlamını çok güzel ifade eder:


Yüzümü sürem hâke düşem zâr ile giryân


“An-mâin cârîin ani'l-hükmi Halîmü”.13


El-Azîm


Allah'ın ululuk bildiren isimlerinden olan el-Azîm¸ büyüklük ve yücelik sahibi demektir. Burada kastedilen cisimlerde büyüklük değil¸ mânevî büyüklüktür. O'nun azameti yanında her şey küçük kalır. Bu isim¸ altı âyette Allah'ı tavsif eder.14 Allahu Teâl⸠varlık yönüyle bütün var olanların en yücesi¸ en ulusudur. O'nun varlığı ezelî ve ebedîdir. O; ilminde¸ kudretinde¸ kahrında¸ otoritesinde¸ hükmünü uygulamasında vb. en büyük olup¸ O'nun dışındaki bütün büyük diye vasıflandırılanlar izâfîdir. İnsanın hakikatin bilgisine ulaşması için bir mânevî yol göstericiye ihtiyacı vardır. Bu sebeple insan¸ Hulûsi Efendi Hazretlerinin dediği gibi; “Azîm Hakk”a giden yüce kervana erişmek için cehd/çaba sarf etmelidir.15


El-Hakk


Hikmetinin gerekli kıldığı bir sebeple bir şeyi vareden kimseye Hakk denilir. Bu sebeple Allah'ın en güzel isimlerinden birisi de el-Hakk'tır: “İşte gerçek/el-Hakk Rabbiniz olan olan Allah budur. Hak'tan sonra sapıklıktan başka ne vardır? Nasıl da döndürülüyorsunuz?”16 Müslüman el-Hakk olan Yüce Allah'ın hak sözü olan vahye tutunmalı ve daima haklıdan yana tavır sergilemelidir. Osman Hulûsi Efendi bir mısraında hak yolcusuna şöyle seslenmiştir:


“Ey gönül hâk idi aslın sen yine hâk olagör


Derd-i Hak ile yanuben cümleden pâk olagör”.17


El-Hayy


El-Hayy¸ kendisine yokluk sebkat etmeyen ve zevâl izlemeyen tam bir hayatı içeren Allah'ın en güzel isimlerinden bir isimdir. El-Hayy isminin bir tecellîsi de mânevî anlamda hayat vermede ortaya çıkar. Hayat verme¸ mecâzî anlamda bir kimsenin hidâyetine vesile olmanın bir diğer adıdır.18 İşte Hulûsi Efendi¸ bir mısraında mecâzî anlamda gönül gözü kapalı olanların nedâmet neticesinde Hayy-ı lâ Yemût olan Yüce Allah'ın el-Hayy isminin bir tecellîsi olarak doğru yola girebileceklerinden söz eder.19


El-Vâhid


Vâhid¸ tek ve eşsiz demek olup; zatında¸ sıfatlarında¸ fiillerinde¸ isimlerinde ve hükümlerinde ortağı ve benzeri olmayan demektir. İşte bütün bu özelliklerle nitelendirilen zât¸ Cenâb-ı Hak'tır. Vâhid¸ Allah'ın bir vasfı olduğu zaman; bölünme¸ çoğalma ve üreme kabul etmeyen anlamınadır. Allah dostu Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin dediği gibi¸ varlığa ibret gözüyle bakmasını bilenler için bütün yaratılmışlar¸ bir “Vâhid-i Mutlak” olan Yüce Allah'ın varlığına delildir.20 Çünkü O¸ her bir varlığı biricik yaratmış ve hiçbir varlık birbirinin tıpkı aynısı olarak yaratılmamıştır. İşte bu¸ Allah'ın tek oluşunun yegâne delilidir.


Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm


“Ululuk ve ikram¸ azamet ve kibriyâ” sahibi anlamına gelen bu güzel isimler Yüce Allah'a aittir. Celâl ismi¸ Allah'tan başkası için kullanılamaz. Allah'ın bu sıfatla vasıflandırılması¸ O'nun varlığını gösteren büyük şeyleri yaratmış olmasındandır. Bir gönül ehli olan Es-Osman Hulûsi Efendi¸ “Cümle hâlim sana ma'lûm ey Kerîm-i Zü'l-Celâl”21 duasıyla¸ Yüce Allah'ın bu iki ululuk isimlerine değinmiştir. Bir Müslüman gündelik hayatında bu iki ismin ilâhî ahlâkın bir yansıması olduğunu bilirse¸ hayatını ilâhî kurallara göre düzenler.


El-Hâdî


Lütuf ile rehberlik anlamına gelen hidâyet; doğru yolu bulmak¸ yol göstermek ve yola girmek mânâlarını şâmil olan “hedâ” kökünden türemiştir. Bir hidâyet rehberi olan Osman Hulûsi Efendi¸ Yüce Allah'ın el-Hâdi ve O'nun Hüdâ'lığına vurgu yapmak suretiyle ‘yol göstericilik' vasfı üzerinde durmuştur. “Sen Hâdi olmasan ana kimdir ki yol bula sana” diyerek Yüce Allah'ın el-Hâdî isminin anlamlar dünyasına dikkatlerimizi çekmiştir.22 Bu açıdan bir kul olarak daima şükür ehli olmalıyız.


El-Bâkî


Yüce Allah bizâtihî varlığı¸ zorunlu olan mevcuttur. O¸ zihinde istikbâle izâfe edildiğinde el-Bâkî¸ geçmişe izâfe edildiğinde de Kadîm adını alır. Dolayısıyla el-Bâkî¸ varlığının başlangıcı ve sonu olmayan anlamına gelir. Bir mısraında Hulûsî Efendi Hazretleri¸ el-Bâkî olanın Allah olduğuna değinir. Devamlı olanın fânî şeyler olmadığını¸ dolayısıyla insanın ebedi olana talip olmasını öğütler.23 Çünkü bu dünya ve içindekiler geçicidir. İnsan geçici olana değil¸ Bâkî olana tutunmalıdır.


Sonuç


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri de bir öğüt niteliği taşıyan Dîvân-ı Hulûsî'de Yüce Allah'ımızın bu isimlerinin bir kısmına vurgu yapmak suretiyle ilâhî ahlâkın önemine işaret etmekle kalmamışlar¸ bu isimleri öğrenme ve yaşamanın insanı şerefli kılacağına değinmişlerdir.24 Onun ifade ettiği gibi¸ gerçek hürriyet¸ Hakk'a esârettir. Hâl ve kâl Müslümanlığı birlikte harmanlanırsa ancak bir anlam ifade edebilir. İşte bize düşen görev de bu güzel isimleri hayatımızın her alanında canlı bir şekilde yaşamak suretiyle temsil Müslümanlığını görünür kılabilmektir.


 


Dipnot



1 3/Âl-i İmrân¸ 191


2 Tirmizî¸ Sünen¸ ” Da'avât”¸ 82.


3 bk. Beyhakî¸ Hüseyin b. Ali¸ el-Esmâve's-Sıfât¸Beyrut¸ ts.¸ s. 6-8; Gazzâlî¸ el-Maksadu'l-Esn⸠Kahire¸ ts.¸ s.124-25.


4 19/Meryem¸ 65.


5 Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006¸ s. 71. Ayrıca bkz. 100¸ 331¸ 369¸ 378¸ 415¸ 418¸ 426.


6 Dîvân¸ s. 337.


7 Râzî¸ Fahreddîn¸ ŞerhuEsmâillahi'l-Hüsn⸠Beyrut¸ 1984.s. 168–169.


8 Dîvân¸ s. 143.


9 40/Mü'min 3.


10 39/Zümer 5.


11 Gazâlî¸ el-Maksadü'l-Esn⸠s. 17.


12 Bkz. Dîvân¸ s. 5¸ 6.¸ 192.


13 Dîvân¸ s. 192.


14 Bkz. 56/Vâkıa¸ 74¸ 96; 69/Hâkka¸ 52; 42/Şûr⸠4; 2/Bakara¸ 255.


15 Dîvân¸ s. 121.


16 10/Yûnus¸ 32.


17 Dîvân¸ s. 79. Ayrıca şu sayfalara da bakılabilir. 81¸ 91¸ 97¸ 140¸ 210¸ 342¸ 354¸ 357¸ 370¸ 410¸ 417¸ 426.


18 Bkz. 6/En'âm¸ 122.


19 Dîvân¸ 6¸ 101.


20 Dîvân¸ s. 371.


21 Dîvân¸ s. 47¸ 56¸ 83¸ 227.


22 Dîvân¸ s. 157¸ 162.


23 Dîvân¸ s. 170¸ 301¸ 310¸ 335


24 Bkz. Dîvân¸ s. 6.

Sayfayı Paylaş