AİLEDE VE ÇOCUK EĞİTİMİNDE ŞİDDET

Somuncu Baba

Şiddet¸ baskı yapmak¸ baskı altına almak¸ zor kullanmak¸ zorbalıkla ve güç kullanımı ile muhatabı etkisiz hale getirmeye çalışmaktır. Şiddetin farklı uygulamalarına şahit olmaktayız:

Fiziksel şiddet: Güç kullanmak¸ dayak atmak¸ darp etmek vb şekillerde sürdürülen şiddettir. Dayak¸ bir şeye kızan ve öfkesi biriken kişinin içindeki kızgınlığı kaba kuvvete başvurarak tahliye etmesidir.


Şiddet¸ baskı yapmak¸ baskı altına almak¸ zor kullanmak¸ zorbalıkla ve güç kullanımı ile muhatabı etkisiz hale getirmeye çalışmaktır. Şiddetin farklı uygulamalarına şahit olmaktayız:


Fiziksel şiddet: Güç kullanmak¸ dayak atmak¸ darp etmek vb şekillerde sürdürülen şiddettir. Dayak¸ bir şeye kızan ve öfkesi biriken kişinin içindeki kızgınlığı kaba kuvvete başvurarak tahliye etmesidir.


Dayak¸ bir eğitim metodu değildir. Eğitici bir faydası da görülmemiştir. Dayakla hizaya getirilen kişi tırstığı için¸ uygun görülmeyen hareketi bir süre yapmaz. Şiddet gören kişi uygunsuz hareketten vazgeçme konusunda ikna olmamıştır ve uygun ortam bulunca hareketine devam edecektir. Dayak¸ kişide psikolojik travmalara da yol açabilir. Dayak yiyenin dayak atana saygısı kalmaz¸ dolayısı ile daha sonraki öğütleri de fayda vermez.


Öfke halinde şiddet bir başladı mı nerede ve nasıl biteceği kestirilemez. Şiddet uygulayanlar¸ çoğunlukla kolayca ezilebileceği kimselere saldırırlar. Dolayısı ile fiziksel şiddette orantısız güç kullanımı söz konusudur. Şiddete maruz kalanlar da çoğu zaman ya kendini savunmaktan aciz bir sabidir ya da kas gücü zayıf ve narin bir hanımefendidir. Dayak yiyerek büyüyen çocuk¸ fırsat buldukça arkadaşlarını döver¸ büyüyünce de eşine ve çocuklarına şiddet uygular. Şiddete maruz kalan eş de bunu çocuklarına yansıtır.


Bu kısır döngüye bir yerde son vermek gerekir.


Fiziksel şiddet gören birinde iki aşırı tavır görülür:


1- Saldırganlık¸


2- İçine kapanma¸


Şiddet uygulama alışkanlığı olanlar;


1- Derin bir nefes alarak¸


2- Konuyu değiştirerek¸


3- Gergin ortamı terk ederek ya da çocuğu o ortamdan uzaklaştırarak olumsuz durumu soğukkanlılıkla geçiştirmeye ve öfkesini kontrol etmeye çalışmalıdır.


“Ya Sabır¸ Hasbünallah¸ la havle vela kuvvete illa billah” denilerek de öfke kontrolü yapılabilir. Peygamberimiz (s.a.v.) sinirlenince abdest almayı tavsiye etmiştir. Eğer zaman ve ortam müsaitse duş da alınabilir. Bu sayede bütün sinirler gevşer ve bir rahatlama sağlar.


b) Sözel Şiddet: Bağırmak¸ korkutmak¸ hakaret etmek¸ sen adam olmazsın demek¸ aşağılamak¸ küfürlü sözler sarf etmek¸ sık sık sorgulamak¸ sıkıştırmak¸ suçlamak¸ eleştirmek¸ yaptığı iyi işleri hafife almak¸ başkaları ile kıyaslamak¸ ben senin yaşındayken diye başlayan sözler. Küsmek¸ sevmediğini söylemek¸ duygu sömürüsü yapmak (Siz beni hasta ettiniz¸ ben ölsem de sizden kurtulsam¸ değerimi ben ölünce anlarsınız vb sözler)¸ yapılan iyilikleri¸ masrafları sık sık hatırlatıp bir nevi başa kakmak.


Sözel şiddete maruz kalan çocuk¸ demek ki ben yeteneksizin tekiyim¸ benden bir şey olmaz vb. düşüncelere kapılabilir. Çocuğun öz güveni ve medeni cesareti gelişmez. Kendisini ve meramını ifade etmekten aciz bir kişi olarak yetişir. Aşağılanan ve hakaret işiten çocuklarda aşağılık kompleksi oluşur.


Çocuk¸ elbette ebeveynin otoritesini bilemeli¸ yanlış bir söz ve hareketin kabul görmeyeceğini ve kendisini zor durumda bırakacağını öğrenmelidir. Ebeveyn¸ yanlış hareketi yapıcı bir üslupla eleştirmelidir. Ebeveyn¸ dolaylı olarak¸ sen benim için değerlisin ama bu hareketini onaylamıyorum¸ mesajı verilmelidir.


Dolaylı Şiddet: Keskin ve sert bakışlar¸ surat asmalar¸ TV izleme ve kendini internete kaptırarak çocuklarla ilgilenmemek¸ onları ilgi¸ sevgi ve nitelikli beraberlikten mahrum bırakmak¸ eşlerin çocukların yanında tartışması¸ çocukların ihtiyaçlarının karşılanmaması¸ sevdiği bir şeyin alınmaması¸ mantıksız kural ve yasaklar vb.


Örnek:


Ebeveyn: Dışarı çıkma.


Çocuk: Neden?


Ebeveyn: Hava yağışlı¸ soğuk¸ karanlık vs. (Mantıklı açıklama)¸ ya da¸


– Ben öyle istiyorum¸ çıkma dedim mi çıkılmayacak¸ o kadar! (Mantıksız ve gerekçesiz açıklama)


Kardeşler arasında ayırım¸ birine başarısından dolayı aşırı ilgi gösterip¸ “Sen de adam ol¸ kardeşin gibi çalış da seni de seveyim.” demek. Bu durum kardeşler arası kıskançlığa ve kavgaya sebep olacaktır.


Sevgi¸ saygı ve gelişim odaklı bir eğitim yerine çocuğun hoşnutluğuna odaklı bir ilişki kurulması da son derece mahzurludur. Yukarıda saydığım farklı şiddet türlerinden sakınayım derken çocuğun yerli yersiz her isteğini karşılamaya çalışmak¸ “Benim yaşadığım olumsuzlukları çocuklarım yaşamasın.” diyerek çocuğun istekleri karşısından edilgen bir tutum sergilemek “çocuk sultan”ları ortaya çıkaracaktır. Bu yaklaşım çocukların omzuna ağır bir yük bindirir ve çocuklar böyle bir yükü kaldıramaz. Çocuklar¸ isteklerinin bir sınırı olduğunu ve her istediği şeyi elde edemeyeceğini¸ her aklına geleni söyleyemeyeceğini bilemelidir.


Sürekli şiddetin olduğu bir evde¸ saygı¸ sevgi ve güven olmaz. İlişkiler hiçbir şekilde sağlıklı¸ alınan kararlar da isabetli değildir. İlişkilerin sağlıklı olmadığı ailelerde kusurlar örtbas edilir¸ yalana başvurulur¸ suç bastırılır. O an itibarı ile yenilen taraf¸ intikam için fırsat kollamaya başlar.


“Bunların hiçbirini ben yapmadım.” diyebilecek birisi içimizde neredeyse yok gibidir.


Şiddet Dürüstlük Kazandırmaz


İbni Haldun Mukaddime'sinde mektep ve medreselerde dayağın yasaklanması gerektiğini söyler. Bu görüşün yüzyıllar öncesinde dile getirilmesi dikkat çekicidir. Sebebini de şöyle açıklar: “Dayak yiyen çocuk pısırık olur¸ çocuğun hevesi ve neşesi yok olur ve onu ilgisizliğe sevk eder¸ çocuk içine kapanır. Kendisini baskı altında hissettiği için düşüncelerini açıklamaktan çekinerek¸ yalancılığa ve ikiyüzlülüğe sürüklenir. Bu yönelimler zamanla onun alışkanlığı ve kişiliği hâline gelir. Baskı ve şiddet korkusuyla dürüstlük kazanmaya alıştırılan çocuk¸ baskıdan kurtulduğunda bu meziyetlerinden de uzaklaşır.1


Eskiden kişi¸ toplum ve devletlerarası problem çözme yöntemi olarak çoğunlukla kavga ve savaşa başvurulurdu. Kavga ve savaşta üstün gelen karşı tarafı etkisiz hale getirerek sorunu bir süreliğine çözmüş olurdu. Bu yaklaşım kültürümüze de yansımıştır:


“Dayak cennetten çıkma”


“Kızını dövmeyen dizini döver¸ oğlunu dövmeyen kesesini döver.”


Bu ve benzeri sözlerle şiddet¸ haklı bir gerekçe varsa meşru hatta gerekli addedilmiştir. Bu tür sözler o günün anlayışı çerçevesinde hüsnü kabul görmüş olabilir ancak günümüz insanı¸ bilgi¸ görgü ve anlayış bakımından daha insanî bir düzeye gelmiştir. Günümüz şartlarında şiddeti makul ve meşru gösterme imkânı kalmamıştır.


Peygamberimiz (s.a.v.)¸ de “Çocuklarınızı yedi yaşından itibaren namaza alıştırın¸ on yaşına geldikleri halde kılmazlarsa dövün.”2 derken¸ o günün toplumunda bilinen ve yaygın olarak kullanılan bir problem çözme yöntemine işaret etmiştir. Unutmamak gerekir ki problem çözme yöntemleri¸ yöresel ve dönemsel şartlara göre değişir. Günümüz çocuklarına¸ beş vakit namaza başlaman halinde sana cep telefonu alacağım denilmesi¸ kızımıza¸ tesettüre uygun giyinmesi halinde altın küpe ve yine cep telefonu vaadi istenen davranışı benimsetmede daha etkili bir yöntem olabilir.


Mükemmel anne babalar olmadığımız için mükemmel bir eğitim yöntemi uygulamamız da beklenemez ancak çocuk eğitiminde doğru ve yanlışın bilinmesi ve yanlışın en aza indirilmesi halinde¸ söz konusu yanlışların daha sonra biz ya da başkası tarafından telafisi de kolay olacaktır.


İçinde garaz¸ hatada ısrar ve önyargı olmayan her kusur af kapsamındadır ve telafisi de mümkündür. Çocuklarımız¸ ayağına diken battığında “anne” diye bağırır ve onun acısı bizi de üzer. Peki¸ biz neden dikenden daha fazla acı verecek şiddet türü davranışları onlara layık görüyoruz?

Sayfayı Paylaş