AHSEN-İ TAKVİM MAYASI

Somuncu Baba

"Nefsine uyup da dinen yasak olan bir şeyi bilerek yapan kişi¸
günah işlemiş olmaktadır. İslâm âlimleri¸ Allah'ın indirdiğiyle
hükmetmemek¸ namaz kılmamak gibi hususları¸ amelî bir küfür¸
yani dinden çıkarmayan itikadî küfür olarak görmüşlerdir."


“Biz¸ gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu¸ aşağıların aşağısına indirdik.” (Tin Suresi¸4-5)


Allahu Teâlâ insanı ahsen-i takvim üzere yani maddi ve manevi biçimlendirmenin en güzeliyle yaratmıştır. Bu güzel yaratıştan anlaşılan çoğu zaman beden güzelliğidir. Fakat insan sadece maddeden oluşan bir mahlûk değildir. İnsanı insan yapan ruhtur. İnsan güzelliğinin en güzel biçimde olması duygusunda özellikle “güzellik” denilen manayı anlamasında ve o duygudan güzeller güzeli¸ en güzel yaratıcıyı ve O'nun mutlak güzellikle olan kemal sıfatlarını tanıyıp¸ O'nun ahlâkı ile ahlâklanmış olmasındandır. İnsan bu yaratılış ile anlamaya¸ inanmaya¸ amel etmeye¸ sevmeye¸ şefkat etmeye¸ feyz almaya adaydır. Peygamberler bu ulvi yaratılışın en bariz örnekleridir elbette. Allahu Teâlâ onları en güzel vasıflarla¸ en güzel kıvamda yaratmış¸ insanlara uyarıcı ve müjdeleyici olarak göndermiştir. Yine veliler¸ âlimler¸ muttakiler¸ bu yaratılışın meyveleridir. Yaşadığımız zaman içerisinden örnek verecek olursak 20. yüzyılda yaşamış Allah dostlarından es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi bu yüce yaratılışın meyvelerinden biridir.


Osman Hulûsi Efendi Peygamber Efendimiz(s.a.v)'in nesl-i pakinden olup Hz. Hüseyin kanalından Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in 36. kuşaktan torunudur.


“Hulûsî sulbumüz el-hak


Rasûlün âline mülhak


Altun silsilenin mutlak


Hep kavm ü kardaşı güldür” dizeleriyle Hulûsi Efendi soyunun Allah Resulünün pak neslinden olduğunu ifade etmiştir.



Peygamberimizin sünnetine olan bağlılığı


Osman Hulûsi Efendi hayatı boyunca tevhid ilkesinden şaşmamış¸ Allah ve Resulüne itaati temel ilke olarak görmüştür. Hz. Peygamber (s.a.v)'e itaatin onun sünnetlerine tabi olmakla olacağını savunan Osman Hulûsi Efendi sünnetler ışığında bir ömür yaşamıştır. Onun hayatına baktığımızda sünnete aykırı bir şey göremeyeceğimiz gibi doğruluğu¸ dürüstlüğü¸ edebi¸ güvenirliliği ile Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e benzerliğini açık ve net şekilde görebiliriz. Hicreti esnasında yola çıkmadan önce kendisine emanet olarak bırakılan eşyaları sahiplerine teslim etmesi için Hz. Ali'yi görevlendiren “el-Emin” lakaplı Allah Resulünün torunu Osman Hulûsi Efendi askerliği döneminde depo sorumlusu iken kendisine emanet edilen eşyaları itinayla muhafaza etmiş¸ kendisi gibi asker olan hemşehrisi kendisinden ayakkabı bağı istediğinde depodakilerin kendisine emanet olduğunu ifade ederek kabul etmemiş¸ arkadaşını kırmamak için ona kendi cebinden 25 kuruş vererek ayakkabı bağını çarşıdan almasını söylemiştir. Böylece arkadaşının kalbini kırmadan emanetleri muhafaza etme yolunu seçmiştir. Buradan yine insanlara verdiği değeri ve kalp kırmamak için sarf ettiği çabayı görebiliriz.


Edep konusunda son derece hassas olan Osman Hulûsi Efendi gerek evlatlarına¸ gerek yolundan gidenlere edep konusunda nasihatler vermiş¸ edebin gerekliliğini¸ büyüklere saygıyı¸ küçüklere sevgiyi tavsiye etmiştir. Oğlu Mahmud Kemal'e yazdığı mektubunda şöyle der:


“Kişinin hüsn-i nesebi¸ hüsn-i edebidir. Daima büyüklerine karşı hürmet ve küçüklerine karşı şefkat et. Ta ki hürmet ve şefkat gibi iki haslet-i cemileye sahip olmuş olasın. Her zaman iyilerle mukarin ol¸ kötülerden ictinab et. Kişinin mi'yari mukarin olduğu kimsedir.”


Osman Hulûsi Efendi¸ Allah Resulü gibi ilme¸ insan yetiştirmeye ve hizmete dikkat etmiş¸ yolundan gidenlere bu yönde öğütler vermiştir. Küçük yaşlarından itibaren ilme olan merakı ile kitaplara yönelmiş¸ yaşadığı bölgeye göre büyük sayılabilecek bir kütüphaneye sahip olmuştur. Her canlıya hizmeti kendine şiar edinmiş olan Osman Hulûsi Efendi kendi nefsini ayaklar altına almış¸ kendisi için taş üstüne taş koymamış fakat söz konusu insanlığa ve canlılara hizmet olduğunda daima en ön safta yer almıştır.


Osman Hulûsi Efendi aynı zamanda bir dîvân şairidir. “Din nasihattir.” düsturunca insanlara iyiliği emredip¸ kötülükten nehyeden¸ onlara bulduğu her fırsatta nasihatler veren Osman Hulûsi Efendi şiirlerinde de e güzel bir dille okuyucularına nasihatlerde bulunmuştur. Osman Hulûsi Efendi'nin şiirlerine bakıldığında ne kadar büyük bir Hakk âşığı olduğu da görülür. Onun şiirleri aşkının bir yansımasıdır.


Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:


“Âdemoğlu ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz:


1-Geride sadaka-i cariye bırakanın¸


2-Hayırlı bir evlat yetiştirenin¸


3-Geride yararlanılacak bir ilim bırakanın.”


Osman Hulûsi Efendi 1990 yılında dünyasını değiştirmiş fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in amel defterinin kapanmayacağı üç kimsenin özelliklerini kendisinde toplamıştır. Yapımında bizzat kendisinin de çalıştığı okul¸ cami vb. inşalar ve kurduğu vakıf ile insanlığa faydalı birçok eser bırakmıştır. Yazmış olduğu şiirler¸ nasihat amacıyla gönderdiği mektuplar ile insanlara ilim kapılarını açmıştır. Yetiştirdiği evlatlar ise Hulûsi Efendi'nin ahrete intikalinden sonra onun başlatmış olduğu hayır işlerini kaldığı yerden devralmış¸ hizmet kervanını daha da genişleterek onun açtığı yoldan devam etmişlerdir. Onun kurmuş olduğu vakıf bugün birçok ihtiyaç sahibine umut olmaktadır.


Osman Hulûsi Efendi Allahu Teâlâ'nın insanın yaratılışına kattığı “Ahsen-i Takvim” mayasını geliştirerek Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in ahlâkı ile ahlâklanmıştır. Osman Hulûsi Efendi dîvânında bunu şu dizelerle dile getirmiştir:


“”Ahsen-i Takvim”sin esfel yerin


Kadrini bil kâmil ol ekmel yerin


Ölmeden a'laya er âfil yerin


Sendedir Âdem demisin Âdem'in


Mazharısın sırr-ı “nefahtü” demin”


İnsanlara düşen de bu maya üzerinde yükselmek ve aşağıların aşağısına inmemek ve “esfele sâfilîn”den olmamak için çaba sarf etmektir. Osman Hulûsi Efendi'nin de dediği gibi bu ulvi yaratılışın kıymetini bilmeli¸ ömür sermayesi tükenmeden içinde bulunduğu anı iyi değerlendirmelidir. Allah'a ibadet için geldiği bu dünyada insan her an Allah'ı ananlardan olmalı ve sünnet-i seniyye üzerine yaşamalıdır. Bu fena âlemine geliş amacı dışına çıkmamak gerekir. Kurtuluşa ermenin tek yolu da budur.

Sayfayı Paylaş