DEĞERLER EĞİTİMİ VE GENÇLİK

Somuncu Baba

Peygambeerlerin kulluk¸ adâlet¸ merhamet¸ ilim ve dayanışma ruhuna yönelik davetlerine icâbette genellikle gençler öncü olmuşlardır. Çünkü gençlerin hesâbı yoktur. Çünkü gençlikte kayıtlar ayak bağı olmaz. Çünkü gençler alışılmışlığın ötesinde gerçeğin peşindedirler. Yetişkinler alıştıkları düzeni¸ kazandıkları fırsatları¸ sıkı sıkıya bağlı kaldıkları âdet ve gelenekleri¸ benimsedikleri inançları sorgulamak ve değerlendirmekten uzaktırlar. Bâtıl davalarından vazgeçip hak ve hakîkat arayışına girmeleri çok kolay olmamaktadır. Toplumlar gençleri zayıf¸ g


İslâm'ın Muhâtap Kitlesi


İslâm'ın mesajı evrenseldir. İnsanlığın herbir ferdini hidâyete erdirmek istemektedir. Aklî dengesi yerinde olan bütün insanları muhâtap kabul ettiği için Kur'ân¸ çok yerde¸ “Ey insanlar!” diye seslenmektedir. Peygamber Efendimiz de ömrü boyunca cinsiyeti¸ yaşı¸ mesleği¸ etnik mensûbiyeti¸ toplumsal statüsü ne olursa olsun bütün insanların kalblerini yoklamış¸ bütün muhâtaplarının dünyasına inmeye çalışmış¸ en umutsuz isimlerin bile dönüşümünü gerçekleştirmiştir. O hidâyet edenin Allah olduğunu bildiği için hiçbir muhâtabını kendi kaderine bırakmamış¸ her fırsatı değerlendirmiş¸ her yaş grubundan insana seslenmiştir. Onun davetinden şereflenmeyen toplum kesimi kalmamıştır. Çocuklar¸ gençler¸ kadınlar¸ yaşlılar¸ çobanlar¸ hizmetçiler¸ köleler¸ krallar¸ memurlar¸ âmirler¸ yerliler¸ yabancılar herkes kendini onda bulmuş¸ onun sıcak sesiyle dirilmişlerdir. Geçmişi ne kadar karanlık olursa olsun onun davetine kulak verenler aydınlığa ermiş¸ Peygamber Efendimiz de kimsenin geçmiş günahlarını gündeme getirmemiştir.


İnsan olarak herkesi Allah'a kulluğa davet eden Peygamber Efendimiz diğer yandan bütün Müslümanların imanda derinleşmelerini hedeflemiştir. Müslüman toplumun bütün fertlerini etrafında halkalandırmıştır. Yetişkinler kadar gençler ve çocuklar¸ erkekler kadar kadınlar¸ yerliler kadar yabancılar¸ eş ve dostları kadar tanımadık kitleler de onun etrafında toplanmış¸ o etrafında toplanan bütün inananların umudu olmuş¸ iman şerbetini içen bütün mü'minlerin dirilişine öncülük etmiştir. O hiçbir mü'minin gözardı edilmesine müsâade etmemiş¸ hiçbir mü'minin dışlanmasına fırsat vermiştir. İslâm¸ toplum içerisindeki yerleri ne olursa olsun¸ her kesime özel değer vermiştir. Çünkü Allah¸ insanların kalıplarına değil onların kalplerine bakar¸ dış görünüşlerine değil amellerine bakar.



İslâm inananları Allah'ın katında tarağın dişleri gibi eşit sayar. Üstünlüğün ancak takvâda olduğunu belirtir. Bütün inanları hayırda yarışmaya davet eder. Bu minvalde Peygamber Efendimiz¸ “Güçlü mü'min¸ zayıf mü'minden daha hayırlı ve Allah'a daha sevimlidir. Ama her Müslümanda da hayır vardır.[1] buyutmaktadır.


Peygambeerlerin kulluk¸ adâlet¸ merhamet¸ ilim ve dayanışma ruhuna yönelik davetlerine icâbette genellikle gençler öncü olmuşlardır. Çünkü gençlerin hesâbı yoktur. Çünkü gençlikte kayıtlar ayak bağı olmaz. Çünkü gençler alışılmışlığın ötesinde gerçeğin peşindedirler. Yetişkinler alıştıkları düzeni¸ kazandıkları fırsatları¸ sıkı sıkıya bağlı kaldıkları âdet ve gelenekleri¸ benimsedikleri inançları sorgulamak ve değerlendirmekten uzaktırlar. Bâtıl davalarından vazgeçip hak ve hakîkat arayışına girmeleri çok kolay olmamaktadır. Toplumlar gençleri zayıf¸ güçsüz¸ toy ve tecrübesiz¸ aklı ermez kabul etseler de gençler vicdanlarının sesine kulak verir¸ hayatı yeniden yorumlamanın gayretini sürdürürler. Bu nedenle bütün ideolojiler¸ inançlar ve sistemler kendilerini gençlerin ellerine emânet ederler. Çünkü gençlerin beyinleri yenilikleri kabûle daha hazırdır.  Gençlerin zihin dünyaları berrak¸ şartlanmamış¸ kartlaşmamış¸ taze ve temizdir. Yeni düşünce sistemlerini samîmî duygularla kabule yeltenen gençlerin dâvâya olan sadâkatleri güçlü olmaktadır. İşte Mekke'de İslâm'ın tebliğini gerçekleştiren Hz. Peygamber (s.a.v.)'in etrafında da çoğunlukla gençler yer almışlardır. Babası Ebû Tâlib'in hesap kitabına rağmen Hz. Ali'nin çocuk yaşta ve cesurca kararıyla Peygamber Efendimize imanı bunun en güzel göstergesidir. Zeyd b. Harise¸ Sad b. Ebî Vakkas¸ Talha b. Ubeydullah¸ Ebû Ubeyde b. Cerrah¸ Zübeyr b. Avvam¸ Abdurrahman b. Avf¸ Mus'ab b. Umeyr¸ Ebû Zer-i Gıfârî¸ Abdullah b. Mesud¸ Ebû Seleme¸ Erkâm b. Erkâm¸ Osman b. Maz'ûn¸ Ubeyde b. Hâris¸ Hz. Ömer'in kız kardeşi Fâtıma¸ Ebû Bekir'in kızları Esmâ ve Ayşe¸ Habbâb b. Eret¸ Umeyr b. Ebî Vakkas¸ Abdullah b. Cahş¸ Ca'fer-i Sâdık¸ Hamza b. Ebî Tâlib¸ Ömer b. Hattâb gibi isimlerin çoğu Müslüman olduklarında henüz yirmi yaşına bile girmemişler veya Peygamberimizden daha küçük yaştaydılar.[2]


Gençlerin berrak zihinlerinde kökleşen ve dinamik yaşantılarında kıvâma eren İslâm¸ genç sahâbeler vasıtasıyla köhne zihniyetleri dönüştürmüş ve sakat düşünceleri düzeltmiş¸ bâtıl uygulamalara son vermiştir. Genç sahâbelerin büyük desteğini gören Peygamber Efendimiz¸ her zaman onların yetkinliklerinden bahsetmiş ve onları önemli görevlere getirmiştir. Mesel⸠Bedir Savaşı'nda henüz 21-22 yaşlarında bulunan Hz. Ali'yi sancaktar yapmış; Tebuk Gazvesi'nde Neccaroğulları sancağını 20 yaşında bulunan Zeyd b. Sâbit'e vermiş; kırk bin kişilik büyük bir orduya henüz 18 yaşında bulunan Üsame b. Zeyd'i komutan olarak atamış; 21 yaşındaki Muaz b. Cebel'i kadı olarak Yemen'e göndermiştir.


Müşrikleri Peygamber Efendimizin gençlerle içli dışlı olmasını yadırgamış¸ gençlerle oturup kalkmasına şaşırmış¸ gençlere yetki ve görev vermesini geleneğe aykırı bulmuşlardır. Bir defasında Peygamber Efendimizi Habbâb b. Eret¸ Suhayb-i Rûmî¸ Bilâl-i Habeşî ve Ammâr b. Yâsir gibi genç sahâbelerle otururken gören Kureyş'in uluları ona gelip şöyle dediler: “Ey Muhammed! Sen bunlara mı râzısın? Demek Allah¸ aramızdan bunlara mı lutfetti? Şimdi biz¸ onlara mı tabi olacağız? Kov onları yanından¸ belki o zaman sana uyabiliriz!”


Başka bir rivâyette ise şöyle dediler:


“Bizim için onlardan ayrı bir oturum yap. Senin yanına Arap heyetleri geldiğinde biz bu çoluk çocuktan utanıyoruz. Bâri biz yanına gelince onlardan uzaklaş. Biz gittikten sonra istersen onlarla otur.”


Peygamberimiz onların bu teklifini kabul eder gibi olunca da; “Bu konuda bize bir yazı yaz.” dediler. Peygamberimiz¸ Hz. Ali'den yazması için kağıt ve kalem getirmesini istedi. Tam bu sırada şu âyetler indi. Bunun üzerine Peygamberimiz elindeki kağıdı attı¸ sonra da o güçsüz ve zayıf genç Müslümanları çağırdı.[3]


“Rablerine toplanacaklarından korkanları Kur'an ile uyar. O'ndan başka bir dost ve aracıları yoktur. Umulur ki¸ Allah'tan sakınalar.


Sabah akşam¸ Rablerinin rızâsını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesâbından sana bir sorumluluk yoktur¸ senin hesâbından da onlara bir sorumluluk yoktur ki¸ onları kovarak zulmedenlerden olasın.


Böylece¸ ‘Aramızdan Allah bunlara mı iyilikte bulundu?' demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?


Âyetlerimize inananlar sana gelince¸ 'Size selâm olsun' de. Rabbiniz¸ sizden kim bilmeyerek fenâlık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse¸ ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O¸ bağışlar ve merhamet eder.[4]


“Sabah akşam Rablerinin rızâsını dileyerek O'na yalvaranlarla beraber sen de sabret. Dünya hayatının güzelliklerini isteyerek gözlerini o kimselerden ayırma. Bizi anmasını kendisine unutturduğumuz ve işinde aşırı giderek hevesine uyan kimseye uyma.”[5]


Gençlik ruhunu yansıtması bakımından fetâ ve fütüvvet kavramının İslâm medeniyet tarihinde çok özel bir yeri vardır. Toplumsal dejenerasyona¸ bireysel buhrana ve insanlık gerçeğinden uzaklaşmışlığa işaret eden; genç¸ delikanlı¸ cömert¸ civanmert ve yiğit anlamlarına gelen “fetâ” kavramı¸ Kur'ân-ı Kerim'de Hz. İbrâhim (a.s.)¸ Hz. Yûsuf (a.s.)¸ Hz. Mûsâ'nın yol arkadaşı¸ Hz. Yûsuf'un zindan arkadaşları ve Ashâb-ı Kehf için kullanılmıştır. Bu kullanımlarla toplumun altyapısı ve gelecegi olan gençliğin hem önemine dikkat çekilmiş¸ hem de gençlere en güzel örnekler sunulmuştur.


Hz. İbrâhim¸ tevhîd mücadelesinin sembol ismi kabul edilen gençlerdendir. Gözü ve gönlü Hak'tan başkasını görmemekte¸ tek başına Hak yolunun öncüsü kabul edilmekte¸ haklı davasını sonuna kadar sürdürmektedir. Gönlünü Rahmân'ın sevgisiyle doldurduğu için Allah (c.c.) onu Halîl olma makâmına erdirmiştir. Nemrûd'un huzurunda hak sözü söylemekten kaçınmayışı¸ putperest kavmini susturacak güçlü delilleri seslendirmesi¸ misâfirsiz sofraya oturmayacak kadar cömert oluşu ve Allah yolunda gözünü kırpmadan ateşe atılması Müslüman gençliğin temel hususiyetleridir.


Yûsuf Suresi gençliğin anlam haritasını ortaya koymaktadır. Yûsuf (a.s.)‘ın hayatı Kur'an'da ahsenu'l-kasas olarak aktarılmakta¸ örnek alınacak güzel hasletlere işaret etmektedir. Zira Hz. Yûsuf'un hayatı bütünüyle gençler için en güzel ve en canlı bir örnektir. Şirkten¸ zinâdan¸ günahtan kendini arındıran¸ zinâya yaklaşmaktansa zindanda yatmaya râzı olan¸ kendine ihânet eden kardeşlerini bağışlama inceliğini gösteren¸ hapishanenin en olumsuz şartlarında bile dinini anlatmaktan geri durmayan o güzel insanı Kur'an bize yiğit delikanlı olarak tanıtmaktadır.


Sonuç olarak¸ gençlik sahip çıkılması ve değerlendirilmesi gereken bir nimettir. Gençliğin sağlam gıdalarla beslenmesi¸ enerjisinin boşa harcanmaması¸ belirsiz adreslere savrulmaması¸ elinden tutup sahip çıkılması ve hayırlara kanalize edilmesi gerekmektedir. İbadetlerine dikkat eden¸ ahlâkî güzelliklere bürünen¸ yüksek ilim düzeyine sahip olan ve mensup olduğu topluma müspet mânâda katkılar sunan hizmet eri kılınması gerekmektedir. Arka sokaklarda kendi kaderine terk edilen¸ yaşadığı topluma yabancılaşan ve değerlerden yoksun kılınan gençliğin çare değil sorun olacağı bir gerçektir. Mehmet Akif Ersoy'un Asım'ın Nesli¸ Necip Fazıl Kısakürek'in Mehmedim adıyla formüle ettiği ettiği erdemli gençlik ancak ahlâkî terbiyesinin gücüyle kemâle erecektir.


 






[1] Müslim¸ Kader 34.



[2] Komisyon¸ Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi¸ Çağ Yayınları¸ İstanbul 1992¸ c. I¸ s. 387-388.



[3] İbn Kesir¸ Tefsîr¸ c. II¸ s. 134-135; c. III¸ s. 80-81.



[4] 6/En'âm¸ 51-54.



[5] 18/Kehf¸ 28.

Sayfayı Paylaş