SEVMEK VAZİFE SEVİLMEK İSE İMTİYAZDIR

Somuncu Baba

Sevginin bihakkın yaşandığı aile ortamında anne sevgisi¸ annelik duygusu gibi fıtri bir vazife¸ babanın sevgisi üstlenilmiş bir vazife¸ evladın sevgisi ise ahlaki bir vazifedir. Sevme vazifesinin ifasını sevilme imtiyazı takip eder. Böylece aile ortamında dünyanın paha biçilmez alışverişi¸ fazlaca mali bir bedel ödemeden doğal akışı içinde cereyan eder. Eğer aile ortamında yaşanan ve insana manevi güç veren aile sevgisi olmasaydı¸ aile kurumu da meydana gelmezdi. İnsanların çoğu¸ hayatın zorluklarını göz önüne alarak evlenmekten imtina ederdi. Aile bağlarının az olduğu Avrupa'da aile kurum

Sevgi¸ sevenle sevilen arasında meydana gelen bir gönül işbirliğidir.


Sevgi¸ bütün benliğinle sevilene yönelme hareketidir.


Sevgi¸ her kalbe Allah tarafından yerleştirilmiş ilahî bir cevherdir.


Sevginin doyasıya uzun süre yaşandığı yer hiç şüphesiz aile ortamıdır.


Sevgi¸ ilahî bir mevhibe olarak her insanda bulunur. İçindeki sevgiyi keşfedenler¸ dış dünyaya daha anlamlı bakarlar. Bir adı da el-Vedûd (çok seven) olan Allahu Teâl⸠bu özelliğini insanların kaynaşması ve mutlu olması için imanın yeri olan gönüllere yerleştirmiştir. 


 Kalp¸ sevgi ile imanın ortak mekânıdır. İman¸ sevgiyi güvenilir hale getirir¸ sevgi de imanın şefkat ve merhamet boyutunu zenginleştirir. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ "İman etmedikçe Cennete giremezsiniz¸ birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız. Size bir yol göstereyim ki onu yaptığınızda aranızda sevgi artsın: Aranızda selamı yayın." (Müslim¸ İman¸ 81)  buyurmuşlardır. 
Her insanın yaratılışı ve kişiliği nev-i şahsına münhasırdır¸ yani herkes özeldir. Bilinçli insan¸ kendisine ait kimlikle tanınmak¸ kendi şahsiyeti ile toplumda yer edinmek ve fark edilmek ister.  Herkes¸ bulunduğu yerde kendisine değer verildiğini bilme arzusundadır. Sevgi insanda¸ ruhu besleyen¸ maneviyatı güçlendiren¸ davranışları motive eden bir enerji/gıda işlevi görür. Sevgi¸ hayatı anlamlandırır¸ kişiye yaşama sevinci verir. Buna göre sevgi¸  insanî bir ihtiyaçtır. Bu insanî ihtiyacın yerli yerince kullanılması ise insanın hayattaki en temel görevleri arasında yer alır.
Sevginin karşılığı hayatta ancak karşılıksız içten bir sevgidir. Sevgi¸ denk bir sevgi ile alınır ve verilir. Bu sebeple önce seven olmak ve sevmeyi vazife edinmek gerekir. Seven gönül¸ sevgi bekleyen gönülden üstündür. Seven¸ sevmekle kendinden bir şey kaybetmez aksine kapsama alnını genişleterek konumunu güçlendirir.
Sevilmek ve sevgiye layık olmak ise çok özel bir imtiyazdır¸ bir insan için en büyük onur¸ hayatta elde edebileceği en değerli ödüldür. Sevilen insan¸ her türlü takdiri hak etmektedir. Çünkü insanlar onda sevilecek bir takım değerler keşfetmiştir. Sevilen insan¸ sevgiye gerekçe olan erdemi¸ ahlâk-ı hamidiyyeyi ve yüksek şahsiyeti elde etmek için büyük emek sarf etmiştir.
Sevginin bihakkın yaşandığı aile ortamında anne sevgisi¸ annelik duygusu gibi fıtri bir vazife¸ babanın sevgisi üstlenilmiş bir vazife¸ evladın sevgisi ise ahlaki bir vazifedir. Sevme vazifesinin ifasını sevilme imtiyazı takip eder. Böylece aile ortamında dünyanın paha biçilmez alışverişi¸ fazlaca mali bir bedel ödemeden doğal akışı içinde cereyan eder. Eğer aile ortamında yaşanan ve insana manevi güç veren aile sevgisi olmasaydı¸ aile kurumu da meydana gelmezdi. İnsanların çoğu¸ hayatın zorluklarını göz önüne alarak evlenmekten imtina ederdi. Aile bağlarının az olduğu Avrupa'da aile kurumunun zayıf olmasının sebebi de budur.
Sevginin bir ürünü olan hoşgörü¸  içten gelebilecek kin¸ hırs ve nefret duygusunu bertaraf eden¸ dıştan gelebilecek tacizleri engelleyen bir filtre gibidir. Hoşgörü¸ yapılan yanlışlıkları iyi görmek ve onaylamak değildir. Hoşgörü¸ insanın yanılabilen bir varlık olduğunu kabullenmek ve karşılaşılan yanlışlıklara ister istemez katlanmaktır.  
Sevgiyle mutlu ve huzurlu olmak varken¸ kin ve nefret duygularıyla kişinin kendisini tahrip etmesi akıl kârı mıdır? Önyargılarla¸ yanlış anlamalarla¸ su-i zanla¸ gıybet ve iftiralarla bir yandan kendi öz malımız olan sevgiyi tahrip ederken diğer yandan kalbe ağır bir yük yüklemiş oluyoruz. Sevginin tam zıddı olan kin ve nefret duygusunun¸ çirkin işlerin kalbe girerek sevgiyi ifsat etmesini önlemek için bir zırh olarak kullanılması icap eder.  Zırhın¸ ağır olanı da¸ gereksiz kullanımı da bedene eziyettir.
Nefret¸ sevginin savunma mekanizmasıdır. Gerekmesi halinde¸ az miktarda¸  orantılı bir şekilde¸ kâfi miktarda kullanılması gerekir. Nefret¸ fuhşiyattan¸ her türlü kötülükten ve taşkınlıktan korunmak içindir. Sevgi her zaman¸ nefret ise gerektiği zaman faal olmalıdır. Kalbin ayarı bozulunca nefret duygusu¸ iyiye¸ doğruya ve güzele isabet etmeye başlar.
Sevgi ilahî bir mevhibe¸ nefret ise beşerî bir musibettir.
Özellikle aile fertleri arasında meydana gelebilecek nefret duygusu¸ Allah korusun binanın temeline konulmuş bir dinamit gibi tahripkâr bir tesir icra edebilir.
Sevgi¸ salim kalbin ödülü¸ nefret ise fesat kalbin ıstırabıdır.  Salim kalbin sevgi ödülü akl-ı selimden gelir¸ fesat kalbin cezası ise önyargı tarafından kesilir.
 Sevginin pirlerinden Yunus Emre şöyle der:


Ben gelmedim da'vî için


Benim işim sevi için


Dostun evi gönüllerdir.
Gönüller yapmaya geldim


Gelin tanış olalım¸ işi kolay kılalım
Sevelim sevilelim¸ dünya kimseye kalmaz.
Kültür ve edebiyatımızın mimarlarından olan Hazret-i Mevlânâ'nın şaheseri Mesnevi'nin ana teması sevgidir. Mevlânâ'ya göre sevgi; acıyı tatlıya¸ toprağı altına¸ hastalığı şifaya¸ zindanı saraya¸ belayı nimete ve kahrı rahmete dönüştürür. Demiri yumuşatan¸ taşı eriten¸ ölüyü dirilten sevgidir. 
 Hülasa insanın anlamlı¸ kaliteli ve mutlu bir yaşam sürmesinin en önemli vasıtalarından biri sevmek ve sevilmektir.  İnsan¸ sevgiyle gerçek aşka ve nihaî gaye olan Rabbinin rızasına ulaşır. İnsanlık âleminde sevgi¸ fizik biliminin yerçekimi kanunu gibidir. Sevgi birleştirir¸ kin ayırır¸ insanları birbirinden ayıran her şey günahtır. Kin ve nefret¸ kötülerin¸ sevgi ve hoşgörü ise Allah'ın salih kullarının tarzıdır. Demek ki sevmek vazife¸ sevilmek ise bir imtiyazdır.

Sayfayı Paylaş